Yazdır

Alevî- Sünnî Bütünleşmesine ve Diyaloguna İlişkin Görüş ve Teklifler

Yazar: İ. Adil Sönmez Tarih: . Kategori Fethullah Gülen Gerçeği

Oy:  / 11
En KötüEn İyi 

Alevî-Sünnî Meselesi ve Gülen

Türk kamuoyunda alevîler ve alevîlik; sünnîler ile alevîler arasındaki münasebetler, çeşitli yönleriyle tartışılan bir konu olmuştur. Bugün de güncelliğini muhafaza eden bu önemli konu hakkında Fethullah Gülen'in ifade ettiği düşünce ve önerilerine burada yer vermek istiyoruz.

Alevîliğin Anlam ve Mahiyeti

Gülen Alevîliğin 'Hz Ali'nin amel, davranış ve düşüncede arkasında olmak ve bunlara ilaveten Hz. Ali'nin diğer sahabeye nispeten üstün olan yanlarını öne çıkararak ona iktida etmek' şeklinde tarif ederken, Anadolu'daki bir kısım Türk boylarının, Hz. Ali'nin kahramanlığına ve mertliğine 'meftun' olmaları ile 'neşet ettikleri bölgelerin sosyo-kültürel şartlarının' onlarda Alevîliğe taraftar olma düşüncesini doğurduğunu ve konunun 'psiko-sosyolojik yönüyle tahlil edildiğinde bu gerçeğin' ortaya çıkacağını söylemekte ve şu görüşleri ileri sürmektedir:

'Bu insanlar, şanlı mazimizde birer akıncı edasıyla pirleri dedeleri babalarıyla devamlı olarak ordularımızın önünde yol açmışlar ve düşmanla yaka paça olmuşlardır.'

'Kuran ve Sünnet çizgisindeki Hz.Ali ve Ehl-i beyt etrafında haleleşmiş, bu alevîlik anlayışıyla ise hiçbir sünnînin sorunu' olamayacağına işaret eden Gülen, İran'daki Şiiliğin hakiki Alevîlikten farklı olduğuna özellikle dikkat çekmektedir.

Alevî-Sünnî Birliği

Fethullah Gülen Türkiye'de gerçekte bir alevî-Sünnî çatışması bulunmadığını, ancak bazı ideolojik radikal grupların ve bunları yönlendirenlerin, böyle bir çatışmayı tahrik ettiklerine dikkat çekerek şu görüşleri ileri sürmektedir:

'Türk Milleti Sünnisiyle Alevîsiyle birleşmiş bir toplum olması bakımından asırlarca aralarında hiçbir problem olmamıştır denebilir. Son zamanlarda şurada burada birkaç olay meydana gelmiştir ancak bunlar kardeşliğimizi bozamamıştır. Bundan sonra da diliyorum bu işler havada kalacak.

Birileri Alevîlik-Sünnîlik kışkırtmalarıyla varmak istedikleri yere varamayacaklardır. Denebilir ki Türk milleti bir manada bütünüyle alevîdir. Alevîliğin böyle keskince yaşandığı yerlerde bile Türkiye'de samimane Ali sevgisinin yaşandığı kadar yaşanmıyor. Bizim inanmış her ferdimiz Müslümanlığa duyduğu alaka kadar başka halifelere ve bu arada Hz. Ali'ye karşı çok aşırı alaka duymaktadır. Bu açıdan konuyu Hz. Ali'yle irtibatlandırınca bütün Müslümanlar alevîdir.' 'Bizim inanmış her ferdimiz Müslümanlığa duyduğu alaka kadar raşit halifelere ve bu arada Hz. Ali'ye karşı çok ciddi bir alaka duymaktadır. Bu açıdan konuyu Hz Ali'yle irtibatlandırınca bir Alevî-Sünnî çatışması mesnetsizdir.

Öyle anlaşılıyor ki birileri bu duygu ve düşünceyi provoke etmek istiyor. Birkaç sene evvel Sivas'ta cereyan eden hadise, Başbağlar'da cereyan eden hadise ve medyada bir kısım şeylerin yanlış algılanmasıyla meydana gelen olayları birileri sürekli olarak kurcalıyor.' 'PKK hadisesinden umduklarını bulamayınca şimdilik potansiyel bir tehlike gibi göstererek, Alevîliği-Sünnîliği karşı karşıya getirmek istiyorlar. PKK'yı tezgahlayanlar, bir terör örgütü şeklinde başımıza musibet edenler şimdi de Avrupa'nın değişik yerlerinde çıkardıkları gazete ve mecmualarla, Türkiye'de Alevîleri organize etmeye çalışıyorlar.'

'Ben şahsen Gaziosmanpaşa'da cereyan eden, alevî vatandaşlara karşı yapılmış bu şe'ni tecavüzü nefretle karşılıyorum. Alevîler bizim kardeşlerimiz. Bahsettiğimiz gibi ileri bir alevî gibi ben de Ali muhabbetiyle meşgul bir alevîyim. Kerbela için dünya kadar gözyaşı dökmüşümdür. Diyebilirim ki hiçbir alevî ocağında, cem evinde o kadar gözyaşı dökülmemiştir. Bu açıdan böyle bir olaya nefret duymam tabiatımın gereğidir. Ve milletimin de benimle aynı duyguyu paylaştığını düşünüyorum.'

'Alevilere karşı yapılan bu hareketler büyütülmeye müsait olması bakımından Sünnî-Alevi çatışması haline getirilmek isteniyor. Bu meseleyi aklı başında olan insanlar soğukkanlılıkla karşılayıp bağırlarında boğabilirler. Fakat kitle ruh haleti de göz ardı edilmemeli. Bir takım saf yığınlar bu tür meselelere her zaman taraftar olarak teveccüh edebilirler.'

'Burada yapılacak şey terörle karşı koymamak ve anarşiye karşı anarşiyle hareket etmemektir. Yoksa herkes hakkını almak için silaha sarılır ihkak-ı hak edeceğim derse bütün haklar çiğnenir. Devlet vardır, güvenlik güçleri vardır. Haklarında birilerinin değişik mülahazaları olabilir, fakat onlara güvenmek lazım. Devlete güvenmek lazım. Adliyenin bu işi çözeceğine inanmak lazım. Bu açıdan milletimize geçmiş olsun derken, diğer taraftan da soğukkanlı olmayı yeğliyoruz. Rical-i devlet temkinli hareket etsin, Adli mekanizmamız işlesin.'

'Türkiye bir yönüyle bazıları tenkit etseler bile yarım ayak dahi olsa Avrupa'ya adım attı sayılır. Böyle bir süreç yaşandığı bir dönemde -alevi vatandaşları eziyorsunuz hem de emniyet güçleriyle eziyorsunuz- imajı Avrupa'da değişik parlamentolarda çok farklı algılanacaktır. Birtakım Avrupalı devletlerin bunu Türkiye'nin attığı yarım adımı ileriye götürmemesi için kullanacaklarını tahmin ediyorum.'

Diyanet'te Alevîlerin Temsili ve Cem Evleri

'Bilindiği gibi Diyanet İşleri Atatürk döneminde kuruldu. İsmet Paşa döneminde de hiç ilişilmeden getirildi. Genel müdürlük ölçüsü içerisinde devletin bir müessesesidir bu. Bu birinci yanı, ikinci yanı Mümtaz Soysal Bey'in dediklerine katılıyorum. Diyanette temsil esası yanlıştır. Alevîlik bir mezhepse yani Maliki ,Şafi Hanbeli gibi bir mezhepse Türkiye'de Şafilerin, Hanbelilerin, Malikilerin bir temsilcisi yok. Alevîler eğer 'tarikatız' derlerse Kadiriler ve Nakşiler de derler ki 'o zaman biz de temsil edilmek istiyoruz, hatta resmi kıyafetiyle bizden biri gelsin oraya otursun' derler. Bence bu da çok tehlikeli bir şey. Diyanetin birleştiriciliğine, uzlaştırıcılığına güvenmek lazım, hepimizin müessesesidir.'

'Alevilerle ilgili olarak eğitim ve kültür faaliyetleriyle uğraşan nazım ve sözümün geçtiği arkadaşlarımıza gidin şunu yapın diye ricalarda bulunurum. Hasankale'den hemşehrim olan bir mimar geldi bana. Narlıdere'de oturuyor. Ona dedim ki orada Alevîlerin bir cemevi teşebbüsü var. Ve orada milletvekilliği ve senatörlük yapmış görüşüp konuştuğum bir arkadaşım var. Mimar arkadaşıma bir arsa bulursanız oraya bir kültür lokali, bir cemevi yapılsa dedim. O arkadaşımızın çoluk çocuğu da yok hayrına yapabilirsen yap dedim. Henüz arsa işini halledememişler, araştırmaya devam edin dedim. Bir yönüyle Türk toplumunun iki kesimi eğer vuruşturulmak isteniyorsa birbirine düşürülmek isteniyorsa en azından bir yanı itibariyle vuruşma düşüncesini kırarsak, ayağımızın altına alırsak, karşı taraf sallayacağı yumruğu boşa sallamış olur, buna meydan vermemiş oluruz. Ben alevî vatandaşlarımızdan çok ciddi civanmertlik gördüğümü söyleyebilirim. Çok azını istisna edebiliriz. İcabında caminin yanında cemevi de yapabiliriz. Kimi okumak kimi düşünmek istiyorsanız söylersiniz. Ben cemevi ve Alevîlerle ilgili düşüncemi sayın Başbakan'a arz ettim. Tabii siyasiler bu tür konulara, halktan gelecek isteklere olumlu bakarlar, siyasiler böyle konulara sıcak bakarlarsa problem olma istidadındaki problem olmaktan çıkabilir. Böyle ümit ediyoruz. Ümitlerimizi dua olarak Allah'a sunuyoruz. Böyle olsun istiyoruz. İnşallah kavga olmaz, kaba kuvvet olmaz, diyalog ve hoşgörü olur.'

Alevî-Sünnî Kardeşliği Adına Teklifler

'Burada Alevîliğin sıhhatli bir şekilde gelecek kuşaklara taşınması adına, vicahî bir kültür üzerine tesis edilmiş olan Alevîliğin esas kaynaklarının ortaya çıkarılması ve kitabî bir kimliğe oturtulmasının zaruri olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Aksi takdirde 'falan dededen, filan babadan şöyle duymuştum, böyle görmüştüm' gibi vicahî kültürle zaman zaman cemevleri bile birbirine düşüp, aralarında münazaa yaşayabilirler.

Çünkü bugün ortada kitabî bir mesnet olmadığından dolayı herkes farklı bir Alevî kimliği ortaya koymakta ve bu durum Alevîler arasında bile kargaşaya sebep olmaktadır. Bundan dolayı Alevîliğe mesnet teşkil eden mevcut kaynaklar toplanmalı, Hz. Ali ve on iki imama ait yazılı kaynaklar gün yüzüne çıkarılarak tercümeleri yapılmalı, Alevî vatandaşlarımız, vicahî kültür aldatmacılığına açık olmaktan kurtarılmalı, okuyucunun kitap, broşür vb. şeklinde Alevîliğe kaynak teşkil eden her türlü bilgiye çok rahatlıkla ulaşabileceği okuma salonları, kültür lokalleri ve kütüphaneler açılmalı ve günümüze kadar gelen bu vicahî kültür, bir heyet teşekkül ettirilerek doğrudan doğruya kitabî kültüre dönüştürülmelidir.

Bunun yanı sıra devletin ve diyanetin de desteğiyle, yer yer din görevlilerinin yokluğundan dert yanan alevî vatandaşlarımızın kendi imamlarını yetiştirebilecekleri cemevleri ve İmam-Hatipler açılmalı, buralarda Alevîliğin ana kaynakları ders olarak okutulmalıdır. Buralardan mezun olacak imamlar, cemevlerinde Alevî kardeşlerimizin her türlü dinî vecibelerini yerine getirmesi hususunda istihdam edilmelidir. Ayrıca İlahiyat fakültelerine de Alevî öğretileriyle alakalı dersler konulmalı ve gerek İmam-Hatip, gerekse İlahiyattan mezun olan Alevî gençleri diyanet kadrolarında vazife alabilmelidirler. Onlar da, bizim camilerimizde olduğu gibi Alevî kardeşlerimize cemevlerinde vaz-u nasihatte bulunmalı, onlara Alevîliğin kitabî şeklini öğretmelidirler. Böylece temelde aynı kaynaklardan beslenen bu iki kesim, Alevî ve Sünnî diyerek aradaki küçük farklılıkları kaşıyıp birbirine düşürmek isteyen dahilî ve haricî şer odaklarının menfur emellerine alet olmayacak ve şu cennet vatanımızda birlik ve beraberlik içerisinde yaşayarak, yıllardır özlemini çektiğimiz geleceğin büyük Türkiye'sini tesis edeceklerdir.'