Bitmeyen Yazı (1)

Yeniden operasyonel tanım

Aylar önce gazetecinin işinin terörün etik değil operasyonel değerlendirmesini yapmak olduğunu yazmıştım. Yapılan şeyin operasyonel olarak terör olduğu gerçeği ne işgal altında olunduğu realitesi, ne de düşmanın dinî, millî ve ideolojik kimliği dolayısıyla değişmez. Yapılan şeyin terör olması yapanı terörist diye yaftalamayı da gerektirmez.

Etik değerlendirme de çatışmaya taraf olanların işidir. Gelin gazeteciler olarak bu ahlaki değerlendirmeyi yapmayalım demiştim. Amerika'yı vuran terör aynıyla İstanbul'u da vurunca anlaşıldı operasyonel tanımın önemi. Oysa kalem üstadı Ali Bulaç o yazıyı 'tuhaf bir yazı' olarak nitelendirmişti. Şimdilerde kendisi 'tuhaf bir sessizlik' içinde. Şeyh Ahmet Yasin öldürülüyor, o sessiz... Hocaefendi 'teröre bulaşan Müslüman kalamaz' diyor, o yine sessiz... Oysa bugünlerde, Türk İslamcılar terör hakkında ne diyor araştırması yapan Batılı araştırmacılar başta olmak üzere on binlerce insanın Ali Bulaç'ın köşe yazılarında meseleyle ilgili bir kanaat aradıklarına eminim ben.

Büyük kalemlerin suskunluğu

Büyük kalemler toplumun karşı karşıya kaldığı yeni realiteleri aydınlatan sis farları gibidir. Onların yazıları bencileyin genç yazarların ufkunu belirler. Hata yapmadan arkalarından yürüme imkanı tanır onlara. Hem onlar paratoner gibidirler. Okuyucu yazarın büyüklüğünden dolayı tepkisinde daha ölçülü ve daha bir düşünceli davranır. Kalp ve kalem üstadı Ahmet Selim de olmasa şiddet ve terör meselesinde kalemlere fer verecek bir yazı çıkmayacaktı son bir aydır. Büyüklerin suskun olduğu zamanlarda, küçüklerin fısıltıları cazgırlık olarak görülür. Okuyucu da sille-i inkisarını çok ağır indirir genç yazara: "Sen kimsin ki Şeyh Efendi diye konuşursun? Fetva mı veriyorsun köşe yazısı mı yazıyorsun? Senin de evlatların gözlerinin önünde katledilseydi... Allah dünyanı da ahiretini de karartsın!" Bunlar Şeyh Ahmet Yasin için yazılası on yazıyı yer yokluğundan sıkıştırdığım tek yazıya gelen cevaplardan. "Cesaretlerin en pahalısı fikrî cesarettir." diyor Ahmet Selim. Gazete köşelerine bakın. Hamaset değil cesaret ürünü yazılar yazan kaç yazar bulacaksınız?

Hâlâ mı komplo?

Cesaretsizliklerin en barizi "Her milletin kötüsü kötüdür. Bu önermeden Müslümanlar da muaf değildir" diyememe cesaretsizliğidir. Bunu diyemeyenler Müslümanların içinden çıkan kötüleri ya "İslam düşmanları tarafından aldatılmışlar" veya "meczublar" olarak tanımlıyorlar. Aldatılabilirlik yeterince kötüdür öncelikle! Ama asıl olan aldatanların çoğunun da Müslümanların içinden çıktığı gerçeğidir. Bazıları intihar bombalarının son çare olduğu masalıyla aldatır kendini, bazıları da Benû Kureyza hikayeleriyle... "Müslüman terörist olamaz" fetvasının yorumu "Teröre bulaşan Müslüman kalamaz" diye yapılmıştır. Bazıları hâlâ "Ortada terör varsa bunu yapan bir Müslüman olamaz, işin arkasında mutlaka başkaları vardır" yorumuna sarılsın dursun. Kabul edelim! Ortada terör var, ve bunu teröre bulaşmadan önce Müslüman olan insanlar yapıyorlar. Bu bir yalan olsa dahi (yok böyle bir yalan) dünyanın bu yalana inandığı gerçeği Müslümanlar için yeterince ağır bir yüktür. İslam imajı, başka dinlerin mensuplarının dahi Müslümanlar terör yapıyor olamaz diyecekleri kadar salim ve selametli bir imaj olmadığı müddetçe daha çok cesur yazarlara ihtiyacımız var demektir.