Yazdır

Düşmanlıklara Karşı Tavrımız

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Bamteli Çözümleri

Oy:  / 10
En KötüEn İyi 

Fethullah Gülen Hocaefendi fişleme ve kaset hadiselerinden yola çıkarak her devirde firavun ve firavun misyonunu yüklenmiş kimselerin olabileceğini vurguladı. İnanan insanların tarih boyunca sıkıntılar yaşadığını ve bunun da ayetlerle sabit olduğunu ifade ederek gelebilecek sıkıntılar karşısında mü'mince bir tavır sergilenmesini ve Allah'a yönelerek O'ndan yardım dilenmesini tavsiye etti.

Çağına Göre Firavun

Ehli dünya, ehli küfür ehli ilhad öteden beri hep inanan insanlar için olumsuz şeyler düşünmüşler, kötülükler planlamışlar. Ne ilksiniz, ne de son olacaksınız. Biz de o silsilenin birkaç halkası olmamız itibariyle o kategori içinde mütalaa edilebiliriz de esasen Allah'a inananlar, Ümmet-i Muhammed olanları "em hasibtüm en tedhulül cennete ve lemma ye'tiküm meselüllezine halev min kabliküm, messethüm'ül be'sâü ve'ddarrâü ve zülzilü..."[1] " tarihi tekerrürler devri daimi içinde hiçbir zaman durmayan ve sürekli dönen çarklar olarak hep böyle görmüştür. Her Musa'nın karşısında bir Firavun her zaman olmuştur. Her İbrahim'in (as) karşısında bir Nemrut olmuştur. Büyüklüğe göre bazılarının karşısında bazen birkaç tane firavun veya nemrut olmuştur. İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz'in (sav) karşısında "Allahümme aleyke bihim" dediği o insanların hepsi birer firavundu. Ebu Cehil bir firavundur. Nitekim o öldüğü zaman, Efendimiz "o ümmetin firavunuydu" diye buyurmuşlardı. Utbe de bir firavundu. Şeybe de bir firavundu. Velid ibni Utbe de bir firavundu. Ukbe ibni Mueyt de bir firavundu. Ve daha niceleri bir sürü firavun vardı.

Gücü kuvveti Allah'la münasebeti ölçüsünde, O (sav) çok ağır imtihanlara tabi tutulmuş. Allah'la münasebeti ne kadar güçlü ise, ne kadar Allah'a yakınsa Cenab-ı Hakk O'nun karşısına o kadar güçlü firavunlar çıkarmıştır. Ve bu böyle tekerrür ede gelmiştir bugüne kadar. Onun için "biz" diyerek meseleyi daraltmamak lazım.

Neden daraltmamak lazım?

Evvela bize değil, düşmanlık Müslümanlığa ve Müslümanlara karşı yapılıyor. Ama arada ortaya bir farklılık konuyor. Farklılık da şundan ortaya konuyor: Küfür kendine göre kimi daha tehlikeli buluyorsa onun üzerinde biraz daha fazla duruyor. Daha fazla hassasiyetle yaklaşıyor. Onu yakın takibe alıyor. Ona ve hareketi üzerine mercek koyuyor, büyüteç koyuyor. Hiçbir hareketlerini -bağışlayın- halk ifadesiyle "es" geçmiyorlar. Fark bu. Ama temelde düşmanlık imana karşı, İslam'a karşı, Kur'an'a karşıdır. Ne var ki maşeri vicdanda, umumi tepki almamak için, açıktan açığa Allah'a bir şey diyemiyorlar. Demiyorlar da zannetmeyin ki Allah'a karşı saygılılar... İçleri kinle, nefretle ve gayzla dolu. Size sövenler, size sövdükleri kadar içleri Allah'a karşı da sebb-i nefsiyle[2] dolu. Sövme potansiyeli var onlarda.

Hak'tan Nasibi Olmayanlar

Allah Resul'üne karşı aynı tavrı takınıyorlardı. Geçenlerde bir münasebetle arzettiğim gibi[3] başta Peygamber aleyhisselatü vesselam, Kur'an, Sahabe-i Kiram ve Ezvac-ı Tahirat (Peygamberimizin temiz, pâk eşleri) hakkında olumsuz yazmaların çizmelerin arkasında esas içerdekilerin öncülükleri söz konusudur. Onlar böyle rahat hareket ettiklerinden ve siz de onlara bir şey diyemediğinizden dolayı din hafife alındığında, her şeye sövülüp sayıldığında adeta kendinizi sessiz kaldığınızı zannettiğinizden dolayı başkalarına "galiba bu böyle olacak" dedirttiniz. Esas bizim içerdekiler onlara ve o işe sebebiyet verdiler.[4]

Sizin bir sorumluluğunuz var mıydı? Bir şey yapabilir miydiniz? "Susun küstahlar" diyebilir miydiniz? Bir şey diyemeyeceğim bu mevzuda. Fakat Allah'a da düşmanlar, Peygamber'e de düşmanlar. Kur'an'ı Kerim'in ifade buyurduğu gibi Cibril'e de düşmanlar. Mikail'e de düşmanlar. Ne var ki o düşmanlıklarını kendileri için daha zararsız bir zeminde kullanmak suretiyle karbondioksit atıyor gibi rahatlıyorlar biraz. Allah'a bir şey deseler, Peygamber'e açık net bir şey söyleseler veya o mevzuda temadiye[5] girseler maşeri vicdandan tepki alacaklar. Tamamen açık ve net olarak haksızlıkları ortaya çıkacak. "Haksız duruma düşecekler" demiyorum, Hak'tan nasipleri yok zaten.

Fişlemenin Ultra Boyutu

Size bir şey anlatayım, belki espri gibi gelebilir. Geçende bir münasebetle bir yerde arzettiğim gibi[6] inanan, dinini yaşayan insanları, başına külah koyan, camiye giden, başını kapayan insanları ve onların yakınlarını şöyle veya böyle köprüden geçme münasebeti kadar bile olsa, az buçuk bir alaka teessüs etmiş insanları bile fişleyenler zannediyorum eğer ellerine geçse Allah Resulunü de fişlerler. Haşa ve kella "acaba Zat-ı Uluhiyeti de fişleyebilir miyiz?" derler. Zannediyorum, bazı kimseleri onunla münasebetinin derinlikleri ölçüsünde fişlerler. Sadece maşeri vicdandan (kamuoyu) tepki almamak için "Allahçı" demiyorlar. "Muhammedçi" dedi bir küstah. Hakkı olmadığı halde bir yere kadar gelmiş bir küstah! "Muhammedçi" dedi. O bir yere gelmeyi her şeyi söyleme hakkını kendisine veriyor gibi, küstahça kullanarak "Muhammedçiler" diyor. Estağfirullah yâ Resulallah..

Demek ki bir yerde birileri fişleniyorsa onlara mahsus değil bu. Ama fişlenen insanlardan pek fazla tepki gelmiyor. Toplum da onların fişlenmesine karşı umumi manada bir tepki ortaya koymuyor. "Susun küstahlar" diyemiyor onlara. Ve bunu yapanlar yine bu cesaretle ellerine geçse Hazreti Nuh'u fişlerler, Hazreti İbrahim'i fişlerler, Hazreti Musa'yı, Hazreti İsa'yı fişlerler, Sahabe-i Kiramı fişlerler ve evliyaullahı fişlerler... O açıdan bu hareketi küfrün tabiatı olarak görmek lazım.

Kafir Kördür

Evet, kafir kördür. Kafir tek boyutlu görür. Ve bu bahsettiğim şeyleri icra ettiğinde maşeri vicdandan bir tepki almayacağı/alamayacağı her durumu değerlendirir. Sustuğu yerde insafından dolayı susmaz. "Burada susmam benim için daha avantajlıdır" diye susar. Risk almamak için susar.

Eğer bunları böyle bilmiyorsanız, yanılıyorsunuz. Meselenin bir yanı budur. Bakın siz insanlara karşı farklı davranırsınız. Herkese bağrınızı açarsınız. Kafir, insafsız, zalim, hattar (aldatan), gaddar dediğiniz insanlara da sinelerinizi açabilirsiniz. "Sen de gel" dersiniz.

Bâzâ Bâzâ her an çihesti bâzâ

"Bâzâ bâzâ her an çihesti bâzâ" "Ne olursan ol yine gel" dersiniz. Mevlana 7 asır önce bir tane gelmiş. Ben bu sesleri seslendirirken günümüzde zannediyorum, milyonlarca gönül benim bu sesime iştirak eder. "Kim olursan ol, gel" der ve herkese bağrını açar. Öyle ki herkese bu bağrını açma meselesi belki sizin gibi düşünen bazılarını rahatsız ediyor. Siz de bunun farkındasınız. Bu sizin tavrınızdır, bu sizin karakterinizdir. Neden?

Çünkü iman eşya arasında birlik unsurudur. Her şeyi birleştirir, ısındırır birbirine. İmtizaç[7] temin eder. Sevdirir, uzlaştırır. Bunu okuduğunuz kitaplarda defaatla görmüşsünüzdür.

"Gökte ilk oyun"

Küfre gelince bürudet (soğuk, buz gibi) gibi o anneyi babayı birbirine düşman yapar. Evladı annesine babasına düşman yapar. Anneyi babayı evladına düşman yapar. Toplumun fertlerini birbirine düşman yapar. Ve herkesi birbirine karşı canavarca baktırır. Bu davranışlar küfrün tabiatının gereğidir. Ve küfür devr-i Adem'den beri olagelmiştir. Belki daha evvel başlamıştı. Yani Mefisto-Faust hikayesi. "Gökte ilk oyun" diyor Goethe buna. "Gökte İlk Oyun" romanın adı. ...ve oyun bitmemiştir diyor. Romanının sonuna gelirken "bu oyun bitmemiştir, kıyamete kadar devam edecektir" diyor. Bu da şeytanla Allah'a teveccüh eden insanın mücadelesi oyunudur.[8]

Siz temelde mücadele zemininde durmayın, mücadele zemini vaziyetini almayın. Kimseyle kavga edebilecek tavır sergilemeyin. Etrafa hep sevgi sergileyin. Şefkatle bağrınızı açın. Herkesi muhabbetle, şefkatle kucaklayın. Fakat karşı taraf tabiatının gereğini sergileyecektir. Hep derler ya tilki mi tavşan mı bir hikaye vardır. Yılan suyu bir türlü geçemiyor. Tilki yılanı sırtına almış dereyi geçirirken tam suyun ortasında yılan sokuvermiş. Tilki e demiş hani dostça anlaşmıştık, ben seni geçirecektim... Yılan valla demiş "tabiatımın dürtüsüne maruz kaldım ve soktum" demiş. Tilki de "iyi" o zaman, benim de bir tabiatım var demiş ve suya dalıvermiş...

Herkes Karakterini Sergiler

İşte bunun gibi küfür kendi tabiatının gereğini sergileyecektir. "Kul küllün ya'melü alâ şâkiletihi ferabbüküm a'lemü bimen hüve ehdâ sebilâ"[9] diyor Kur'an-ı Kerim. Herkes hangi cibilliyet üzerine yaratılmış ve iradesini nerede kullanarak o cibilliyetini karakter haline getirmişse hayatı boyunca, bir temadi içinde, sürekli hep onun gereklerini sergileyecektir. Etrafı rahatsız edecektir, herkesi kendine benzetmeye çalışacaktır. Kendine benzemeyen herkese karşı savaş ilan edecektir. "Aman vermen, vurun" diyecektir. Kanunları öldürmeye göre planlayın diyecektir. Bu, Allah, peygamber, millet ruhu, ruh ve manâ kökümüzün düşmanlarının tabiatıdır. Bunu da değiştirmeye gücünüz yetmez. Dün böyleydi bu, bugün de böyle. Yarınki nesiller de dayansınlar, böyle devam edecektir. Bu değişmeden böyle devam edecektir.

Sizinle Uğraşacaklar

Bir ikinci mesele şudur: Onlar hep saldıracaklar, bazen tecavüz edecekler. İnsanlık adına, kardeşlik adına sizin ortaya koyduğunuz şeyler, dünya çapında uzlaşma adına ortaya koyduğunuz şeyler. Her mevzuda kullandığınız argümanlarınız (eğitim, hoşgörü, diyalog vs) var. Bütün bunların birer oyun olduğunu ileri sürüp etrafa bunları pompalayacaklar. İnsanları iğfal edecekler[10]. Size karşı düşman cepheler oluşturacaklar. Hatta size yakın duran insanlardan bile size düşman cepheler oluşturacaklar. Devam edecek bu mesele. Şimdi bu onların tabiatının gereği ise şayet, onu değiştirmeye bizim gücümüz yetmez. Bize düşen şey, acı-tatlı, iyi-kötü, belki menşe' mekreh diyor Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem. Malum kendisine biat buyrulurken diyor ki "iyi zamanınızda, inşirah zamanınızda, sıkıntılı anlarınızda da, tav'an da, kerhen de (isteyerek ve istemeyerek) olsa şimdi şu anda söz verdiğiniz şeylerin gereğini yerine getireceksiniz.

İcabında birileri karşınıza çıkabilir. Sizi imha etmeyi düşünebilirler. Orada dimdik durmanız, sahip çıktığınız hakikati müdafaa etmeniz, kaçmamanız lazım. Bunun gibi bir şeye, imara, insanlığı yeniden inşa etmeye, imanla ve sevgiyle insanları uzlaştırmaya, bir vücudun uzuvları haline getirmeye gönül vermişseniz şayet, karşı taraf sizinle uğraşacaktır. Siz kafayı ona çok takmayacaksınız. Hazreti İbrahim gibi "Rabbena aleyke tevekkelna ve ileyke enebna ve ileyke'l-masir"[11] Allah'ım sana güvendik, sana dayandık, sana inabede bulunduk, netice itibariyle dönüş sanadır". İster muvaffak kılarsın, isterse kılmazsın. İster zaferyâb edersin, isterse etmezsin.

Rabbena la tec'alnâ fitneten llilezine keferu, Vağfirlenâ Rabbenâ inneke entel azizü'l-hakîm[12] "Allah'ım bizi kafirlerle, zalimlerle iptila etme, fitneye uğratma, onlardan gelecek şeylere maruz bırakma, günahlarımızı yarlığa, yegane gâlip sensin, hikmet sahibi de sensin"

Herşey Hikmetten

Çağımızda ve günümüzde inanan insanları düşman görenlerin, onları hayat hakkı tanımayacağı üzerinde duran Fethullah Gülen bütün bunlardan önce inananların kendi aralarındaki geçimsizliğin, çekememezliğin giderilmesini istiyor. Allah'ın rızasının ve tevfik-i İlahi'nin mü'minlerin kendi aralarındaki vifak ve ittifakta olduğunu vurgulayan Hocaefendi, işe önce kendimizden başlamamız gerektiği üzerinde duruyor.

Başımıza gelenler senin hikmetinden dolayı geliyor. Sen bizi arındırıyorsun. Yaptığımız hatalara keffaret olsun diye yapıyorsun. Sürekli tetikte olalım diye yapıyorsun. Bunlar hep hikmet. "Kendi gücünüzün, kuvvetinizin bir şeye yaramadığını görün" diye yapıyorsun. Görelim de sana yönelelim diye yapıyorsun. "Rabbena aleyke tevekkelna.." diyelim diye yapıyorsun. "Hasbiyallahü la ilahe illâ hû..."[13] diyelim diye yapıyorsun. "Hasbünallahü ve ni'mel vekil"[14] diyelim diye yapıyorsun. "Ellezine kâle lehümünnas, innennâse kad cemeu leküm fahşevhum fezâdehüm imâne..."[15] O münafıklar geldiler. Yazılarıyla, çizileriyle, sesli ve görüntülü haber organlarıyla içinize korku salmak için dediler ki "el alem sizin için komplolar hazırlıyor, hakkınızdan gelecekler, altınızı üstünüze getirecekler, sizin dikili bir tek ağacınızı bırakmayacaklar, her şeyinizi devirecekler vesaire" dediler. "kad cemeu leküm" düşündüler taşındılar, hakkınızdan gelmek için bir araya geldiler. Bir komplo cemaati oluşturdular. "fahşevhum, fezâdehüm imâne" Oysa bunlar ise mü'minin imanını ziyadeleştirir.

Neden ziyadeleştirir?

Bir: Allah Resulü buyuruyor ki, "sizden evvel gelen ümmetlerin başlarına gelenlerin sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz" diyor. Onların başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete giremezsiniz diyor. Allah sizi imtihan edecek, iptila edecek buyuruyor. Böyle olduğuna göre Allah Resulünün dediği doğru demek ki. İşte karşımızda ortaya çıkıyor. Bir bu...

İki: Düşmanları öyle güçlü, öyle aşılmaz gibi karşınızda görünce aczinizle, zaafınızla, fakrınızla karşı koyamayacağınıza göre ne yapacaksınız?

"Rabbena aleyke tevekkelna ve ileyke enebna ve ileyke'l-masîr" diyeceksiniz. Rabbena la tec'alnâ fitneten llilezine keferu, Vağfirlenâ Rabbenâ inneke entel azizü'l-hakîm" diyeceksiniz. İşte bunlar "Hakim" olan Allah'ın hikmetinin gerekleridir.

Dünya Bizimle Uğraşıyor

Düzelmeye ihtiyacımız var. Hâlâ kalplerimiz telif (yumuşamamış) edilememiş. Hâlâ birbirimizi yürekten sevemiyoruz. Hâlâ birbirimizin meziyetleriyle iftihar edemiyoruz. Hâlâ birbirimizin başarılarını alkışlayamıyoruz. Dünya bizimle uğraşıyor. Koskocaman dünya, farklı zeminlerde, cepheler oluşturmuş, taarruz planları hazırlıyor. Fakat biz hâlâ birbirimizle uğraşıyoruz. Birbirimizin aleyhinde yazılar yazıyoruz, televizyonlarda birbirimizin aleyhinde yayınlarda bulunuyoruz. Birbirimize sövüp saymayı marifet sayıyoruz. Oysa ki tevfik-i İlahi'nin (Allah'ın muvaffiyet, başarı ihsan etmesinin) en büyük vesilesi vifak ve ittifaktır[16]. Allah (cc) vifak ve ittifaka ulaşmamız için bizi hırpalıyor. Bizi potalardan geçiriyor. Özümüzü bulabilmemiz, kendimiz olabilmemiz için bizi imtihan ediyor. Ve bu imtihanlar devam edecek kendimiz oluncaya kadar. Ruhumuzu buluncaya kadar. Ruh ve mana köklerimizle[17] bütünleşinceye kadar bu imtihanlar devam edecek.

Ateş düştüğü yeri mi yakar?

Âlem-i İslam'ın derdini içimizde hissetmiyoruz. Dünyanın bir yanı cayır cayır yanıyor. Sanki o yangın bizimle alakalı değilmiş gibi bencilce bir lafımız var. "Ateş düştüğü yeri yakar." Böyle düşünen zihinler yerin dibine batsın. Bir mü'min "ateş nereye düşerse düşsün, o beni yakar" demeli. Yakınıma düşerse, daha yakın yakar, uzağa düşerse de yakar. Pakistan'a düşen ateş de beni yakar, Açe'ye düşen ateş[18] de beni yakar, Irak'a düşen ateş de beni yakar, Şam'a düşen ateş de beni yakar, Güneydoğu'ya düşen ateş de beni yakar, Batı Anadolu'ya düşen ateş de beni yakar. Nerede bir ateş varsa bilmelisiniz ki benim içimde bir kor gibi yanıyor. Bu mü'mince bir gönlün sesi soluğudur, nefesidir. Öbürü ise bencilce çıkan hırıltılardır.

Şimdi acaba biz bu duyguyu paylaşıyor muyuz? Bu seviyeyi ihraz (elde etme, ulaşma) ettik mi? Hikmet-i İlahi bu seviyeyi ihraz etmek üzere bizlere mehil üstüne mehil (fırsat, süre, imkan) veriyor. imtihan ediyor. Değerlendirin şu fırsatları diyor. Bir şey olmanız mümkün burada. Kendine gelmeniz mümkün. Cenneti peyleyecek hale gelmeniz mümkün diyor. Yoksa Allah bir anda yapar. Hak tecelli eyleyince her işi âsan eder. "Halk eder esbabını, bir lahzada ihsan eder"[19]" Fakat o işin emanetçileri o emanette emin değillerse, uzlaşmamışlarsa, bütün dünyadaki dertleri kendi dertleri gibi hissetmiyorlarsa, ağlayan herkesle ağlayamıyorlarsa, ızdırap çeken herkesle inleyemiyorlarsa, Müslümanların dertlerini kendi dertleri saymıyorlarsa, "Allahümme'nsurna vensuri'l-İslame ve'l-müslimîn" diyemiyorlarsa, "Vahzul men yüridi hızlanenâl müslimin" diyemiyorlarsa, bazı gecelerini bu işe tahsis ederek başlarını yere koyup "Allahım ümmet-i Muhammed'e yardım et. Benim canımı al, ümmet-i Muhammed'e yardım et diyemiyorlarsa hâlâ bir hamlık içindeler, yolun başındalar, emanette emin değiller.

Ümmet-i Muhammed olma emanetini omuzlarında taşıyacak kadar güçlü değiller. Güçlensinler diye Allah (cc) hikmetiyle, mehil veriyor, fırsat veriyor. Belli pozisyonlar koyuyor, "değerlendirin bunları" diyor. Ama unutmayacaksınız. Bunlar yapar, O aynı zamanda yegane gâliptir, yegane azizdir. Bir kere daha diyeceğim.

"İlahi, Malikü'l-mülküm diyorsun, doğru amenna
Hakiki bir tasarruf var mı insan için? Asla...
Eğer almışsa bir millet edip bir mülkü istila
Eğer vermişse bir millet, bütün bir mülkü bipervâ
Alan sensin, veren sensin, Senin mülkündedir dünya"[20]

"Aziz kılan Sensin, zelil kılan da Sensin, firavunları gark eden Sensin. Musa'ya necat (kurtuluş) veren Sensin. Mesih'in kapısının önünde şakiler dolaşıp dururken O'na irtika imkanı veren Sensin. Hazreti Muhammed Mustafa (sav)in evinin etrafı sarıldığı zaman siyanet (kol kanat germek, korumak) buyuran sensin. Sevr'e[21] sokan Sensin. Bir örümcekle, bir güvercinle O'nu koruma altına alan Sensin. Evet Sensin... Sen bizi de korur, siyanet edersin" diyeceksin ve katiyen sarsılmayacaksın.

Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol
[22]

Günahkar olsak da bahtiyarız. Değil mi ki Allah'a inanıyoruz. Her zaman aynı kıvamı koruyamasak da aklımıza geldiği zaman "Sen" diyoruz. İyyake na'büdü ve iyyake nestain. (Sadece sana kulluk eder, sadece senden yardım dileriz. Fatiha-4)

Sen bizi koru, uzaklaştırma bizi bizden ve kendimizden, ruh ve manâ köklerimizden.


[1] Bakara suresi, ayet 214 (Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır. Bakara-2/214)

[2] Allah'a karşı küfürle dolu bir nefis

[3] 6 Şubat 2006 Karikatür Krizi ve Üslubumuz

[4]Türkiye'de Kur'an'a, Peygambere ve dine sövenler, hakaret edenler esasında Karikatür edepsizliği yapanlara cesaret verdi. Onlar Türkiye'deki medyada çıkan yazılardan, yayınlardan bu cesareti alarak o karikatür edepsizliğini sergilediler. Fethullah Gülen 6 Şubat 2006'daki sohbetinde şöyle diyordu:

"Burada istidradi birşey söyleyeyim. Elbette Danimarka'ya, Fransa'ya veya başka bir ülkede olursa oraya diyeceğimiz iyi veya kötü şeyler var. Fakat kalksa onlar, bize deseler ki "Yahu Allah aşkına sizin gazetelerinizde Kur'an'ı Kerim'e çöl kanunu denmedi mi? O'na da arabın peygamberi denmedi mi? Teaddüd-i zevcatına dokunulmadı mı? Ahlâk adına, insanî değerler adına, evrensel değerler adına mesajına karşı çıkılmadı mı? O'ndan kurtulmayı insani bir kurtuluş saymadınız mı?"

Zannediyorum bunlara karşı diyeceğimiz hiçbir şey olmaz. Meselenin böyle bir yönü var, ve bu hâlâ yapılıyor. Hâlâ kenarından, köşesinden O'na saygısızlıklar yapılıyor. O'nun izine karşı, âsarına karşı, o mesele irtikap ediliyor. Ve çokları da sükut geçiyor, çağımız adına, medeniyet-i hazıra adına birşey yapmış gibi göstermeye çalışıyor onu. Bu istidradi bir mesele.

[5] Düşmanlıkları konusunda açıktan açığa sürekli bir tutum içinde olsalar kamuoyu veya halktan tepki alacaklar.

[6] Fgulen.com. 3 Nisan 2006 "Fişe Fiş"

[7] Farklı mizaç ve karakterleri birbirine kaynaştırır.

[8] Hazreti Adem'in yaratılışı, meleklerin ona secde etmesi ve şeytanın buna itiraz ederek kıyamete kadar Allah'a inanan insanları sapıtarak yoldan çıkaracağı sözünü vermesi. Sa'd suresi, 71-85. ayetlerde anlatılıyor

Nisa suresi, ayet 118-119: O şeytan ki, Allah'ın lanetine uğrayınca 'Kesinlikle kullarının belirli bir bölümünü kendi tarafıma alacağım ve mutlaka onları saptıracağım ve her durumda onları kuruntulara düşürüp, olmayacak kuruntularla aldatacağım." dedi.

[9] İsra suresi, ayet 84. "De ki: 'Herkes yaradılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir'

[10] Muhabbet fedailerini gelecekte bekleyen imtihanlar ve alınması gereken tedbirler

[11] Mümtehine suresi, 4. ayet. "...İbrahim babasına: 'Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez' demişti. (O müminler şöyle dediler:) Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.

[12] Mümtehine, 5. ayet. (60/5)

[13] Tevbe suresi, 129. ayet. "Allah bana yeter; O'ndan başka ilah yoktur, yalnız O'na güveniyorum;

[14] Âli İmran suresi, ayet 173 "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.' (3/173)

[15] Âli İmran suresi, ayet 173 "Bir kısım insanlar, müminlere: 'Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!' dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve 'Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!' dediler." (3/173)

[16] Bir fikir üzerinde anlaşmak beraber olmak

[17] Bakınız: Yeni Ümit, Temmuz 1994, Cilt 4, Sayı 25 "Aksiyon ve Düşünce"

Yeni Ümit, Temmuz-Ağustos-Eylül 1998, Cilt 6, Sayı 41 "Kültür Problemimiz Ya da Kendimiz Olma-1"

Yeni Ümit, Ekim-Kasım-Aralık 1998, Cilt 6, Sayı 42 "Kültür Problemimiz Ya da Kendimiz Olma-2"

Yeni Ümit, Ocak 1994, Cilt 3, Sayı 23 "Ruhumuzun Heykelini İkame Ederken"

Yeni Ümit, Nisan 1993, Cilt 3, Sayı 20 "Çizgimizi Bulma Yolunda"

[18] 26 Aralık 2004 tarihinde meydana gelen Güney Asya depremiyle birlikte büyük bir tsunami yaşandı ve 200 binden fazla insan öldü. Açe, Endonezya'nın 42 milyon nüfuslu Sumatra adası üzerindeki bir eyaletin adı. Pakistan'da ise 8 Ekim 2005'te meydana gelen 7.6 büyüklüğündeki deprem Türkiye saati ile 07:50'de oldu ve 1 dk 19 sn sürdü. Ölü sayısı 40 bine ulaştı.

[19] Hak tecelli edince her iş kolaylaşır. O, sebeplerini de yaratıp istenilenin hepsini bir anda ihsan ediverir. (Mehmet Akif Ersoy, Safahat)

[20] Mehmet Akif Ersoy, Safahat

[21] Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicreti esnasında Mekke müşrikleri tarafından takip edilirken bir müddet kaldığı mağaranın adı

[22] Mehmet Akif Ersoy, Safahat