Yazdır

Fethullah Gülen'in Faaliyetlerinin Türkiye'nin Bugünü ve Yarınındaki Yeri ve Niteliği

Yazar: Davut Aydüz, Latif Erdoğan Tarih: . Kategori İki Çarpıtma Örneği

Oy:  / 13
En KötüEn İyi 

Fethullah Gülen, bir yandan iman ve Kur'an derken, bir yandan da dünya dengesinde bir Türkiye, Asya'daki esir kardeş ülkelerle el ele, yer yüzünde hakkın ve adaletin temsilcisi, insanlığa bir defa daha ve gerçek medeniyeti teklif edip gösterecek bir Türkiye düşüncesindeydi. Böyle bir davayı, ideali herkes besleyebilirdi. 18 yaşındaki gençlere, memurlara ve işçilere varıncaya kadar, herkese siyaset yapma hakkını tartışanlar, nedense Fethullah Gülen'e siyasetle doğrudan alâkasız, başarısı ortada bir ülke hizmetini bile çok görmekteydiler. Oysa, başka hangi ülkede olursa olsun, devlet buna tam destek verirdi.

Fethullah Gülen'in takip ettiği bu birbiriyle alâkalı iki ana düşüncenin gerçekleşmesi için nesillerin zihinleri müspet ilimlerle, kalpleri imanla tatmin edilmeli ve böylece kafa-kalp bütünlüğüne ulaşmış bu insanlar, birer ahlâk ve erdem abidesi halinde aynı ideali başkalarına taşımalıydılar. Çünkü akıl, müspet ilimlerle, fenlerle aydınlanır. Kalbin ışığı ise, dînî ilimlerdir, imandır, ibadettir. İkisinin birleşmesiyle insanın gayreti kanatlanır ve hakikat ortaya çıkar. Birincinin yokluğundan taassup, ikincinin yokluğundan ise şüphe ve inkâr doğar. İşte, Gülen'in 'Altın Nesil' adını verdiği, bu zihni müspet ilimlerle aydınlık, kalbi imanla ışıl ışıl bir gençlikti. İman ve ilim dolu, ahlâk ve faziletlerle bezeli bu gençlikle dünya, örnek nezih bir topluma kavuşacaktı.

İtham gayesiyle bizzat Yazar'ın iktibas ettiği pasajlarda Fethullah Gülen bakın neler diyor:

'İman meselesini, onu geliştirip yaygınlaştıran müesseselerde ihmal ediverseniz, 5-10 sene sonra yeniden geldiğiniz yere dönersiniz. Onun için, birileri zirvelere yürüse bile, biz hep kendi müesseselerimizde, o saflardan saf ve duru hizmetin yanında olacağız. O zaman, işte bütün bir hayat mektep olup her yana nur saçacak, medrese olup kemale yönelecek, kışla olup disiplin soluyacak, tekye ve zaviye olup mükemmel insan olma yollarını işleyecek ve millet beş başı mamur istikbale yürüyecektir.'

Bu cümlelerde, araştırmaya, zihnî ve kalbî tatmine dayalı bir iman ve bu iman temelinde ve şüphesiz belli bir disiplin ve kurallar çerçevesinde insanları mükemmel hale getirme hedefinin kastedildiği gayet açıkken, Yazar, bu cümleleri adeta kuş dili kullanma olarak niteliyor ve ha- yat/hizmet adıyla İslâm şeriat sisteminin ve mektep- medrese-kışla-tekye ve zaviye ile, kafada tasarlanan İslâmî toplumun beş sacayağının kastedildiği sonucuna varıyor. Önemli olan, zihindeki şablonu doldurmak olunca, tabiî bu tür çarpıtmalara gidilecektir.

Yine, Yazarın yaptığı alıntıda Fethullah Gülen şunları söylüyor:

'İnanan insanlar, kendi inanç dünyalarına göre bir sistem kurmayı ve o sistem içinde hayatlarını sürdürmeği isteyebilirler. Fakat unutulmamalıdır ki, böyle bir duygu asla maksad-ı aslî (asıl maksat) ve gaye-i hayal (ideal) olamaz. Allah Rasulü (sav), Mekke döneminde mesajlarını halka sunarken, bu konu etrafında bir tek kelime söylememiştir ve 13 yıllık Mekke hayatı boyunca, bugünkü anlamda idarî, siyasî bir tek ayet nazil olmamıştır. Tam aksine, iman ve imanî hakikatler çerçevesinde ayet-i kerimeler inmiş ve hadis-i şerifler hep bu mevzû etrafında varid olmuştur. Ayrıca, 5-10 yıl sonra cihana meydan okuyacak o alperenler, sistem, nizam, devlet vs hususunda ne bir beklenti ne de bir merak içindedirler... Onlar çok ağır şartlar altında küfür düşüncesi ile yaka paça olurken, böyle mülahazalar içine hiç mi hiç girmemişlerdir. O halde, her şeylerinde onları örnek alan bu cephenin insanları, bu türlü mevsimsiz düşüncelerle kendi davalarına zarar vermemeli, imana ve Kur'an'a hizmet etrafında himmetlerini yoğunlaştırmalı, her şeylerini Allah'ın rızasını kazanma etrafında bir dantela gibi işlemelidirler.

Fethullah Gülen, Yazar'ın iktibasına göre, bu cümlelerinin öncesinde ve devamında, 'karşı cepheye buğz içinde hareket etmektense, insan yetiştirme ve eğitime yönelik ihlaslı ve uzun vadeli çalışmalar yapılmış olsaydı, şimdi zeminimiz çoktan bir lâle bahçesine dönmüş olurdu' demekte ve 'dünyaya ait şeylerin çok talibinin bulunduğunu, kuvveti elinde bulunduranların elerindekini kaçırmak istemeyeceklerini ve bunun için kuvvete başvurabileceklerini, dolayısıyla bu noktada tûl-i emele girilmemesi (tûl-i emeli, niyet ve şablonu gereği Yazar, uzun erimle hedefin boyutları dese de, o, yukarda arz edildiği gibi, dünya adına uzun vadeli emeller beslemek demektir) ve hizmette hikmetin, yani tedbir, temkin ve teyakkuzun kuvvetle at başı olması gerektiğini, kuvvet dengesinin olmadığı durumlarda, kuvvetle katiyen çarpışmadan tekniğe başvurulmasının yerinde olacağını, netice itibariyle, Allah'ın rızası hedef alınarak tebliğ ve irşad yapılmasının zorunlu olduğunu' anlatmaktadır. Bütün bunlardan Yazar'ın çıkardığı manâ, şeriat sistemine evrimci yoldan gidileceği, 'şeriat istiyoruz' türünden laflar edilmeden, din-iman meseleleriyle uğraşıyormuş gibi yapılacağı, tebliğ ve irşad gibi barışçı propaganda yöntemleri kullanarak, toplumun yatay ve dikey olarak örgütleneceği (ne demekse bu!), alt yapı-üst yapı hazırlanacağı ve mevsimi gelip de, elverişli ortam oluşunca vadeli ve kalıcı şeyleri gerçekleştirmek için davranılacağıdır (s.104-5)

Yazar, Fethullah Gülen'den yaptığı iktibaslardan Marksist teoriden hareketle bütünüyle subjektif sonuçlara varmakta, vardığı bu sonuçları desteklemek için de, kasdî olarak aynı yazı içinde geçen bazı yerleri atlamaktadır. Meselâ Gülen, aynı yazıda meselenin özü olan şu hususlara dikkat çekmektedir:

'Bu milletin bugünü ve yarını adına ne yapılırsa yapılsın, tahrip hesabına olmamalıdır ve ne olursa olsun, bu ülkenin birlik ve dirliğine zarar vermemelidir'.

Gülen ayrıca, yapılan hizmetlerde bir sistem beklentisine girmenin, maddî ve dünyevî şeylerin hedeflenmiş olacağı anlamına geleceğine dikkat çekmekte ve şu uyarıda bulunmaktadır:

'Her şeylerinde onları (Hz. Peygamber'in arkadaşlarını) örnek alan bu cephenin insanları, bu türlü mevsimsiz düşüncelerle (sistem, nizam, devlet düşünceleriyle) kendi davalarına zarar vermemeli, imana ve Kur'an'a hizmet etrafında himmetlerini yoğunlaştırmalı, her şeylerini Allah'ın rızasını kazanma etrafında bir dantela gibi işlemelidirler. (Yazar burayı alıyor, fakat devamı olan şu satırları atlıyor:) Kaldı ki, zaten aksi düşünce, (haşa) Allah ile pazarlık manâsına gelmektedir. Yani, 'ben bu şekilde çalışırsam, idarî sistem de böyle olur ve olmalı..' gibi, kulluk anlayışına olabildiğince ters, yakışıksız şeyler içine girilir. Ve tabiî, bir kere böyle bir fasit daireye giren insanın da artık ondan kurtulması çok zordur. Öyle zannediyorum ki, yaptıkları hizmetlerde maddî ve dünyevî şeyleri hedefleyenler ve onları gaye-i maksat haline getirenler, Allah'ın te'yidini kaybediyorlar. Hattâ bu uğurda, hayatlarını, mal varlıklarını vs. ölesiye feda etseler de, yine kaybediyorlar ve kaybedecekler. Zira, gaye-i hayal sadece ve sadece Allah olmalıdır. Hedefte, sadece O ve O'nun rızası bulunmalıdır.' (Prizma 1, 102-103).

Yukarda arz etmeğe çalıştığımız gibi, sayın Gülen her yerde ve her yazısında aynı ikazı yapmakta, aynı gerçekleri dile getirmektedir. O'nun için yapılması gereken, bu milletin birliğine ve dirliğine asla zarar vermeden ve kimseye düşmanlık beslemeden iman ve Kur'an hizmeti vermek ve eğitim yoluyla iyi ve mükemmel insanlar yetiştirip, temiz bir toplum oluşturmaktır. Bu hizmetler verilirken, bırakın bir devlet, bir sistem olacak mı gibi hedef ve maksatlar gütmeyi, böyle düşüncelere bile girilmemelidir. Çünkü, böylesi hedef ve düşünceler Allah'la (hâşâ) pazarlık yapmak manâsına gelir ve Allah, böylelerini hizmetlerinde başarıya ulaştırmaz. Ayrıca, bu tür düşünceler dünyevî ve maddî beklentilere girmek ve dünya adına uzun vadeli emeller beslemek demektir. Dolayısıyla, böyle beklenti ve maksatlardan olabildiğince uzak durulmalıdır.

Bu kadar açık gerçekler, aslında iman ve Kur'an hizmeti verenleri bir devlet, bir sistem hedef ve beklentisinden bütünüyle uzak tutmaya yönelik ikaz cümleleri, can alıcı satırları atılınca ve zihinlerdeki suçlayıcı şablonlara göre yorumlanınca, ortaya tam tersi çıkıyor. Maksat, samîmî olarak bir hakikati ortaya çıkarmak olmalı; yoksa, düşmanca tavırlarla, hiçbir maddî-dünyevî beklentiye girmeden bu ülkeye fedakârane hizmet yapan insanları ne pahasına olursa olsun yanlış tanıtma ve durdurmaya çalışma olmamalı. Böylesi tutum ve davranışlar, ancak yapana zarar getirir. Her şeye rağmen bu insanlardan rahatsız olanlar, eğer kendi görüş ve düşüncelerinden, benimsedikleri ideolojilerin doğruluğundan eminseler, ülkede gücü temsil edenleri bu insanların üzerine çekmeğe çalışmak yerine, kendi görüşlerini savunup, halka kabûl ettirebilirlerse, o çerçevede ülke hizmeti yapmalı, düşmanlıkta, tahripte ve başkalarını yok etme mücadelesinde değil, hizmette, düşüncede ve yapmada yarışmalıdırlar. Aksi tavır, zayıfların, korkakların, kendi düşünce ve ideolojilerinden emin olmayanların ve tahriple varlıklarını belli etmeğe çalışanların işidir.