Orucun Fidye ve Kefaret Olarak Kabul Edilmesi

Orucun Fidye ve Kefaret Olarak Kabul Edilmesi

Orucun Allah katında büyük bir değeri vardır. Bu sebepledir ki İslâm onu, bazen önemli işlerin yerine geçecek bir bedel bazen de bir suça, bir günaha ya da ameldeki bir eksikliğe karşı kefaret olarak kabul etmiştir.

Mesela hacda ihramlıyken traş olmak yasaklanmıştır. Ancak bir mazeretten dolayı kişinin traş olması gerekiyorsa, o zaman bu eksiğini kurban kesme, fakirleri doyurma veya oruç tutma suretiyle telafi etmelidir. Burada oruç, kişinin eksiğini gideren bir âmil durumundadır. İlgili âyet-i kerime şu şekildedir:

 وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَـيْسَرَ مِنَ الْهَدْىِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَـبْلُغَ الْهَدْىُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْـكُمْ مَر۪يضاً اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَـيْسَرَ مِنَ الْهَدْىِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِى الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِى الْمَسْجِدِ الْحَـرَامِۜ وَاتَّـقُوا اللهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟

“Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer bunlardan alıkonacak olursanız, deve, sığır veya davardan kolayınıza gelen bir kurban size vacip olur. Bu kurban Mina’ya varıp da kesilinceye kadar başınızı traş etmeyin. İçinizden hasta olan veya başında eziyet veren bir şey bulunup da bu yüzden tıraş olan kimseye ise fidye olarak oruç, sadaka veya kurban vacip olur. Hastalık veya yol emniyeti olmaması gibi sebeplerle haccınızın engellenmesinden emin olduğunuz zaman ise, her kim hacca kadar umre (Temettu) yaparak sevap kazanmak isterse, onun da bir kurban kesmesi gerekir. Kurbanlık temin edemeyen kimse, üç gün hacda yedi gün de döndüğü zaman memleketinde olmak üzere tam on gün oruç tutar. Bu (temettu’ ve kurban), Harem bölgesinde (Mekke’de) ikamet etmeyenler içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu iyi bilin.”[1]

Orucun kefaret olarak talep edildiği yerlerden bir diğeri ise bir mü’mini yanlışlıkla öldürme durumudur. Böyle bir kimse, ödeyeceği diyetin yanında bir de köle âzâd edecek, buna gücü yetmiyorsa iki ay oruç tutacaktır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَـقْـتُلَ مُؤْمِناً اِلَّا خَطَاًۚ وَمَنْ قَـتَلَ مُـؤْمِـناً خَطَـاً فَـتَـحْر۪يرُ رَقَـبَةٍ مُؤْمِـنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَـصَّدَّقُواۜ فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَـكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَـتَحْر۪يـرُ رَقَـبَةٍ مُؤْمِنَـةٍۜ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَـيْـنَـكُمْ وَبَـيْـنَـهُمْ م۪يـثَاقٌ فَـدِيَـةٌ مُسَــلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِـه۪ وَتَحْر۪يــرُ رَقَـبَــةٍ مُؤْمِـنَــةٍۚ فَـمَـنْ لَمْ يَـجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْـنِ مُتَـتَابِعَـيْنِۘ تَـوْبَةً مِنَ اللهِۜ وَكَانَ اللهُ عَل۪يماً حَك۪يماً

“Yanlışlıkla vuku bulanlar müstesna, bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi asla düşünülemez. Kim yanlışlıkla bir mü’mini öldürürse, mü’min bir köleyi hürriyetine kavuşturması ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gerekir. Fakat ölenin ailesi diyeti almayıp bağışlarsa bu onların bileceği bir şeydir. Eğer yanlışlıkla öldürülen mü’min, düşmanınız olan (savaş hâlinde olduğunuz) bir topluluğa mensupsa, yalnızca bir mü’min köle âzâdı gerekir. Eğer aranızda antlaşma bulunan bir kavme mensupsa, o takdirde ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermek ve ayrıca mü’min bir köleyi hürriyetine kavuşturmak gerekir. Köle âzâd etmeye gücü yetmeyen ise Allah tarafından tevbesinin kabulüne vesile olmak üzere arka arkaya iki ay oruç tutar. Allah her şeyi hakkıyla bilir ve bütün hükümlerini hikmetle tanzim eder.”[2]

Yemin kefaretinde de orucun yeri vardır. Yeminini bozan bir kimse eğer fakir fukaraya yedirecek yemek, giydirecek elbise veya âzâd edeceği bir köle bulamazsa, bunların yerine üç gün oruç tutar:

لَا يُؤٰاخِذُكُمُ اللهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓى اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤٰاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَۚ فَـكَفَّارَتُـهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاك۪ينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْل۪يكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْر۪يرُ رَقَـبَـةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَـفَّارَةُ اَيْمَانِـكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ وَاحْفَظُٓوا اَيْمَانَـكُمْۜ كَذٰلِكَ يُـبَـيِّنُ اللهُ لَـكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Allah, yeminlerinizde kasıtsız olarak yanılmanızdan dolayı sizi mesul tutmaz. Fakat bir şeyi yapmaya ya da yapmamaya ahdetme babından ettiğiniz yeminlerden sizi mesul tutar. Bozulan bir yeminin kefareti ise kendi ailenize yedirdiğinizin orta hallisi esas alınmak suretiyle on fakiri doyurmak veya on fakiri giydirmek yahut bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır. Buna imkân bulamayan üç gün oruç tutar. Edip de bozduğunuz yeminlerin kefareti budur. (Her şeye yemin etmemek, ettiğiniz yemini unutmamak ve bozmamak, bozduğunuz yeminin de kefaretini vermek suretiyle) yeminlerinizi muhafaza edin. Allah size âyetlerini böyle açıklıyor, umulur ki mazhar olduğunuz nimetlerin şükrünü eda edersiniz.”[3]

Bir diğer hüküm ise hacda ihramlı iken avlanan kimse hakkındadır. Bilindiği üzere ihram hâlinde avlanmak yasaktır. Bu yasağı ihlal edenler ceza olarak ya avladığına denk bir şey kurban eder ya miskinleri doyurur ya da oruç tutarlar. Burada da oruç, kurban kesme ve miskinleri doyurmaya denk tutulmuş bir bedel hükmündedir:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَـقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْـتُمْ حُرُمٌۜ وَمَنْ قَـتَلَهُ مِنْـكُمْ مُتَعَمِّداً فَجَزَٓاءٌ مِثْلُ مَا قَـتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه۪ ذَوَا عَدْلٍ مِنْـكُمْ هَدْياً بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاك۪ينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَاماً لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِه۪ۜ عَفَا اللهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَ فَـيَـنْـتَـقِمُ اللهُ مِنْهُۜ وَاللهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ

“Ey iman edenler! İhramda iken avlanmayın. Sizden kim ihramlı iken kasten bir av hayvanını öldürürse, bunun cezası, öldürdüğü hayvanın muadili bir hayvanı, Harem-i Şerif’te kurban etmesidir ki o hayvanın kıymetini iki âdil kişi takdir eder. Ya bunu yapar yahut fakirleri doyurmak veya ona denk gelecek şekilde oruç tutmak suretiyle kefaretini yerine getirir. Ta ki işlediği günahın vebalini tatmış olsun. Allah geçmişte olanları affetti. Ancak kim bu tür fiilleri işlemeye devam ederse Allah hesabını sorar. Allah izzet azamet sahibidir, suçları suçluların yanına bırakmaz.”[4]

Bir başka kefaret de, bir cahiliye âdeti olan “zıhar” hakkında varid olmuştur:

وَالَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَـتَحْر۪يرُ رَقَـبَةٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَـتَمَٓاسَّاۜ ذٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِه۪ۜ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ۝ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَـتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَـتَمَٓاسَّاۚ فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتّ۪ينَ مِسْك۪يناًۜ ذٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللهِ وَرَسُولِه۪ۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللهِۜ وَلِلْـكَافِر۪ينَ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

“Eşlerine zıhar yaparak onlardan ayrılmaya kalkıp da sonra söylediklerinden dönenlerin, eşleriyle temastan önce bir köleyi hürriyetine kavuşturmaları gerekir. İşte size emredilen budur. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. Buna imkân bulamayan kimse, temastan önce, iki ay ara vermeksizin oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen altmış fakiri doyurmalıdır. Bu hükümler Allah’ı ve Resûl’ünü tasdik ve onlarla amel edip Cahiliye uygulamalarını reddetmeniz için konulmuştur. İşte bunlar Allah’ın hudutlarıdır. Kâfirler için gayet acı bir azap vardır.”[5]


[1] Bakara sûresi, 2/196.

[2] Nîsâ sûresi, 4/92.

[3] Mâide sûresi, 5/89.

[4] Mâide sûresi, 5/95.

[5] Mücâdele sûresi, 58/3-4.

Pin It

Fidye, Kefaret

  • tarihinde hazırlandı.
Telif Hakkı © 2021 Fethullah Gülen Web Sitesi. Blue Dome Press. Bu sitedeki materyallerin her hakkı mahfuzdur.
fgulen.com, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin resmî sitesidir.