Kanaat-ı Vicdaniyenize Göre

Size bir şey söyleyeyim izin verirseniz.

Bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Zira bunu hatırda tutmaya ihtiyaç var her zaman, her demde..

Söyleyeceğim değişmeyen gerçek şudur:

- Zalim hiçbir zaman kazanmamış, mazlum da hiçbir zaman kaybetmemiştir!

Evet, bunu böyle bilmeli, böyle kabul etmelidir, her zaman, her dem...

İsterseniz tarih boyunca zalimle mazlumun akıbetine bakın. Her ikisi de bu imtihan dünyasını terk etmişler. Ama biri zalim olarak, öteki de mazlum bulunarak... Şu anda her ikisi de Mahkeme-i Kübra'dalar. Siz de biliyorsunuz büyük mahkemedeki durumlarını. Öyle ise siz söyleyin, kazanan kim, kaybeden kim? İsterseniz hayalen yaklaşın, resmen de sorun. Deyin ki:

- Ey zulmüyle çevresini titreten! Nasılsın, iyi misin, halinden memnun musun?

Vereceği cevaptan emin olabilirsiniz. Kulağınıza gelecek cevap kesin:

- Keşke bu zulme alet olmasaydım, keşke böylesine anlayışsız ve idraksiz bulunmasaydım. Simdi burada öylesine bir azap içindeyim ki, bin pişmanım yaptıklarıma. Ama iş işten geçmiş, son pişmanlığım fayda vermez olmuştur...

Şimdi bu konuyu burada bitiriyor, yeni bir konuya giriyorum.

Yeni konu, okuyucumun sorusu. Sızlanan hanım kızımız diyor ki:

- Ben bunca senedir okudum, son devreme de gelmeyi başardım. Artık mezun olma günlerindeydim. Ama son imtihana alınmadım, başımı açma şartı koydular. Ya başını açacaksın, ya da kazandığın bütün haklardan mahrum olacaksın, dediler. Ne diyorsunuz? Ne diyeyim. Hekimoğlu'nun nüktesini diyorum. Şöyle söylenmişti bir zamanlar:

- Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal; ama şimdilerde ne bıyık kaldı ne sakal. Öyle ise, tükür tükürebildiğin kadar!.

Tabii bu fıkranın bizim konumuzun ciddiyetiyle pek alakası yoktur. Sadece stres atmak için söylenmiş bir laf olur, o kadar. Ben bu konuya biraz daha esnek ve geleceği düşünerek bakmak istiyorum. Şöyle ki:

- Kanaat-i vicdaniyenize bakın, ona göre hareket edin, diyorum.

Şayet hizmet etmeyi esas alıyor, yahut da bulunduğunuz görevde hizmet ettiğinizi düşünüyorsanız, hizmetinizi terk etmeyin, görevinizi bırakmayın. Çünkü bu hak eninde sonunda alınacaktır. Eğer hizmet etmeyi düşünmüyor, böyle bir zaruretin olmadığını kabul ediyorsanız, yine kanaat-i vicdaniyenize göre hareket edin, kararı kendiniz verin.

Bu devrenin geçici olduğu söylenebilir. Bugün kazanmak üzere olduğunuz haklarınızdan bir çırpıda mahrum kalırsanız, sonra şartlar değişip de ortam müsait hale gelince verdiğiniz şimdiki kararınızdan üzüntü duyar mısınız, pişmanlık hisseder misiniz? Size böyle karar verdirenlere saygı ile bakar mısınız?..

böyle ihtimalleri düşününce diyorum ki, kanaat-i vicdaniyenize göre hareket edin, sonra sebep olanları suçlamayın...

Bununla beraber bu mücadele sürmeli, bu hakkini alma azmi devam etmelidir. Ondan vazgeçmek hiçbir zaman akla gelmez zaten.

Şurası da bilinen bir hakikat ki, isteyerek işlenen yanlışla, zulmen maruz bırakılan yanlışın sorumluluğu aynı olmaz. İsteyerek işlenen hataların vebali daha ağırdır mutlaka...