Yazdır

Fethullah Gülen Hocaefendi'den The Atlantic'e özel röportaj

Yazar: fgulen.com Tarih: . Kategori 2013 Haberleri

Oy:  / 174
En KötüEn İyi 

Fethullah Gülen Hocaefendi'den The Atlantic'e özel röportaj

Fethullah Gülen Hocaefendi, ABD’nin ünlü dergisi The Atlantic’e özel bir röportaj verdi. Jamie Tarabay imzalı röportajda 'İfade özgürlüğü'nden 'İslam'da kadının rolü'ne, Hocaefendi'nin neden Türkiye'ye dönmediğinden, Musevilere dair görüşlerine kadar pek çok konuya değiniliyor.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Türkiye ve Orta Asya’da iyi tanınmasına rağmen henüz ABD’de henüz pek bilinmediğine dikkat çeken Tarabay Gülen'e ilk olarak neden basının karşısına nadiren çıktığını soruyor. Cevap olarak mütevazı bir ailede büyüdüğünü ve utangaç bir yapıya sahip olduğunu belirten Gülen, inzivada bir hayat yaşamayı tercih ettiğini ifade ediyor.

Tarabay’ın dikkatini ilk olarak Gülen’in küçük ve mütevazi odası çekmiş. İstediği kadar geniş imkanlara sahip olabilecekken neden küçük bir odada yaşadığını soran gazeteciye Gülen şu cevabı veriyor: “Tüm hayatım bu şekilde geçti. Öğrencilik yıllarımda ve sonrasında her zaman böylesine mütavazı bir yerde yaşadım. Bu, ülkemin insanları gibi yaşamak istediğimden kaynaklanıyor çünkü kendimi onlardan biri gibi görüyorum. Kendimi hiçbir anlamda katiyen üstün görmedim. Ayrıca bu benim tabiatımdan kaynaklanıyor. Ahirete ve böyle bir hayat yaşamanın doğru olduğuna inanıyorum. Kendimi dünyaya fazla bağlamak istemiyorum.”

The Atlantic dergisinde yayınlanan ropörtajın devamı şu şekilde:

Hala öğrenci yetiştiriyor musunuz?

Sağlığım el verdiğince burada hergün öğrencilerimle vakit geçirmeye çalışıyorum. Bazı günler sağlığım buna engel oluyor ama hayatta kaldığım sürece onlarla birlikte çalışmayı istiyorum.

Bayan öğrenciniz olmadığını duydum

Arkadaşlarımız Türkiye’de bayanların da katıldığı yüksek lisans seviyesinde ilahiyat dersleri yürütüyor. Burada aynı sistem uygulanamıyor ama dersleri düzenli takip eden bayanlar var.

İslami geleneğe göre kadının rolü annelikten mi ibarettir?

Hayır değildir. Anneliğin müstesna yeri mahfuz, kadın mevzuundaki genel mülahazalarımız onların hususi halleri gözetilerek askerlik, hekimlik, hakimlik ve cumhurbaşkanlığı da dahil her rolü üstlenebilmesi için imkan tanınması istikametindedir. Nitekim tarih boyunca Müslüman kadınlar hayatın her diliminde kendine göre katkıda bulunmuşlardır. Saadet asrında Hz. Aişe başta olmak üzere, Hz. Hafsa ve Hz Ümmü Seleme validelerimiz fukaha ve müçtehitler arasında yer almaktaydı ve onlara erkekler müracaat ediyordu.

Bu misaller dikkate alındığında İslam’da esasen kadının hayatını kısıtlama ve hareket alanını daraltmanin söz konusu olmadığı anlaşılır. Bugün maalesef bazı yerlerde İslami kaynakların yanlış yorumlanmasına bağlı olarak kadınların içtimai hayattan tecrit edilmesi serişte edilerek Müslümanlık aleyhine dünya çapında propaganda yapıldı.

Eğer bu ülkede siz, inançlarınız ya da öğretileriniz hakkında çok fazla bilgisi olmayan insanlara tek bir şey söyleyecek olsaydınız bu mesaj ne olurdu?

Kendimi tanıtma gereği duymuyorum. Hiçbir zaman insanlar tarafından bilinmek veya tanınmak peşinde olmadım. Sadece inandığım fikirleri çevremdeki insanlarla paylaşıyorum. Eğer buna rağmen insanlar beni biliyorsa bu onların talihsizlikleridir.

Asıl inancım dünyada barışın sağlanması, insanları kötü davranışlardan eğitim yoluyla mümkün olduğunca uzak tutmak. Bir arap atasözü der ki: "Eğer bir şey bütünüyle elde edilemezse, tamamen de terk edilmemelidir."

Sizden ilham alan insanların kurduğu eğitim müesseselerin sayıca çokluğundan endişe eden Amerikalılara mesajınız ne olur? Şayet bir eğitimci sizin eserleriniz ve hayatınızdan ilham almışsa bunun kendi hayatına nasıl yansımasını beklersiniz?

Öncelikle bir hususu tashihle söze başlamak isterim. Hiçbir okulun kuruluşunda veya yönetiminde bulunmadım. Benim tesirim, şayet bir tesirden bahsedilecekse, vaaz, konferans ve seminerler vasıtasıyla olmuştur. Beni dinleyenler arasında eğer bir kredim varsa bunu bugüne kadar herkesi eğitim müesseseleri açmaya teşvik etmek için kullandım. Ancak okuyan, düşünen, insanları seven ve birikimlerini insanlığın hizmetine sunan nesiller yetiştirmek suretiyle dünya çapında barış ve uzlaşmaya gidilebileceğini anlattım.

Fark edilme peşinde koşmuyorsunuz fakat ‘TIME'ın En Etkili İlk 100 İnsan’ listesi arasında son derece ihtiyaç duyulan ılımlı bir ses olarak anıldınız. Neden? Ve diğer ılımlı sesler kendilerini duyurmak için ne yapabilir?

Dünyada ılımlı, farklı sesler olmasına rağmen bazen bunlar arasında görüş birliğine ulaşmak zor olabiliyor. Belki bu açıdan örnek olmak daha önemli. Türkiye bu konuda örnek olabilir mi? Bu hareket örnek olabilir mi, bu camia örnek olabilir mi? İnanıyorum ki kendi kendimizle yüzleşirsek, kendimizi sorgularsak, herhalde iyi bir örnek olamadığımızdan ve değerlerimizi tam temsil edemedigimizden, dünyada büyük bir merak ve sempati görülemedi. Fakat Allah’ın izniyle bunun olacağından ümitliyiz. Bu görüşler Türkiye’de hoş görülmüyordu, ama şimdi yavaş yavaş benimseniyor. Hatırlarsanız bundan 20 yıl önce demokrasinin geri dönülmeyecek bir süreç olduğu söyledigimde, şu anda hükümeti destekleyen bazı medya organları buna şüpheyle yaklaşıp beni ciddi şekilde eleştirmişti.

Daha önceki ifadelerinizde "Eğer bir Müslüman olarak tam ifade özgürlüğüne sahip bir demokraside yaşıyorsanız o zaman başka türlü hükümete ihtiyaç kalmaz." demiştiniz. 'İfade özgürlüğünden mahrum Müslüman'a örnek verebilir misiniz? Ve böyle bir durumda Müslümanlar ne yapmalı?

1950’lere kadar birçok Türkiye dahil dünyadaki birçok ülkede Müslümanlar tam dini özgürlüklere sahip değildi. Hatta kişisel ibadetlere dahi izin verilmiyordu ve insanlar ibadetlerini gizlice yapmak zorundaydı. 6 yaşlarında bir ilkokul öğrencisi olduğum dönemde bir ders arasında öğlen namazını kıldığım için ceza olarak müdür tarafından bodruma kitlenmiştim. Bu tür baskılar gerçekti. Diğer yandan bugün bazı Müslümanlar baskıyla yüzleşiyor ve belli kişiler buna karşılık olarak intihar saldırıları düzenliyor. Din baskıya baskıyla cevap vermeyi onaylamaz ve buna cevaz vermez. Bugün Müslümanlar bazı yerlerde baskıcı durumlarla karşı karşıya, Hristiyanlar ise başka yerlerde. Bazı şeyler zaman alıyor. Tüm insanlık barışçıl yaklaşımı benimsemelidir ama buna sadece toplumun uzun dönem rehabilite edilmesi yoluyla ulaşılabilir. Muvaffak olabilirmiyiz buna? Olabildigimiz kadar olur, olamadığımız kadarına da niyetimizin mükâfatını görürüz.

Sizi seven çok insan var ama birçok insan da sizden çekiniyor. Bazıları Türkiye’ye dönmenizi istiyor bazılarının korkuları ise sizin oraya gitme ihtimaliniz.

Bu tarz kutuplaşmış davranışlara, bakış açılarına neden olan ne ilk ne de son insan benim. Tarih boyunca doğruya taraf olanlar engellerle ve husumetle karşı karşıya kalmıştır, buna peygamberler dahil. Duruma bakıldığında belki kendimizi iyi temsil edemedik veya insanlara kendimizi düzgün bir şekilde açıklayamadık diyebiliriz. Bunu ifade sadedinde şunu söyleyebiliriz: "Eğer onlara bizde endişe edilecek hiçbir şey olmadığını açık bir şekilde gösterebilseydik onlar da bize karşı husumet beslemeyecekti.”Dünya genelinde tüm toplumlar paranoya yaşıyor. Türkiye’deki insanlar da bundan etkinlenmiş durumda. Biz her bir olumsuz düşünce veya şüpheyi bertaraf edecek şekilde hareket etmeli, bu şekilde davranmalıyız. Ayrıca şunu kabul etmeliyiz ki bazı insanların geçmişten gelen bazı yerleşik tutumları var ve bu değişmez. Yani her insan tarafından aynı derecede sevilmek ve beğenilmek mümkün değil.

Geçmişte Museviler ve İsrail hakkındaki bazı söylemleriniz anti-semitik olarak algılandı. Buna cevabınız nedir?

Farklı açılardan bakabiliriz bu meseleye. Birincisi; insanın düşüncelerinde değişiklik olması her zaman için söz konusudur. Nitekim yıllar önce bir yazıda bunu “Sen, dünkü 'sen', beriki de dünkü 'o' mudur? Demek ki yarınki sen 'sen', o da 'o' olarak kalmayacaktır” şeklinde ifade etmiştim.

Muhataplarınızın söz ve davranışları sizin o mevzudaki yorumlarınıza tesir edebilir. Özellikle 90’li yıllarda içine girilen diyalog sürecinde muhataplarımızı daha iyi tanıma imkanı buldum ve daha evvelki genellemeci söylemlerimi tashih etme ihtiyacı hissettim.

Kemali samimiyetle itiraf etmek lazım ki ayet ve hadisleri yanlış anlamış ve yaptığım izahlarda yanılmış, olabilirim. Şunu anladım ve daha sonra belirttim ki Kur’an’da veya sünnette yer alan eleştiri ve lanetlemeler belli bir inanca bağlı insanlara değil herhangi bir insanda olacak karakteristiğe yapılıyor. Bazen sözlerim amacı dışına çıkarılıyor. Bazı maksatlı çevreler konuşmanın bütünlüğünü bozup, montajlayarak sizin demediğiniz, demeyi hiç bir zaman düşünmediğiniz şeyleri size söyletiyor. Bizim diyalog adına ortaya koydugumuz gayretleri bazı kesimler 'Müslümanların Yahudi ve Hiristiyanlara bakışını yumuşatıyorsunuz' diye tenkit ettiler. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) sünnetinde olmayan hiç bir şeyi yapmadım. "O da bir insandı" diyerek yanlarından gecen bir Yahudi cenazesine ayağa kalkan Efendimizdi (s.a.v). Geçmişte İsrail’in kimi icraatlarını tenkit ettim doğru, ama masumların hayatına kasteden intihar saldırılarını da lanetledim.

Neden Pennsylvania’da kalmayı tercih ettiniz?

Türkiye’ye dönmeme hukuki bir engel yok ancak dönüşümün Türkiye’de büyük zorluklarla elde edilen demokratik kazanımları tersine çevirmek için fırsat kollayan bazı çevreler tarafından kullanılacağı endişesini taşıyorum. Türkiye’deki durumu da olumsuz hale getirmek, idareyi daha zor durumda bırakma ihtimali var. Hem ülkemiz için, hem çok geniş alanlı kendini hissettiren bir hareketin geleceği için o mevzuda fedakarlıkta bulunmak lazım. Daüssıla zehirini zembereğini içmek lazım, ama katlanmak lazım. Dolayısıyla, her ne kadar Türkiye’ye dönmeyi çok arzu etsem de bu endişelerim izale oluncaya kadar dönmeyi düşünmüyorum.

Diğer bir husus da, hakkımda yapılan mesnetsiz ve yanlış yayınlarda bir çok iftira ve karalamalara maruz kaldım, bunların pek çoğunu hukuki yollarla tekzip ve tashih etmek için hukuki yollara başvurdum. Burada ise bu tür rahatsız edici şeylerden uzakta olmam sebebiyle daha az etkileniyorum diyebilirim. Burayı daha asude buluyorum.

Türkiye'nin dünyadaki mevcut siyasi emellerini ve yerini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri yapıyor, bir kısmı Avrupa sayılıyor, bir kısmı Asya sayılıyor, Orta Doğu da sayılıyor. Politik olarak coğrafi durumu çok önemli bir yerde bulunuyor. Bence Avrupalılarla da kendi çevresinde olan ülkelerle de iyi bir münasebet içinde olması, öyle bir diplomasi oluşturması çok önemli Türkiye için. Türkiye’nin hem kendi demokratik kazanımlarını koruyarak ilerletmesi hem de çevresiyle iyi ilişkilere sahip olması hayatı ehemmiyete haizdir. Ayrıca bu mevzuda esasen bazı dinamikleri değerlendirmek gerekir. Mesela Türkiye’ye karşı geçmişten tevarüs eden bir teveccüh, bir şuuraltı müktesebatı varsa bunun zedelenmemesi lazım. İtibarımızı korumamız lazım. İyi ilişkiler sevgiye bağlı, saygıya bağlı, hüsn-ü zanna bağlı, makuliyet etrafında bir araya gelmekle mümkün olur. Türkiye bugün tam bunu yapıyor mu, yapamıyor mu, yapmıyor mu, bu üzerinde durulabilecek bir şey. Türkiye böyle bir diplomatik vetire başlatılabilirse, zannediyoruz bu Avrupa için de Amerika için de bütün dünya için de iyi olur. Fakat şu anda böyle bir şeyi yaptığımız, yapıp da semere aldığımız söylenemez çok.

Bir Müslüman olarak kendinizi ve İslam anlayışınızı nasıl tanımlarsınız?

Kendimi Kur'an ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in sünnetinin belirlediği bir çerçeveye oturtmaya çalışan sıradan bir Müslüman olarak tanımlayabilirim. Bu konuda ulemanın, fukahanın, müfessirinin, hadis şarihlerinin, tasavvuf ehlinin eserlerini mütalaa etmeye çalıştım. Evvelki yıllarda bana tarikat mevzuunda da sualler tevcih edildi. Tarikat mensubu musunuz, veya tarikat karşıtı mısınız diye. Her ne kadar bir tarikat mensubu olmasam da tasavvuf büyüklerinin bana ciddi tesiri olmuştur.

Kendimi ve İslam anlayışımı nasıl tanımladığımı bir de bu ve benzeri beyanlarımın ötesinde tavır ve davranışlarda, insanlığa hizmet gayesiyle arkadaşlarımla beraber içinde bulunduğumuz faaliyetlerde araştırmak ve okumak lazım. Farklılıklarımızı çatışma sebebi yapmadan herkesi kendi konumunda kabullenerek huzur ve barış atmosferinde birlikte yaşama, dünyayı mehd-i uhuvvet, kardeşlik beşiği haline getirme adına dünyanın dört bir yanında yapılagelen eğitim, diyalog, ekonomik yatırım, yardım faaliyetlerinde görmek lazım. Bütün bunlar bir bakıma bizim İslam anlayışımızın dışa akisleridir.