• Anasayfa
  • Ramazan - Fethullah Gülen Web Sitesi

341. Nağme: Sıla-yı rahim, yaz tatili ve Ramazan-ı şerif

3341. Nağme: Sıla-yı rahim, yaz tatili ve Ramazan-ı şerif

Ekser insanlar, bazen sıla-yı rahim vecibesini de bahane ederek her yaz mevsiminin büyük bir bölümünü tatil psikolojisiyle geçiriyorlar. Önümüzdeki Ramazan ayı da düşünülürse, umumî manada mü'minlerin, hususî planda da irşat erlerinin tatil anlayışları nasıl olmalıdır?

  • Sıla-yı rahim hangi manalara gelir; sıla-yı rahim için farz, vacip ve sünnet gibi kategoriler söz konusu mudur?
  • Daussıla ne demektir?
  • Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'in Mekke ve Medine ile irtibatı da daussıla açısından açıklanabilir mi? O'nun Ka'be ile münasebeti nasıl anlaşılmalıdır?
  • Yaz tatili nasıl değerlendirilmelidir?
  • Sene boyunca bizi sürekli oyalayan meşguliyetlerimizden kaynaklanan sohbet-i Canan ile alakalı ihmallerimizin kazasını yapmak nasıl mümkün olabilir?
  • "Leylî sözü söyle yoksa hâmûş!" cümlesinden maksat nedir?
  • Yaz tatiliyle alakalı olarak da Allah hakkı ve anne, baba, eş, akraba hukuku arasında bir taksimin gerekliliğinden söz edilebilir mi?
  • Ramazan ayı ve yaz tatili beraberliğini fırsata çevirmek hangi hususlara bağlıdır?

Fethullah Gülen Hocaefendi sohbetini şu söz ile noktaladı:

"Önemli olan ömrün uzunluğu kısalığı değil, değerlendirilip yediveren başaklar haline getirilmesidir. Ramazan, ömrün yediveren, yetmiş veren, yedi yüz veren başaklar haline getirilmesi için mübarek bir zaman dilimidir."

Bu bölüm ilk olarak www.herkul.org'da yayınlandı.

352. Nağme: Mısır’da darbe ve Ramazan’da tevbe

352. Nağme: Mısır’da darbe ve Ramazan’da tevbe

Fethullah Gülen Hocaefendi bayram sonrasına kadarki son Bamteli sohbetini yaptı. Her sene olduğu gibi, bu Ramazan’da da hasbihallerine ara verip sadece tefsir dersine iştirak etmeye ve çoğunlukla Kur’an ile meşgul olmaya niyetlenen Fethullah Gülen Hocaefendi, sözlerine şu hadis-i şerifleri hatırlatarak başladı:

Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyuruyor: “İnsanların hepsi çokça hata yaparlar; fakat, hataya düşenlerin en hayırlıları hemen tevbe edip arınma peşinde olanlardır.”

Başka bir hadis-i şerifte ise “Âdem hata etti, evlâtları da hata etti; Âdem unuttu, evlatları da unuttu!” buyuruluyor.

Bu nebevî beyanlardaki nükteleri dile getiren Hocaefendi, Allah ahlakında, yanlış yapanı hemen kaldırıp atmanın söz konusu olmadığını, her zaman bir ümit kapısının aralık bırakıldığını ve insanlara tevbeyle temizlenip yeniden dirilme fırsatı tanındığını anlattı.

“Hata edince ne başkaları sizi yıkılmışlığa mahkum etmeli ne de siz kendinizi tamamen yıkılmış gibi görmelisiniz. Tevbe-i nasuh ile hemen doğrulmalı, bir kere daha silkinip ayağa kalkmalısınız.” dedi.

İnsanın tevbe ile kendi hatalarından arınmaya çalışması gerektiği gibi başkalarını da kusurlarından dolayı hemen kaldırıp atmaması icap ettiğini belirten Fethullah Gülen Hocaeendi, “Ne hatasından ne nisyanından ne de bir mevzudaki yanılmasından dolayı insanları kaldırıp atmayalım. Aksi halde yanımızda, çevremizde kimse kalmaz!” dedi.

Günümüzde çok küçük hatalardan dolayı insanların tahtie edildiğini (hatalı bulunup suçlandığını), onun onu onun da onu suçlayıp durduğunu ve fertlerin birbirlerine yaşama hakkı vermezmiş gibi davrandığını belirterek şöyle söyledi:

“Peygamberlerin, evliya ve mukarrebinin yolu, atmosferi yumuşak tutma, kendi değerlerine karşı müsait bir atmosfer oluşturma ve takdim edecekleri semavî/ilâhî emtiaya karşı istek uyarmadır. Aksi halde o ilâhî emtiaya, kendi değerlerine karşı nefret uyarılmış ve iyi bir şey sunulurken günaha girilmiş olur.”

“Mümin, saftır (temiz kalbli ve hüsn-ü zanlıdır), kerimdir; fâcir/münafık ise hilekârdır, leîmdir (ayak oyunlarıyla hayatını sürdürür, alçakça davranır.)” mealindeki hadis-i şerifi hatırlatan Fethullah Gülen Hocaefendi, sözü Mısır’daki darbeye ve Muhammed Mursî’ye getirerek şunları ifade etti:

Mü’min olma itibarıyla, insanlar aldanabilirler, yanılabilirler. Mesela, akla geldiği için diyeyim: Yanı başımızdaki bir müslüman devletin başında, yine müslümanlık adına hareket eden, İslami değerlere bağlılık içinde (bir insan), günümüzün kriterleri arasında çok önem verdikleri demokratik bir anlayışla ve demokratik kurallara bağlı olarak seçime gidiyor, iktidar oluyor. Üzerinden bir sene geçmiyor.. bir senede özür dilerim, halk ifadesiyle söyleyeceğim, insan ‘ağzım, burnum’ diyemez.. bir sene sonra hemen “O insanı tam test ettik, hakikaten bu makamın insanı değildi, onu bertaraf etmemiz lazım!..” gibi mülahazalar.. bunlar çok yanlış mülahazalar, çok insafsızca mülahazalardır. Bir senede insan bir şey ifade edemez, bir senede insan çıraklığı aşamaz. Siz bir senede çıraklığı aşmış, kalfa olmuş insan gördünüz mü hiç? Bu devlet işi, kocaman bir devlet işi. Hiç o işi yapmamışsınız, vekil olmamışsınız, bakan olmamışsınız, birden bire işin başına gelmişsiniz ve birilerine göre.. gerçekten hata mı değil mi? Birilerine göre, hemen hata saydıkları, izafi hata veya indî hata veya onlara göre hata, o hatalardan dolayı “seni alaşağı ediyoruz.” deniliyor. Bu meselenin bir yanı; bu onlara ait bir mesavi. Onlar onun hesabını Allah’a verirler.. aynı zamanda ma’şerî vicdana karşı da verirler onun hesabını.. ve aynı zamanda gelecek nesillere, nesl-i âtîye karşı da onun hesabını verirler. Tarih sayfalarında, satırlarında, paragraflarında o mesaviyi taşır, onlara kadar ulaştırır ve onlar ellerini kaldırır, “Yazıklar olsun size!” derler. “Yazıklar olsun 27 Mayıs’a!..” “Yazıklar olsun 12 Mart’a!..” “Yazıklar olsun 12 Eylül’e!..” ve “Yazıklar olsun işte orada olan o işe!..” falan derler. Böyle oldu, iyi olmadı. Demokrasi bir kere daha bir darbe yedi, bir kere daha darbe yedi. O da bir darbedir, bir darbe yedi.

Bir de beri tarafta, “Mursi” diyorlar. Mursi; irsa etmiş, demir atmış, bir yerde gelmiş limana otağını kurmuş demektir. Adı Muhammed Mursi. (Ayet-i kerimelerde) “ersâhâ” (Nâziât, 79/32) ve “eyyâne mürsâhâ” (Nâziât, 79/42) deniliyor; Mursi de oradan geliyor. Birileri, “Efendim, düşünemedi; bak, öyle bir adamı oraya getirdi ki, öyle bir adamı Anayasa Mahkemesi’nin başına getirdi ki..” falan demek suretiyle hem kendi hesaplarına hem de içinde bulundukları heyet hesabına, musibeti ikileştirme adına, atf-ı cürümde bulunma Hukuk sisteminde atf-ı cürüm önemli bir husustur; böyle toptan derleyip toplayıp insanları götürdüklerinde birbirlerini suçlamak suretiyle o işten sıyrılmaya bakarlar. Başımızdan birkaç defa geçtiği için, arkadaşlarımız tarafından bile, onlar tarafından bile bu atf-ı cürümün ortaya konduğuna çok şahit olduk. “Efendim, ben yapmamıştım da, bu adam geldi, bu adam bana tesir etti de, bu adam beni aldı, beni sürükledi de falan.” demek suretiyle kendileri o işin içinden sıyrılma adına.. bu da bir atf-ı cürümdür. Hazreti Pir’in bu mevzudaki ifadesi de, bir suçluya karşı o meseleyi değerlendirme mevzuu, musibeti ikileştirme demektir. “Neden böyle oldu, niye böyle oldu? Olmaması lazımdı, neden bunlar falanın başına geldi? Düşünseydi, etseydi bunu” Bu düşünce ve sözler musibeti ikileştirir.

Fethullah Gülen Hocaefendi, Mısır’da hadiselerin bu hale gelmesinden dolayı Muhammed Mursî’nin suçlanmasının ve çevresini okuyamadığına dair sözler edilmesinin şu anda hiçbir faydasının olmadığını, bu türlü dedikoduların arkasında insanın yanılabileceğini ve hüsn-ü zannının kurbanı olabileceğini hesaba katmamanın da bulunduğunu, aslında o işin ehli olan kimseler tarafından daha önceden bazı ikazların yapılmış olması gerektiğini ifade ederek şöyle dedi:

Bilemez, çünkü mü’min sever, hüsn-ü zan eder, fakat aldanabilir. Mü’min aldanabilir; “Biz ki müslümanız, aldanırız.” Çent defa aldanmışızdır, çent defa Yanınıza almışsınızdır, ‘kardeşim’ demişinizdir. Yirmi sene, otuz sene, kırk sene ‘kardeşim’ demiş, bağrınıza basmışsınızdır. Fakat bir gün hiç beklenmedik bir yerde -meğer kendi dünyasını örgülüyormuş dantelasında- sırtınızdan hançeri yediğiniz zaman acıyla inlersiniz; döner bakarsınız, bir de oymuş meğer. Mü’miniz.. hüsn-ü zannımızın altında kalabiliriz; hüsn-ü zan akıntısına kapılabiliriz, gidebiliriz. Bunu görenler haber vermeli, sezenler haber vermeli bu mevzuda, bilebilen servisler haber vermeli, ikaz etmeli, o insanların yanılmalarına meydan vermemeliler.

Bazen o türlü yanılmalar, olumsuz negatif bir mabeyn-i humayun teşekkülüyle olur, oluşur. Bir menfaat çetesi, birinin etrafını sarar; ona sahip çıkmaları, onu tutmaları, onu desteklemeleri sadece kendi çıkarlarına bağlıdır onların. Öyle gülerler onun yüzüne, onu öyle takdir ederler, onu öyle alkışlarlar, “Eşin yok , menendin yok, kakül-ü gülberlerinin tek teline acem mülkü fedadır” derler. O da bunları candan muhib, seven insanlar, dostlar, taraftarlar zanneder. Ve dolayısıyla ona ulaşma çok zorlaşır. O kendi kendini tecrit etmiştir. İşte bu çıkar ve menfaat grubuyla kendi kendini tecrit etmiştir. Onların iyi dediğine iyi der, kötü dediğine kötü der. Yol verilmesine müsaade ettiklerine yol verir, vermek istemediklerine de yol vermez. Böylece yalnızlaşmış olur. Vakıa etrafında bir cemaat vardır; bir şair şu mealde bir söz söyler, “O kalabalık içinde ben yalnızım” der. “Bu sessizlikte, sessizlikten sarhoşum.” Bir mısraı da odur, “sessizlikten sarhoşum” der. Kalabalık içinde yalnızdır, etrafında bir sürü insan vardır ama o yalnızdır. Onlar -bağışlayın- kendi türkülerini çalar-çığırırlar, ona da onu duyururlar, fakat hakikatten, işin mahiyet-i nefsü’l-emriyesinden, işin arka planından haberi yoktur. O Hazret de böyle aldanmış olabilir, onun ikaz edilmesi lazımdı.

Fethullah Gülen Hocaefendi, Mısır’daki darbe bahane edilerek sahnelenen bir oyuna da şu sözlerle dikkat çekti:

Bir de bütün bunları derken, o meseleyi ta’mim etme, bulundukları yerde de onun için bir zemin hazırlama, o duyguyu aynı zamanda zaten duyguları feveranda olan o insanlara aşılamaya çalışma.. “Orada olduğuna göre burada da olabilir. Bazı yerlerde hazan rüzgarları esmeye başladı. Her yerde de biz bu hazan rüzgarlarını estirelim, gelin şu baharın hakkından gelelim!” mülahazasıyla bazıları, şom ağızlılar, bu meseleyi farklı şekilde değerlendirebilirler. Çok temkinli olmalı, insana karşı saygılı olmalı, mü’mine karşı saygılı olmalı, vatandaşına karşı saygılı olmalı. Onların iffetini, ismetini, izzetini kendi iffetimiz, izzetimiz, ismetimiz gibi korumaya çalışmalıyız. Zira mü’minlik odur. Mü’min yeryüzünde emniyet ve güvenin teminatçısıdır. Mü’minin aynı zamanda emniyet ve güven manasına da gelir. Mü’min, Allah’ın Mü’min ismine dayanır. Kendisi o mü’min ismini inanmak suretiyle, İslamiyeti yaşamak suretiyle temsil eder. Aynı zamanda yeryüzünde emniyet ve güveni zirvede temsil etmek suretiyle de yine kendisine mü’min dedirtir. Mü’min, Allah; Mü’min, Allah’a inanan insan, Mü’min, yeryüzünde emniyet ve güveni temin eden insan demektir. Mü’minin vazifesi bu olduğuna göre, bence o mevzuda daha titiz, daha hassas, daha dikkatli hareket etmeli, hemen olmadık şeylerle, ihtilaflara, iftiraklara sebebiyet vermemeliyiz.

Fethullah Gülen Hocaefendi sohbetinin sonunda ihtilaf ve iftiraklara değinerek Ramazan-ı Şerif’in ferdî günahlardan arınmak için bir fırsat olduğu gibi içtimaî problemlerimizi çözmek için de imkanlar tanıdığını vurguladı. Şöyle dedi:

Ramazan-ı Şerif oruç tutma, yani bir yönüyle sahurda yemek yeme, ondan sonra akşama kadar, iftar vaktine kadar bekleme, ağzımızı bağlama.. buna orucun zahirisi, nazarisi, taklidisi denir. O meseleyi ibadet u taat ile süsleme, onun amelisi olur. Kalbi ve ruhi hayatımıza, bütün davranışlarımıza mal ederek onu ortaya koyma, kimseye bir şey dememe, olumsuz şeylere kulak kabartmama, kötü şeyleri görmezlikten gelme, bütün uzuvlarımıza Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ifadesiyle oruç tutturma, ele-ayağa, göze-kulağa, dile-dudağa, kalbe, bütün hissiyata oruç tutturma Bu Ramazan-ı Şerif’te böyle surlar oluşturmak suretiyle -bütün olumsuzluklara karşı, olumsuzluk tsunamilerine karşı surlar oluşturmak suretiyle- bir ay bu temrinatı yaparsak, Ramazan’dan çıktıktan sonra da inşaallah, üzerimizde kalır o. Şöyle bir ay Ramazan-ı Şerif’te oruca niyet ettiğimiz gibi, kimseye de bir şey dememeye niyet edelim. Kimsenin olumsuz tarafını görmemeye niyet edelim. Kimsenin olumsuz yanlarına kulak kabartmamaya niyet edelim. Yani gıybet etmemeye niyet edelim. Gıybeti dinlememeye niyet edelim. İftira etmeyelim, iftira edenlerin iftiralarına da kulak kapayalım, bütün uzuvlarımıza oruç tutturalım. Zannediyorum, bunca temrinat, yani otuz günlük bir rehabilitasyon bu.. Ramazan’dan sonra mevcudiyetini üzerimizde devam ettirir. Biraz dişimizi sıkar, vahdet-i ruhiyenin devam ve temadisi adına bir adım atmış oluruz Allah’ın izni ve inayetiyle.

Bu bölüm ilk olarak www.herkul.org'da yayınlandı.

352. Nağme: Ramazan’da tevbe

352. Nağme: Ramazan’da tevbe

Fethullah Gülen Hocaefendi, Ramazan-ı Şerif’in ferdî günahlardan arınmak için bir fırsat olduğu gibi içtimaî problemlerimizi çözmek için de imkanlar tanıdığını vurguladı.

Ramazan-ı Şerif oruç tutma, yani bir yönüyle sahurda yemek yeme, ondan sonra akşama kadar, iftar vaktine kadar bekleme, ağzımızı bağlama.. buna orucun zahirisi, nazarisi, taklidisi denir. O meseleyi ibadet u taat ile süsleme, onun amelisi olur. Kalbi ve ruhi hayatımıza, bütün davranışlarımıza mal ederek onu ortaya koyma, kimseye bir şey dememe, olumsuz şeylere kulak kabartmama, kötü şeyleri görmezlikten gelme, bütün uzuvlarımıza Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ifadesiyle oruç tutturma, ele-ayağa, göze-kulağa, dile-dudağa, kalbe, bütün hissiyata oruç tutturma Bu Ramazan-ı Şerif’te böyle surlar oluşturmak suretiyle -bütün olumsuzluklara karşı, olumsuzluk tsunamilerine karşı surlar oluşturmak suretiyle- bir ay bu temrinatı yaparsak, Ramazan’dan çıktıktan sonra da inşaallah, üzerimizde kalır o. Şöyle bir ay Ramazan-ı Şerif’te oruca niyet ettiğimiz gibi, kimseye de bir şey dememeye niyet edelim. Kimsenin olumsuz tarafını görmemeye niyet edelim. Kimsenin olumsuz yanlarına kulak kabartmamaya niyet edelim. Yani gıybet etmemeye niyet edelim. Gıybeti dinlememeye niyet edelim. İftira etmeyelim, iftira edenlerin iftiralarına da kulak kapayalım, bütün uzuvlarımıza oruç tutturalım. Zannediyorum, bunca temrinat, yani otuz günlük bir rehabilitasyon bu.. Ramazan’dan sonra mevcudiyetini üzerimizde devam ettirir. Biraz dişimizi sıkar, vahdet-i ruhiyenin devam ve temadisi adına bir adım atmış oluruz Allah’ın izni ve inayetiyle.

Bu bölüm ilk olarak www.herkul.org'da yayınlandı.

475. Nağme: Yenilenme mevsimi ve Ramazan mukabelesi

475. Nağme: Yenilenme mevsimi ve Ramazan mukabelesi

Fethullah Gülen Hocaefendi, kahır ile lütfu bir bilmek ve derdi dermanmış gibi değerlendirmek lazım geldiğini hatırlatarak sözlerine başladı.

Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ebû Zerr hazretlerinin şahsında bütün ümmet-i Muhammed’e şöyle buyurduğunu aktardı ve bu dört maddelik nasihatin manasını anlattı:

جَدِّدِ السَّفِينَةَ فَإِنَّ الْبَحْرَ عَمِيقٌ
وَخُذِ الزَّادَ كَامِلاً فَإِنَّ السَّفَرَ بَعِيدٌ
وَخَفِّفِ الْحِمْلَ فَإِنَّ الْعَقَبَةَ كَئُودٌ
وَأَخْلِصِ الْعَمَلَ فَإِنَّ النَّاقِدَ بَصِيرٌ

“Gemini bir kere daha elden geçirerek yenile, çünkü deniz çok derin. Azığını tastamam al, şüphesiz yolculuk pek uzun. Sırtındaki yükünü hafif tut, çünkü tırmanacağın yokuş sarp mı sarp. Amelinde ihlâslı ol, zira her şeyi görüp gözeten, tefrik eden ve hakkıyla değerlendiren Allah senin yapıp ettiklerinden de haberdardır.”

Özellikle “ihlas” konusuna dikkat çeken Fethullah Gülen Hocaefendi, Bayezid-i Bistâmî Hazretleri’nin şu sözünü nakletti: “Bütün iç dinamizmimi kullanarak Cenâb-ı Hakk’a tam otuz sene ibadet ettim. Sonra gaybdan, ‘Ey Bayezid, Cenâb-ı Hakk’ın hazineleri ibadetle doludur. Eğer gayen O’na ulaşmaksa, Hak kapısında kendini küçük gör ve amelinde ihlâslı ol!’ sesini duydum ve tembihini aldım!”

Daha sonra, tevcih ettiğimiz bir sual üzerine, Fethullah Gülen Hocaefendi, Ramazan ayının bereketi ve ona ayrı bir derinlik katan mukabele sünneti üzerinde durdu.

Bildiğiniz gibi, Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği şekilde korunması, âyet ve sûrelerin tertibinin doğru olarak tesbit edilmesi ve bunun kontrolü için Hazreti Cibrîl (aleyhisselam) her sene Ramazan ayında, bir rivayete göre Ramazan ayının her gecesinde, Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e gelirdi. Allah Rasûlü (aleyhi ekmelüttehâya) Kur’an âyetlerini Cibrîl Aleyhisselam’a okurdu ve sonra da onun okuyuşunu dinlerdi.

İşte, Kâinatın İftihar Tablosu ile Cibrîl-i Emin’in Kur’an-ı Kerim’i bu şekilde karşılıklı olarak okumalarına “mukabele” denilmiştir. Hem o mukaddes hatıraya saygının bir tezahürü olarak hem de Kur’an’ın Ramazan’da nazil olması ve özellikle bu ayda Kur’an okumanın kat kat mükâfatlandırılacağının müjdelenmesi sebebiyle, mü’minler Ramazan boyunca camilerde ve evlerde “mukabele” okumayı ve hatimler yapmayı güzel bir adet haline getirmişlerdir.

Selef-i sâlihîn efendilerimiz Kur’an’ı her ay bir defa hatmetmeyi ona karşı vefanın alt sınırı kabul etmiş; ayda bir kez onu okumayanın ona karşı vefalı davranmamış ve onu terk etmiş sayılacağını belirtmişlerdir. Bu açıdan, Ramazan’ın mübarek günlerini değerlendirerek Kur’an’ı çokça okumaya kendimizi alıştırabileceğimizi söyleyen Fethullah Gülen Hocaefendi, bu kutsal ayın bizim için bir başlangıç sayılabileceğini ve yeniden Kur’an-ı Kerim’e dönüşe vesilesi olabileceğini vurguladı.

“Kur’an-ı Kerim’in manasını anlamasa da, ciddi bir saygıyla, fevkalade bir tazimle, konsantre olarak, tam teveccüh ederek onu okuyan yine sevap kazanır. Ne var ki, onda ilahi maksatları izlemek, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderiliş gayesini takip etmek çok önemlidir. Bu da onun manasına genişletilmiş bir meal çerçevesinde muttali olmaya bağlıdır.” diyen Fethullah Gülen Hocaefendi, farklı bir “mukabele” teklifinde bulundu. Mesai ve meşguliyetleri müsaade ettiği ölçüde, mü’minlerin günlük mukabeleyi ikiye ya da üçe bölmelerini, böylece zamanı biraz daha uzun tutarak okudukları ayetlerin meallerine ve muhtevalarına da bakmalarını tavsiye etti.

 

Kur’an okumayı bilmiyorsak, Ramazan-ı Şerif’i vesile yaparak, hemen öğrenme yolları aramalı; Kelâm-ı ilahîyi okuyabiliyor ama anlayamıyorsak, bazı ayetlerin şerhlerini de ihtiva eden bir meale başvurmalı ya da daha da güzeli, ciddi bir tefsir kitabı mütalaa etmeli ve bu bir ayı gerçekten bir Kur’an ayı olarak değerlendirmeliyiz. Selef-i salihîn efendilerimize ittibâen, can u gönülden Kur’an’a yönelmeli, Kelâm-ı ilahîye karşı kalb kapılarını sonuna kadar açmalı ve “Cenâb-ı Hakk’ın marziyâtını kelâmından anlama” hususunda Ramazan’ın kudsiyetine yaraşır bir cehd ortaya koymalıyız.

Mevlâ-yı Müteâl, hepimizi Ramazan-ı şerifi hakkıyla değerlendirmeye muvaffak kılsın; bayrama kurtuluş beratını alarak kavuşan kullarından eylesin; bu kutlu zaman diliminde ümmet-i Muhammed’e inşirah versin; Hakk’a adanmış ruhlara nusret, ferec ve mahreç lütfetsin. Amin!..

Bu bölüm ilk olarak www.herkul.org'da yayınlandı.

476. Nağme: Pennsylvania’da Ramazan mukabelesi

476. Nağme: Pennsylvania’da Ramazan mukabelesi

Fethullah Gülen Hocaefendi, Ramazan ayı yaklaşırken “farklı bir mukabele” teklifinde bulunmuştu:

“Kur’an-ı Kerim’in manasını anlamasa da, ciddi bir saygıyla, fevkalade bir tazimle, konsantre olarak, tam teveccüh ederek onu okuyan yine sevap kazanır. Ne var ki, onda ilahî maksatları izlemek, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderiliş gayesini takip etmek çok önemlidir. Bu da onun manasına genişletilmiş bir meal çerçevesinde muttali olmaya bağlıdır.” diyen Fethullah Gülen Hocaefendi, mesai ve meşguliyetleri müsaade ettiği ölçüde, mü’minlerin günlük mukabeleyi ikiye ya da üçe bölmelerini, böylece zamanı biraz daha uzun tutarak okudukları ayetlerin meallerine ve muhtevalarına da bakmalarını tavsiye etmişti.

Biz de burada (Pennsylvania’da) Fethullah Gülen Hocaefendi’nin de iştirak ve rehberliğiyle mukabeleyi sabah ve ikindi namazlarından sonra yaklaşık birer saat olmak üzere iki fasıl halinde yapıyoruz. Her fasılda Kur’an-ı Kerim’den on sayfa okuyor, daha sonra ayetlerin mealleri üzerinde duruyor ve gerektiğinde farklı eserlere müracaat ediyoruz.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin mevcudiyeti ve açıklamalarının yanı sıra, ders halkamızda Almanya, Hindistan, Mısır, Kazakistan, Azerbaycan ve Kırgızistan’dan arkadaşlarımızın da bulunması mukabeleye ayrı bir lezzet katıyor.

Dostlarımıza bir fikir vermesi için bugünkü mukabelemizden bir bölümü arz ediyoruz.

Cenâb-ı Hak ihlas lütfetsin; hepimizin hatimlerini kabul eylesin.

Bu bölüm ilk olarak www.herkul.org'da yayınlandı.

477. Nağme: Pennsylvania’da Ramazan mukabelesi

477. Nağme: Pennsylvania’da Ramazan mukabelesi

Mukabelenin 75 dakika süren akşam faslı.. dualarla karşılanan iftar.. ellerde hurma, kıpır kıpır dudakların eşlik ettiği ezan.. bir oruç vazifesini daha tamamlamanın huzuruyla eda edilen namaz.. her yiyeceğin ve nimetin kıymetinin idrak edildiği sofra.. iki rekatta bir dualar ve salavatlarla ikâme edilen teravih.. kitap okuma, derse hazırlık, gece ibadeti, hacet namazı.. bereketini derinden hissettiren sahur.. ruhları kanatlandıran atmosferde salât-ı fecr.. mukabelenin 80 dakikalık sabah faslı.. iç salonda Fethullah Gülen Hocaefendi’nin duygu yüklü hasbihali.

İşte bu programın akabinde odalarımıza çekileli henüz on on beş dakika oldu. “Nağme” neşretmek için bilgisayarın başındayız.

Allah Teâlâ’ya kulluğu hissetmek ne azim bahtiyarlık!..

İnsanlığın İftihar Tablosu’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmet olmak ne büyük talihlilik!..

İslam’la şereflenmek ne eşsiz nimet!..

Ramazan ne sevimli.. oruç ne iyi.. Kur’an ne güzel!..

Allah’ın rızasından başka muradı olmayan ve hayatını insanlığın saadetine adamış bulunan Fethullah Gülen Hocaefendi’yi tanımak ne bihemta bir nasip!..

Gelecek nesiller için yaşayan hasbî ağabeyler ne hoş.. onlara benzemeye çalışan halis kardeşler ne şirin!..

Bir ders halkasında Ganj esintilerinin Nil meltemleriyle buluşması ve beraberce Sakarya nefhasına karışması ne tatlı!..

Haşyetle atan yürekler.. muhabbetle bakan gözler.. sevgiyle uzatılan eller.. ve şefkat konuşan diller ne latif!..

Bir de dünyanın hemen her yerinde bu duyguları paylaşabileceğiniz dost, arkadaş ve kardeşlerin bulunması ne lütuf!..

Evet, ekseriyetle hata, kusur ve günahlarımızın hacâletini taşıyoruz. Ümmet-i Muhammed’in (aleyhisselam) içler acısı haline ve iniltileri yürekler dağlayan mazlumların ahvaline ağlıyoruz. Sanki kapkaranlık bir asırda yaşıyoruz.

Fakat bütün olumsuzluklara rağmen hala şehr-i Ramazan’ın nazlı ikliminde neler neler duyup tadıyoruz.

Ya Rabbenâ!.. Sen cemîlsin; ne çok cemal cilvesi var etmişsin!..

Sana hakkıyla hamd ü sena etmekten ve usulünce tahdis-i nimetten aciziz. Aczimizi itiraf ediyor; “Ey her dilde meşkûr olan Rabbimiz, Sana hakkıyla şükredemedik.” diyoruz. Bununla beraber, bilhassa şu mübarek günlerde minnet ve şükran hisleriyle dopdolu bulunduğumuzu Senin her şeyi kuşatan ilmine havale ederek, Söz Sultanı’nın beyanlarıyla Sen’den dileniyoruz:

اَللَّهُمَّ زِدْناَ وَلاَ تَنْقُصْناَ، وَأَكْرِمْناَ وَلاَ تُهِنَّا، وَأَعْطِناَ وَلاَ تَحْرِمْناَ، وَآثِرْناَ وَلاَ تُؤْثِرْ عَلَيْناَ، وَارْضَ عَنَّا وَأَرْضِناَ.
“Allahım, üzerimizdeki nimetlerini artır, bizi noksanlığa maruz bırakma! İkramlarınla değerimizi yükselt, bizi zillete düşürme! Bol bol vererek bize ihsanda bulun, mahrumiyet yüzü gösterme! Bizi tercih et, başkalarını üzerimize tercih eyleme! Bizden razı ol ve bizi razı kıl!..”

Bu bölüm ilk olarak www.herkul.org'da yayınlandı.

478. Nağme: Ramazan ayına veda ve bayram sabahı

478. Nağme: Ramazan ayına veda ve bayram sabahı

Mağduriyetlerin son bulması ve mazlumların acılarının dinmesi duasıyla, Ramazan bayramınızı gönülden tebrik eder, iki cihan saadeti dileriz.

Bu seneki bayram videomuzu son teravihten başlattık. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi sair günlerde yatsının farzını cemaatle eda edip teravihi kendisi daha uzunca kılıyordu. Her sene yaptığı gibi bu yıl da son teravihte aramıza katıldı. Bu nağmede, Ramazan ayına veda manası da taşıyan o hüzünlü anlardan bir kesite de yer verdik. Ayrıca, mealli mukabeleyi tamamladığımız, hatim duası yaptığımız ve İhlas Suresi’ni müştereken okuduğumuz arefe gününden de bazı görüntüleri paylaşmak istedik.

Bayram gecesi her sene olduğu gibi özellikle ülkemiz, milletimiz, ümmet-i Muhammed (aleyhissalâtü vesselam) ve genelde bütün insanlık için yaklaşık bir saat dua edildi.

Bayram namazı, hutbesi ve duası tamamlandıktan sonra kıymetli Hocamız misafirlerimizin bayramlarını kutladı; Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yaptığı üzere kadınların namaz kıldığı yere de uğrayıp onları da selamladı. Akabinde çocuklara çikolata dağıttı, onların gönüllerini aldı.

Arefe ve bayram günkü programlarımıza ait bu özet görüntüyü arz ediyoruz.

Bu bölüm ilk olarak www.herkul.org'da yayınlandı.

515. Nağme: 2016-Ramazan Bayramı sabahı

515. Nağme: 2016-Ramazan Bayramı sabahı

Bayram programımız, her sene olduğu gibi, sabah namazından sonra, özellikle ülkemiz, milletimiz, ümmet-i Muhammed (aleyhissalâtü vesselam) ve genelde bütün insanlık için toplu dua saatiyle başladı. Bayram namazı, hutbesi ve duası tamamlandıktan sonra kıymetli Hocamız misafirlerimizin bayramlarını kutladı; Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yaptığı üzere kadınların namaz kıldığı yere de uğrayıp onları da selamladı. Akabinde çocuklara çikolata dağıttı, onların gönüllerini aldı.

Bu bölüm ilk olarak www.herkul.org’da yayınlandı.

Benzeri Daha Önce Yaşanmamış Bir Ramazan

Bu sene mübarek Ramazan ayına çok farklı bir ortamda giriyoruz. Bu sene camiler, teravihte içeri sığmayıp dışarı taşan müminlere hasret kalacak. Dostlar ve aileler iftar için değişik yerlerde bir araya gelemeyecek. İftara yaklaşan saatlerde alışveriş yerlerinde ve sokaklarda yaşanan heyecan ve telaş yaşanmayacak. Buna rağmen Ramazan, perşembe gecesi evlerimizde kılınacak olsa da teravihle başladı, ev hanesi sahur için uyandı.

Dünya korona virüsü salgınını atlatmaya çalışırken, Ramazan ayı da kendi hususiyetleriyle devam edecek. Bu mübarek ay boyunca dünyadaki 1.8 milyar Müslümanın çoğunluğu sahurdan gün batımına orucunu tutacak, Ramazan’ı Kur’an ayı olarak değerlendirip hatimlere katılacak, tefekkür ve ibadetle Rablerine yaklaşmaya çalışacaklar ve mazhar oldukları nimetler için şükredecekler. Bu sene çocuklar, seyahat edenler, hamile olanlar gibi oruç mükellefiyetinden muaf olanlara bir de korona virüsünden muzdarip olanlar da eklenecek.

Bu sene Ramazan’da, toplumun sağlık ve diğer temel ihtiyaçları için kendilerini riske atarak vazife yapan sağlık çalışanları, acil yardım ekipleri ve diğer temel hizmet çalışanları için hususiyle dua edeceğiz. İnsanların hayatını kurtarmak, onları yaşatmak ve onlara faydalı olmak Allah indinde en hayırlı amellerdendir. Kur’an-ı Kerim bir insanın hayatını kurtarmayı bütün insanlığı kurtarmaya benzetmiştir. Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) insanların en hayırlısı onlara faydalı olandır buyurmuştur. 

Komşularımıza ve çevremize karşı her zaman var olan yardım mesuliyetimiz bu sene yeni bir mana kazanıyor. O komşularımızın bir kısmı şimdi hasta, kaybettikleri yakınlarından ötürü ızdırap çekiyor, fakr u zaruret yaşıyor veya yalnızlıktan bunalıyor, bir anlamda buhran yaşıyor olabilirler.

Bu Ramazan ayında üzerimize düşen bir başka mesuliyet de belki daha önceden planladığımız bir araya gelişlerden fedakârlık yapıp, toplum sağlığı adına yetkililerin ilan ettiği tedbirlere riayet etmektir. Bu tedbirlere riayet etmek bir taraftan vatandaşlık ve insanlık mesuliyetinin gereği, diğer taraftan da Cenab-i Hakk’ın icraatına perde ettiği esbaba riayet ve dolayısıyla Cenab-i Hakk’a saygının gereğidir.  Bu bağlamda, Allah’a iman ve tevekkül konusunda kimsenin kendisine yetişemeyeceği Efendimiz’in (aleyhissalatu vesselam) bulaşıcı hastalık olan yerlere daha o dönemde karantina uygulamayı tavsiye ettiğini hatırlamak gerekir.

Evlerimizde kalarak bu salgını geçirmek mecburiyetinde kaldığımız zamanı Cenâb-ı Hakk’la, ailemizle ve temel değerlerimizle münasebetlerimizi gözden geçirmeye vesile yapabiliriz. Bu cebri inziva, içtimaî hayatın bizi içine soktuğu kalabalık ve keşmekeşten azade olarak belki de uzun zamandır ihmal ettiğimiz, tefekkür, tezekkür, nefis muhasebesi ve marifet ufuklarına açılmak için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Bu mevzuda diyanet teşkilatı görevlilerinin de inananlara hatırlatma vazifelerini yapmaları umulur.

Ayrıca, bu dönem bizi Internet ve onun üzerine bina edilen teknolojileri de kullanmaya mecbur bıraktı. Zaten genç nesiller anne babalarından çok önde ve ilerde bu teknolojilerle hemdem olmuşlardı. İnsanlık tarihinde başta enbiya olmak üzere insanlığın hidayeti için çalışanlar, kendi zamanlarının ve kültürel ortamlarının donelerini kullanmışlardır. Bu dönemde bizlere düşen de manevi hakikatleri ve hikmet kaynaklarını günümüz teknolojisiyle insanlara ve özellikle gençlerin anlayabileceği bir dil ve formatla sunmaktır.

Şunu gözden kaçırmamak gerekir ki; salgına karşı verilen mücadelenin zorlukları ve hayatımızı değiştirme mecburiyetine kalışımız, kimilerini başkalarını suçlama veya kınamaya itebilir. Ramazan’a girdiğimiz şu günlerde suçlama ve kınamadan sakınıp yardıma ihtiyacı olanlara yardıma odaklanmamız çok mühimdir. Geçmişte, arada yaşanan gerginliklerden ötürü bazı kişilerin, grupların veya milletlerin bu musibeti hakkettiğini düşünmek ve kınamak kâmil insana yakışan bir tavır değildir.

Ek olarak, globalleşmiş dünyamızda ister çevreyle alakalı, ister sağlık veya ekonomiyle alakalı olsun, kimsenin ciddi problemlerden soyutlanması mümkün değildir. Bu dönem bilgi paylaşımı ve problemlere çözüm için yardımlaşma dönemidir. Bütün milletlerin ve cemiyetlerin global bir eko sistemin parçaları olarak birbirlerine ihtiyacını idrak etme dönemidir. Bu dönem, hepimizin insanlık ailesinin birer ferdi olduğunu anlama ve insanın yaradılış maksadındaki insanlık yüce hakikatinin manasını gösterme zamanıdır. 

Bu mübarek aya girerken ümide sımsıkı sarılıp insanı atalete iten karamsarlığa düşmekten sakınmak da çok mühimdir. İnsanlık tarihi karşı karşıya kalınan musibetler ve bunların el birliğiyle aşılmasının hikayeleriyle doludur. Bu musibet de Allah’ın izniyle aşılacaktır. Öyleyse, bu musibetin bize sunduğu fırsatlara dikkatimizi vererek, Allah’ın izniyle top yekûn insanlık olarak bu tünelden daha hızlı geçebiliriz.

Bu yıl Ramazan ayı bir taraftan öncekilerinden çok farklı olurken, diğer taraftan kendi karakterini muhafaza edecek. Orucuyla, daha bir derinlik kazanan namazları ve teravihleriyle, Kur’an tilavetleriyle, tefekkür, tezekkür ve nefis muhasebesiyle, zekât ve sadakasıyla yine on bir ayın sultanı olarak kalacak. Cenab-ı Hakk hepimizi bu yumun ve bereket sofrasından gani gani istifadeye muvaffak kılsın.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin NBCNEWS.com'da yayınlanmış makalesinin Türkçesi.

Bir Kere Daha Ramazanlaşırken

Bir hadis-i şerifte, anne-babasına karşı sorumluluklarını yerine getirerek mağfirete erme fırsatı yakaladığı halde bunu değerlendiremeyen talihsiz, Resûl-ü Ekrem Efendimiz'in adı anıldığında salât u selam getirmeyen cimri ve Ramazan-ı Şerif'i idrak etmesine rağmen Cennet'e ehil hale gelemeyen nasipsiz "ragime enfuhû" itabıyla kınanıyor. Aynı çizgide zikredilen bu üç kişi arasında nasıl bir münasebet vardır? Bir kere daha gufran mevsimine kavuşan mü'minler, bu ayı nasıl değerlendirmelidirler ki, ayıplanan kimselerden değil de yarlığanan kullardan olsunlar?

Fethullah Gülen Hocaefendi ile Ramazan mukâbelesi-1

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, önceki senelerde Ramazan ayı yaklaşırken, “mealli mukabele” teklifinde bulunmuştu.

“Kur’an-ı Kerim’in manasını anlamasa da, ciddi bir saygıyla, fevkalade bir tazimle, konsantre olarak, tam teveccüh ederek onu okuyan yine sevap kazanır. Ne var ki, onda ilahî maksatları izlemek, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderiliş gayesini takip etmek çok önemlidir. Bu da onun manasına genişletilmiş bir meal çerçevesinde muttali olmaya bağlıdır.”

diyen Hocamız, mesai ve meşguliyetleri müsaade ettiği ölçüde, mü’minlerin günlük mukabeleyi ikiye ya da üçe bölmelerini, böylece zamanı biraz daha uzun tutarak okudukları ayetlerin meallerine ve muhtevalarına da bakmalarını tavsiye etmişti.

Birkaç senedir burada (Pennsylvania’da) muhterem Hocaefendi’nin de iştirak ve rehberliğiyle mukabeleyi sabah ve ikindi namazlarından sonra yaklaşık ikişer saat olmak üzere iki fasıl halinde yapıyoruz. Her fasılda Kur’an-ı Kerim’den on sayfa okuyor, daha sonra ayetlerin mealleri üzerinde duruyor ve gerektiğinde farklı eserlere müracaat ediyoruz.

Muhterem Hocaefendi’nin mevcudiyeti ve açıklamalarının yanı sıra, ders halkamızda Almanya, Hindistan, Pakistan, Mısır, Avustralya, Azerbaycan, Arnavutluk, Tacikistan ve Kırgızistan’dan talebe arkadaşlarımızın da bulunması mukabeleye ayrı bir lezzet katıyor.

Dostlarımıza bir fikir vermesi için CANLI YAYIN şeklinde paylaştığımız ve A’râf Sûresi’nin 164. ayetinden başlayıp 9. cüz’ün son 10 sayfasını okuduğumuz mukabelemizin o bölümünü -seyredemeyenler ya da yeniden izlemek isteyenler için- arz ediyoruz.

Cenâb-ı Hak ihlas lütfetsin; hepimizin hatimlerini kabul eylesin.

Bu bölüm ilk olarak www.ozgurherkul.org'da yayınlandı.

Fethullah Gülen Hocaefendi ile Ramazan mukâbelesi-2

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, önceki senelerde Ramazan ayı yaklaşırken, “mealli mukabele” teklifinde bulunmuştu.

“Kur’an-ı Kerim’in manasını anlamasa da, ciddi bir saygıyla, fevkalade bir tazimle, konsantre olarak, tam teveccüh ederek onu okuyan yine sevap kazanır. Ne var ki, onda ilahî maksatları izlemek, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderiliş gayesini takip etmek çok önemlidir. Bu da onun manasına genişletilmiş bir meal çerçevesinde muttali olmaya bağlıdır.”

diyen Hocamız, mesai ve meşguliyetleri müsaade ettiği ölçüde, mü’minlerin günlük mukabeleyi ikiye ya da üçe bölmelerini, böylece zamanı biraz daha uzun tutarak okudukları ayetlerin meallerine ve muhtevalarına da bakmalarını tavsiye etmişti.

Birkaç senedir burada (Pennsylvania’da) muhterem Hocaefendi’nin de iştirak ve rehberliğiyle mukabeleyi sabah ve ikindi namazlarından sonra yaklaşık ikişer saat olmak üzere iki fasıl halinde yapıyoruz. Her fasılda Kur’an-ı Kerim’den on sayfa okuyor, daha sonra ayetlerin mealleri üzerinde duruyor ve gerektiğinde farklı eserlere müracaat ediyoruz.

Muhterem Hocaefendi’nin mevcudiyeti ve açıklamalarının yanı sıra, ders halkamızda Almanya, Hindistan, Pakistan, Mısır, Avustralya, Azerbaycan, Arnavutluk, Tacikistan ve Kırgızistan’dan talebe arkadaşlarımızın da bulunması mukabeleye ayrı bir lezzet katıyor.

Dostlarımıza bir fikir vermesi için hafta sonu bu senenin ikinci CANLI YAYINı şeklinde paylaştığımız ve Tâhâ Sûresi’ni (16. Cüz’ün son 10 sayfasını) okuduğumuz mukabelemizin o bölümünü -seyredemeyenler ya da yeniden izlemek isteyenler için- arz ediyoruz.

Cenâb-ı Hak ihlas lütfetsin; hepimizin hatimlerini kabul eylesin.

Bu bölüm ilk olarak www.ozgurherkul.org'da yayınlandı.

Fethullah Gülen Hocaefendi ile Ramazan mukâbelesi-3

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, önceki senelerde Ramazan ayı yaklaşırken, “mealli mukabele” teklifinde bulunmuştu.

“Kur’an-ı Kerim’in manasını anlamasa da, ciddi bir saygıyla, fevkalade bir tazimle, konsantre olarak, tam teveccüh ederek onu okuyan yine sevap kazanır. Ne var ki, onda ilahî maksatları izlemek, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderiliş gayesini takip etmek çok önemlidir. Bu da onun manasına genişletilmiş bir meal çerçevesinde muttali olmaya bağlıdır.”

diyen Hocamız, mesai ve meşguliyetleri müsaade ettiği ölçüde, mü’minlerin günlük mukabeleyi ikiye ya da üçe bölmelerini, böylece zamanı biraz daha uzun tutarak okudukları ayetlerin meallerine ve muhtevalarına da bakmalarını tavsiye etmişti.

Birkaç senedir burada (Pennsylvania’da) muhterem Hocaefendi’nin de iştirak ve rehberliğiyle mukabeleyi sabah ve ikindi namazlarından sonra yaklaşık ikişer saat olmak üzere iki fasıl halinde yapıyoruz. Her fasılda Kur’an-ı Kerim’den on sayfa okuyor, daha sonra ayetlerin mealleri üzerinde duruyor ve gerektiğinde farklı eserlere müracaat ediyoruz.

Muhterem Hocaefendi’nin mevcudiyeti ve açıklamalarının yanı sıra, ders halkamızda Almanya, Hindistan, Pakistan, Mısır, Avustralya, Azerbaycan, Arnavutluk, Tacikistan ve Kırgızistan’dan talebe arkadaşlarımızın da bulunması mukabeleye ayrı bir lezzet katıyor.

Dostlarımıza bir fikir vermesi için hafta sonu bu senenin ikinci CANLI YAYINı şeklinde paylaştığımız ve Rahman Sûresi’nden başlayıp 27. Cüz’ün son 10 sayfasını okuduğumuz mukabelemizin o bölümünü -seyredemeyenler ya da yeniden izlemek isteyenler için- arz ediyoruz.

Bu bölüm ilk olarak www.ozgurherkul.org'da yayınlandı.

Gelecek Ramazan’ı İştiyakla Bekleme

Soru: Kültürümüzde, Ramazan biter bitmez, gelecek Ramazan’a on bir ay kaldı, mülâhazasının mevcudiyetini nasıl değerlendirmeliyiz?

Cevap: Böyle bir düşünce, yetiştiği kültür ortamı itibarıyla toplumumuzda bir ahlâk hâline gelmiştir. Aslında Allah’a gönülden inanmış her mü’minin mülâhazası hep bu minval üzere olmalıdır. Toplumun genel karakteri bu olunca, kimi insanlar içlerinden gelmese bile bu düşünceyi dillendirirler.

Ramazan’ın gidişi, asker uğurlamaya benzetilebilir. Askere uğurlanan evladın ardından hasretle gözyaşı dökülür, tez zamanda gelmesi için dualar edilir. Bir hüzün ve hasret hissedilir ancak tekrar kavuşacak olmanın verdiği ümit insanı ayakta tutar. İşte Ramazan da on bir aydan daha az bir zaman sonra geri gelecektir. Tekrar cemaatler hâlinde teravihler kılınacak, tekrar oruçlar tutulacak, eş-dost, fakir-fukara ile tekrar iftar sofraları şenlenecek, her yerde tekrar gürül gürül Kur’ân sesleri işitilecektir.

Gönül Dili, Ramazan ve Referandum

/>Soru: 1) Farklı makalelerinizde ve bilhassa bir kısım insanların kin ve öfkeyle gerildiği demlerde, "Gelin Gönüllerimizle Konuşalım" çağrısında bulundunuz. Gönülle konuşmak ne demektir, bu çağrılar hangi mesajları ihtiva etmektedir?

Telif Hakkı © 2020 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.