Yazdır

Yeryüzü Hazinesi ve Dil Madeni

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Bamteli Dosyaları

Soru: "Rızkınızı yerin derinliklerinde arayınız" mealindeki hadis-i şerif nasıl anlaşılmalıdır; bu nebevî beyanın mü’minlere yüklediği vazifeler nelerdir?

-Dünya, "darü’l-hikmet"; ahiret ise, "darü’l-kudret"tir. Âhirette Cenâb-ı Hakk’ın Kadir ismi sebepler perdesi olmadan doğrudan doğruya tecelli edecek ve orada tamamen kudret hâkim olacaktır. Öyle ki âhirette her şey, hârikulâde nevinden cereyan edecek ve sürekli fevkalâdelikler yaşanacaktır. Hadîste de ifade edildiği gibi, istenilen her şey anında yerine getirilecek ve insan arzu ettiği her nimete nail olacaktır. Bu dünya ise, bir hikmet âlemi olduğu için, burada her şey esbap paketlidir. Zira kudret, dünyada hikmet perdesi altında zuhur etmektedir. Dolayısıyla da bizler dünyada eşya ve hâdiseleri sebepler perdesi altında temâşâ etmekteyiz. Oysa ki bu perdelerin verasında asıl icraatta bulunan yine Allah’ın Kudreti’dir. (00:48)

Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in,

اُطْلُبُوا الرِّزْقَ فِي خَبَايَا اْلأَرْضِ

"Rızkınızı yerin derinliklerinde arayınız" beyanı, tarım ve ziraat açısından olduğu kadar, madencilik ve enerji kaynakları zaviyesinden de değerlendirilmelidir. Cenâb-ı Hak, insanlığın ihtiyaçlarına göre yeryüzünün muhtelif tabakalarında değişik değişik maddeler ve madenler var etmiştir ki, beşer bunları araştırsın, bulup işlesin ve ihtiyaçlarını gidersin. (05:50)

İnsan, dünyaya başı boş ve sahipsiz olarak gönderilmemiştir; yeryüzü adeta bir beşik, bir döşek ve bir anne kucağı gibi yaratılmış, sonra da onun hizmetine sunulmuştur. (08:11)

İnsanlar, yerin derinliklerine dair çalışmalar yaparken hakikate ulaşma isteği ve araştırma aşkıyla değil de, maalesef, ekonomik mülahazalar, dünyevi arzular sömürgecilik düşüncesi ve hükmetme tutkusu ile yola çıkmışlar. Farklı farklı madenlerin peşine düşüp onları işlerken, bazen de hiç ummadıkları yeni madde ve cevherlere ulaşmışlar. Alternatif enerji arayışlarının, bu konudaki çalışmalar için önemli bir sâik ve müşevvik olduğu söylenebilir. (10:08)

Araştırma aşkı taşıyan, çalışmalarını hakikati bulmaya ve sonsuza ulaşmaya bağlayan ilim adamlarımız, kendi ülkelerini didik didik etmeli ve yeryüzünü çok iyi sağmalıdırlar. (15:54)Soru: "Rızkınızı yerin derinliklerinde arayın" mealindeki hadis münasebetiyle, "Marifeti kalbin derinliklerinde ve ruhun enginliklerinde araştırın" buyurdunuz. "Dil madeni" ne demektir; Hakk’ın kenzen bilinmesinden maksat nedir? (17:17)

İnsan sadece cesetten ibaret değildir; onun zahirî bir yanı olduğu gibi, batınî bir derinliği de vardır. Mârifet; düşünce ve himmetle, vicdan ve iç tefahhusla elde edilen hususî bir bilgidir ki, ilimden farklı bir muhtevaya sahiptir. İlim; okuma, öğrenme, araştırma, terkip ve tahlil yoluyla elde edilen bir müktesebat olmasına karşılık mârifet; tefekkür, sezi ve iç müşahedeyle ulaşılan ilmin özü demektir. İşte, bu manadaki marifet, kalbin derinliklerinde, ruhun enginliklerinde ve vicdan mekanizmasında aranmalıdır. (17:33)

Bir kudsî hadis-i şerifte, Cenâb-ı Hak, "Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi murad edince, mahlukâtı yarattım." buyuruyor. Allah her zaman kendini ilmiyle biliyordu. Kudretiyle belli tasarrufları vardı. Fakat o âlemler, başka âlemlerdi. Allah Teâlâ bir kere de bizim fizik âlemi diyebileceğimiz, maddeden mürekkep bir dünyada kendini ifade etmek ve tanıtmak istedi. Dolayısıyla "Kenz-i mahfî"yi, Zat-ı uluhiyetin fizik âlemindeki tecellîlerinden önceki fasıl için kullanılan bir ifade şekli olarak değerlendirebiliriz. (23:30)

İbrahim Hakkı Hazretleri, "Sığmam dedi Hak arz u semâya / Kenzen bilindi dil mâdeninde" sözüyle "kenz-i mahfî"ye işaret etmekte ve "Yeryüzü ve gökler Beni içine almaktan aciz kaldı. Lakin Ben, yumuşak huylu, halim-selim bir mü’min kulumun kalbine sığdım." mealindeki

مَا وَسِـعَنِي سَـمَائِي وَلاَ أَرْضِي وَلَكِنْ وَسِعَنِي قَلْبُ عَبْدِي الْمُؤْمِنِ

müteşabih nebevî beyanı hatırlatmaktadır. (26:25)

Soru: Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, "İnsanlar, aynen altın ve gümüş madenlerine benzerler. Cahiliyede hayırlı olanları, İslâm’a girip, onda derinleşince (onu hazmettiklerinde) yine en hayırlıdırlar." mealindeki hadis-i şerifte, insanı madenlere benzetiyor. Bu teşbihin manası ve irşat mesleğinde muhatabın cevherinin keşfedilmesi hakkındaki mülahazalarınızı lutfeder misiniz? (28:33)

-İnsanlar potansiyel olarak her şey olmaya namzettirler. İslâm insanları alıp belli bir süre, belli potalarda eritir, şekillendirir; sonra da onları rûhlarıyla bütünleştirerek özlerine ulaştırır. Yani esasen, onların mahiyetlerinde mevcut olan Hakk’a âyinedarlık hususiyetini kuvveden fiile çıkarır.. çıkarır ama, madenlerin asıl yapılarını, öz ve hususiyetlerini de korur.. altın yine altın, gümüş yine gümüş ve bakır yine bakır olarak kalır... Fark, hepsinin som ve safî hale gelmiş olmasındadır. (29:00)

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem),

 اَلنَّاسُ مَعَادِنُ كَمَعَادِنِ الْفِضَّةِ وَالذَّهَبِ خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي اْلإِسْلاَمِ إِذَا فَقُهُو

"İnsanlar, aynen altın ve gümüş madenlerine benzerler. Cahiliyede hayırlı olanlar, İslâm’a girip, onda derinleşince yine en hayırlıdırlar." beyanıyla insanlardaki "her şey olma potansiyeli"ne dikkat çekmektedir. (31:40)

İslam sayesinde, elmas gibi ruhlar ile kömür tıynetli kimseler birbirinden ayrılmıştır. Mesela, Cahiliye devrinde yaşadığı halde cehalet görmemiş olan Hazreti Ebu Bekir (radıyallahu anh), Resûl-i Ekrem (aleyhissalatu vesselam) sayesinde ruhundaki elmas madenini bütün bütün açığa çıkarmış, böylece bütün bütün saflaşıp berraklaşmıştır. Kömür ruhlu Ebu Cehil ise, Allah Rasûlü’nün potasına girmediğinden o kara vicdanıyla kalakalmıştır. (32:50)