Yazdır

Ekrem Dumanlı, gündemi değerlendirdi

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 2014 Haberleri

Oy:  / 33
En KötüEn İyi 

Ekrem Dumanlı, gündemi değerlendirdi

Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, gündemdeki konuları Samanyolu Haber Televizyonu'nda değerlendirdi.

Haşhaşi benzetmesiyle dibe vuruldu

- Çok büyük bir hayal kırıklığı var. Düne kadar yere göğe sığdırımadığınız, alkışlığıdınız, alkış aldığınız insan insanları bunları yakıştırmak büyük yara açıcı şeyler. Ben de büyük birhayal kırıklığı içindeyiz. İnsanlar aynı şiddette size cevap mı vermeli. Araya bu kadar ihtilaf sokmanın, fitne sokmanın sosyolojik, dini boyutu hiç mi düşünülmüyor bilmiyorum. Neden yapılıyor? Bir, korkutmak için yapılıyor olabilir. İki karalamak için yapılıyor olabilir. Haşhaşi benzetmesiyle dibe vurdunuz. Onlarca yıldır hizmet veren bir kurumlar bunlar. Bunun bir an önce durdurulması lazım. Artık burada dur, çok ayıp oluyor demesi lazım.

Bunlar çete ise mayıs'ta Hocaefendi'yle görüşmek istemediniz mi?

- Allah bize her gün bize Sıratı Müstakimden ayrılmamamızı istiyor. Birşeylere kızgın olabilirsin, ben de kızgınım. Ama hakkaniyetten ayrılmamak lazım. Bunlar çete ise, daha düne kadar hep beraber çalışıyorduk demezler mi? Mayıs ayında Hocaefendi'yle görüşmek istemediniz mi? Bu görüşme olmayınca Bülent Arınç'ı göndermediniz mi? Düne kadar dua beklenen Hocaefendi... Türkçe Olimpiyatları geçeli ne kadar oldu? İnsanları bu kadar karalamak, Vallahi de Billahi de vicdanları yaralar. Her yutkunup da söylenmeyen cümle, Allah'a verilen bir dilekçe. Karınca basmaz beyefendilere Haşhaşi demek mümkün mü? İki tehlikesi var, insanları marijinalleştirebilirsiniz. Sağolsun bir sürü goygoycu var etrafta. Ne oluyor Allah aşkına, bu işin sonu nereye gidiyor. Sokağı radikalize ettiğiniz zaman, o insanları tutamayabilirsiniz. İki bu kadar sert konuşursanız, başkası da size Allah korusun Harici derse, ne diyeceksiniz? Onu da tasvip etmem. Bunun sonu nereye varacak? Başbakan'ı tanıyan bir insan olarak, artık yeter, elimizi vicdanımıza koymamalıyız. Bu kadar vebal almaya gerek yok. Hiçbirimiz kalıcı değiliz. Bıraktığımız iş önemli.

Tarihten kes yapıştır yapılamaz

- Korkum aslında benim çok büyük. Tarihten böyle kes-yapıştır yapılamaz? O zaman ben tarihten ben başka birşey söylerim: Yezid, bir süre tahtta kalan bir insandır. Yezid'i övmüyorum. İstanbul'un önüne kadar gelen orduda Ebu Bekir de vardır. Ama onu doldurdular. Önce inanmadı. Hz Hüseyin efendimizin önüne dünyaları koysanız bakacak biri değildir. Ama Yezid'in sonradan inanması, Kerbela'ya sebebiyet verdi. Nitekim, 'Benim devlet işlerinde gözüm yok' demesine rağmen şehit edilmiştir. Fakat Peygamber'in torunu nasıl şehit edilir diyen Medinelilere de zulüm yapıldı. Ve Medine böyle başka bir zulüm görmemiştir. Ardından da Medine'ye nasıl böyle birşey yapılır diyen Mekkelilere ordu gönderilmiştir.

En büyük vaka şudur; bütün ihtilaflar goygoycular yüzünden çıkmıştır, bütün ihtilaflar, düşünce çilesi çekmemiş, dava çilesi çekmemiş, sonradan gelmiş, bir kurulu düzenin üzerine oturmuş, bir eli yağda, bir eli balda, bir elinde kahve, bir elinde bilmem ne, böyle ayağını ayağının üzerine atmış, hatta islam üzerine, islam davası üzerine ahkam kesen bir kısım çilesiz, bir kısım goygoycuların kışkırtmaları ile olmuştur. Benim korkum budur. Tayyip Erdoğan, bunu gayet iyi bilen bir insandır, buradan ders çıkarabilecek bir insandır. Şunu demeli, tamam bir, bir şey var, bir sıkıntı var, o sıkıntıyı da isterseniz konuşuruz.

Haşhaşi sözü 28 Şubat'ta bile söylenmedi

- Ben pazartesi bir yazı yazdım, üzülerek yazdım, kan ağlayarak yazdım. Sen ben gibi düşünmeyebilirsin, operasyonlara benden başka bakabilirsin. 28 Şubat'ta mesela ne yapıldı? Yeşil sermaye diye kampanya yapıldı. Mesela kışlalarda bazı ürünler satılmadı. Ama ben orada, şu gazeteyi almayın, atın, yırtın, şurayı batırın diyen duymadım. Mesela Haşhaşi sözü. Bu kadar AK Partili çocuğu var, bu okullardan mezun. Bu okullar kaç kişiye sigara içmeyi öğütledi.

12 Eylül'de doğmamış çocuklar darbe uzmanı oldu!

- Darbe diyorlar, zamanlama diyorlar. Bu arkadaşlar darbe görmemişler. 12 Eylül'de annesinin karnında olmayan çocuklar çıkıyorlar, televizyonlarda darbe uzmanı oldu. 28 Şubat'ta kısa donla gezen çocuklar şimdi darbeden söz ediyorlar. O zaman 2 bin, 3 bin polis görevden alındı. Bu nasıl darbeki darbe yaptı denilen insanlar sürülüyor da sürülüyor. Bağırılırak çağırılarak ortam susturulmaya çalışıyor. Bir gün sular durulur.

Daha ilk gün hodri meydan dedik

- Medyada çete, paralel yapıdan bahsediliyor. Bunların üzerine gidilecek deyip göz korkutması yapıyorlar, operasyon yapılacak deyip. Bunlar hep bir kara propaganda. Devletin içinde devlet varsa, ne kadar çeşidi varsa bunlar bulunsun, bunun da kanunda yeri var. Cezalandırılsın. Ortada somut delil yokken, insanlara yafta yapıştırmak çok kötü birşey. Efendim bunlar organize. Her kuruluş kendi içinde organizedir. Bu cemaat paralel devlet derseniz, o zaman tüm cemaatlere suç atarsınız. Önemli olan insanın nereye intisaplı olması değil, işini doğru yapmasıdır. Biz daha ilk gün hodri meydan, varsa üzerine gidin dedik. Bizzat Başbakan'ın etrafında camianın yaptığı işleri yapan var. Devletin içinde Alevi de olacak, Sünni de olacak. Önemli o değil, daireye girince o kimliği dışarıda bırakcak.

İmam rabbani de aynı sebeple hapis yattı

- Ben tarihten birşey söyleyim: İmam Rabbani Hazratleri şöyle gammazlanıyor: Bu adamın belirli bir kitlesi var, bu insanlardan size zarar gelebilir diyorlar Cihangir'e. Cihangir de Rabbani Hazretlerinin talebesi. Orduda çok seveni var deniyor. Bu söz tanıdık geliyor mu? "Polis içinde çok seveni var". Ve sonunda İmam Rabbani Hazretlerini hapse atıyor. 1 ya da 3 yıl hapiste yatıyor. Ve çıkıtğında da sarayda gözetim altında tutuluyor. Devletin emrine girmesini istiyorlar, girmeyince de hapse atıyorlar. Abbasi döneminde de yatıyor, Emenevi dönemide de yatıyor. Hapiste kırbaçlar altında son nefesini veriyor.

Hatadan her zaman dönülebilir

- Afyon Cezaevinde de, Bediüzzaman'ı karalamak için Haşhaşi benzetmesi yapmış Afyon savcısı. Ama bugün sevdiğimiz, hatta oy verdiğimiz insanları bunu söylemesi... Din kisvesi altına girmiş diyor. Bu tam, Bediüzzaman'a tam olarak söylenmiş sözün tamamıdır. Bu yakışmıyor ya. Bediüzzaman'ı bilmeyen bir adam, dinsiz bir adam bunu diyebilir. Ama Allah'la münasebeti olan bir insan bunu söylememeli. Hatadan dönülmesi lazım. Hatadan her zaman dönülebilir.

"Doğru"lara dün destek verdik, bugün de veririz

- Eskiden kolkolaydınız, şimdi ne oldu diyorlar? Türkiye'nin evresini iyi görmek lazım. Türkiye, askeri vesayetin kaldırılması için mücadele verdi. Biz de hiç düşünmeden destek verdik, bugün de olsa gene veririz. 27 Nisan'a destek verdiğimiz gibi, Ergenekon davalarına destek verdik. AB yolunda atılan tüm adımlara destek verdik. Kürt açılımına destek verdik. Türkiye'yi daha yaşanır kılacak tüm adımlara destek verdik. Türkiye yaklaşık 2010'dan beri attığı bütün adımlardan geri dönmeye başlamıştır adete. AB adımları yavaşladı, Suriye meselesi çıkmaza girdi. Türkiye kendisine başka bir imaj çizmeye başladı. Mesela medyada bambaşka bir oluşuma gidiliyor. Neredeyse daha yaşanır, demokratik işlerdense, böyle kendi içinde yaşayan bir ülke haline geldi.

Bu süreçte türkiye iyi bir sınav vermedi

- İkinci operasyonda savcılara, polislere görev yaptırılmadı. Şimdi de HSYK'nın yapısı değişiyor. Hukuku bilen insanlar bunu yaparsanız, yargıya el atmış olursunuz diyorlar. Buna rağmen ilerlemeye devam ediyorlar. Türkiye'de hukukun uluslararası standartlarda olması gerekiyor. Senin kararın beğenilmezse yukarıdan bozulur diye taahhüt ediyorsun. Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu başladığından beri Türkiye iyi bir sınav vermedi. Polisler, savcılar cemaattendir? Nereden biliyorsunuz? Hadi sempatisi var? Başka yerden nasıl talimat alır bunlar.

Kumpas kuranlar cezalandırılmalı

- Bu işi kapatalım derken orataya atılan öyle şeyler var ki. Düne kadar Ergenekon tarihin en büyük davasıdır diyen arkadaş milli orduya kumpas kuruldu diyor. 2 bin yıllık orduya kumpas kurulduysa, en sert cezayla cezalandırılmalıdır. Eğer bunlar buna göz yumduysa, onlar da cezalandırılmalıdır.

Hepsi arkadaşımız, dostumuz

- Elimde belge var diyen kişi, dün isim vermedi diyor. Merkez Bankası bile yalanladı. Bunlar herhalde bir telaşla yapılıyor. Hz Peygamber demiyor mu "Kızım Fatıma bile olsa elini keserim..." Üzülerek gördüğüm bir tehlike daha var. Kanun mutlaka işler. Umarım, burada insanlar suçludur demiyorum, kimse de demiyor. Ama ortada birşey var, ayakkabı kutusu var, çelik kasalar var. Bir kere ortada birşey var. Rahatsız edici birşeyler var. Bunlar gizli kalamaz. Kişisel olarak da bunlar dostumuz arkadaşımız. Muammer Bey, Zafer Bey. Böyle birşey bekler misiniz deseniz beklemem derim. Olmuş da olabilir? Hz Peygamber eşine "Yaptıysan söyle Aişe" diyor.

Bir Mümin "çalmışsa çalmış" diyemez

- Sokakta bir refleks var, ne var kardeşim çalmışsa çalmış, işte çaldıysa da etrafı yapıyor... Ya bir Mümin böyle diyemez. 2008'de bir yazı yazmışım. Derdim ne? Demek isityorum ki bu yolsuzluk işlerinden sakının, sizle ilgili bir dosya çıkarsa bu çok kötü olur. Şimdi de diyorum. Hukuk karşısında herkes eşit olmalı. Şundan korkuyorum, rüşvetin, hırsızlığın fetvası olmaz. Küçük çapta yönetici olarak konuşuyorum: Öldüğümde evim olsa, insanlar mezarıma tükürse hakkımı helal ediyorum. Sadece yaşamak zorundayız, muhabir nerede yaşıyorsa orada yaşamak zorundayız. Ama bazı arkadaşlarımız... Bu işler Allah'ın izniyle çözülür. Ama ne olursunuz, bu güzel dine bir kısım yanlış, günah olan şeyleri koymayalım. HZ Ömer vefat ettiğinde arkasında ne bıraktı? Sadece yamalı bir elbisesi vardı.

Bedduaysa şartlı beddua, yüreğin yetiyorsa amin de...

- Hukuk işler diyoruz ama şu an hukukun işlediği yok. Başbakan'ın İmam Hatip programında söylediği şeyler ortada. Neyini düzelteyim ben bunu? Beddua beddua... Şartlı beddua bu bedduaysa... Yüreğin yetiyorsa amin de. Peygamber Efendimiz de beddua etti, Hazreti Hasan ve Hüseyin'i birer kucağına aldı. Ben yalan söylüyorsam bizi, siz yalan söylüyorsa sizi dedi... Ben komik buluyorum: Bedduaya lanet, duaya davet. Ee, sen de lanet ederek beddua ediyorsun. Kimse kimseye beddua etmiyor. İlla beddua edeceksen şartlı beddua et. Adamun burasına gelmiş, bıçak kemiğe dayanmış, ne yapsın. Bunu yumuşatmak lazım.

Cumhurbaşkanı'nın mektubu bile kullanıldı

- Sayın Cumhurbaşkanı güzel bir iş yapmış. Çağırmış bir  meslek büyüğümüzü, Hocaefendi'nin yanına göndermiş. Onlar da gitmişler, okuduk yazılarından. Gayet sakinmiş... Sonra Hocafendi bir mektup yazıyor, Cumhurbaşkanı'na. Sonra diyor ki Başbakan'a da gösterin diye de söylemiş. Ama o bile kullanıldı. Sanki kendisine gelmiş gibi. Doğru yapılmış bir şeyi, çok alakasız bir toplantıda, çok alakasız bir şekilde kullanınca yolları da tıkamış oluyorsunuz.

Milyonlarca insandan helallik almak gerekebilir

- Başbakan Oğlum da olsa diyor. Peki bunu insanlar nasıl anlayacak? Bunlar sıkıntılı konular. bütün hesaplar seçime göre yapıyor. Sandık herşey değildir. Bir de amel sandığı var. Bu kadar sert bir dil kullanmanın gereği yok. Güya aklı başında adamlar İsrail diyor ya. Çok ayıp birşey. Elinde somut birşey varsa çıkarırsın. Değilse, milyonlarca insana dış güçlerin maşası dersen, çok büyük vebal almış olursun. Milyonlarca insandan helallik almak zorunda kalabilirsin.

Akif'e niye mısır'a gitti diye sorulabilir mi?

- Eee, Hocaefendi niye Amerika'da kalıyor. Ya tarihte de gönüllü/gönülsüz hicretler vardır. Efendimiz bile Mekke'den Medine'ye gitti. Medine o zaman putperestlerin, Yahudilerin merkezi değil miydi? Akif'e niye Mısır'a gitti diye sorulabilir mi? Bu arzu edilen birşey değildir.

Hocaefendi'ye telefon açmak suçsa, bunu Başbakan da işledi

- Telefon kayıtları yayınladılar.Ne var bunda kardeşim? İnsanlar Hocaefendi'ye telefon açamaz mı? Bir akıl danışamaz mı? Muazzam bir fikir adamı var orada, bir kanaat önderi var orada. Şu kadar kitabı olan, binlerce konuşması olan biri var orada, bir derya var orada. Bazen paylaşırken hata yapamaz mı? Yanlış birşey söylemez mi? Önce şunu sormak lazım: Türkiye'den Hocaefendi'yi oramak suç mu? Suçsa Başbakan ve Cumhurbaşkanı işlemiştir bu suçu. Kaydeden zaten onu da kaydetmiştir. 2009'da bir Zaman yazarı, Hocaefendi'yle nasıl görüşür diyorlar? Hocaefendi'nin orada akrabaları var, açarsın randevu alırsın. Bu kadar da kolay.

Dinlemeler organize işler

- Tekniği bilen kolay kolay yapamaz diyorlar. AK Parti'nin en büyük günahlarından biri de, o kadar kaset olayı oldu, bir tanesi aydınlatılamaz mı? GEçen gün Deniz Baykal feryat etti. MHP'nin bir sürü değerli insanları gitti. Bunlar büyük organize işler gerektirir.

28 şubat'ın tek mağduru olarak hocaefendi kaldı

- Şu an bir algı çalışması yapılıyor. İnlerine girilecek deniyor. Bir de Allah var, vicdan var. Kimin bu millete ne kadar hizmet ettiği Allah biliyor. Bu hizmet dünyanın en barışçı en gönüllü bir harekettir. 28 Şubat'ın tek mağduru kalmıştır, Hocaefendi'dir. Bugün neler söyleniyor. Ya bunun 40'ta birini biz size söylemedik. Beddua beddua... Yav diyor, eğer bizde varsa biz biz biz...

Ekonomi meselesini operasyonlara bağlamak yanlış

- Şimdi ne olacak diye soruyorlar? Türkiye büyük ülke. Fakat bazı acı gerçekleri görmek lazım. Türkiye kendi kendini yalnızlaştırıyor. Suriye bizi felç etmiş durumda, Mısır öyle. Körfez ülkeleriyle, AB'yle, Amerika'yla sıkıntılar var. Zaten Türkiye'yi arzu etmeyen ülkeler var. Ekonomi meselesi, operasyondan sonra kötüye gidiyormuş gibi gösteriliyor ama, 16'sında da dolar yüksekti. FED'in aldığı kararlar var. Türkiye ekonomisinin kırılgan yapısı var diye raporlar var. Paralar artık ekonomisi dirilen ülkelere doğru gidiyor.

Türkiye bunlardan kendi dinamizmiyle çıkacak

- Türkiye bunlardan kendi iç dinamizmiyle çıkar. Bilgisi, donanımı çok bir ülke. Eninde sonunda, çok badireler aşmış bu ülke bunu da aşacaktır. Demokrasiler yoluna devam edecektir.