Yazdır

‘Haşhaşi’ iftirası

Yazar: İdris Gürsoy Tarih: . Kategori İstihbarat Yalanları ve İftiralar

Oy:  / 13
En KötüEn İyi 

‘Haşhaşi’ iftirası

14 Ocak 2014, Salı, TBMM’de partilerin grup toplantıları yapılıyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, milletvekillerinin önüne çıktı. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonları hakkında ne diyeceği beklenirken, Hizmet Hareketi’ni hedef aldı. İsim vermeden, sosyal medyada ve iktidar gazetelerinde camia hakkında yürütülen kara propagandaya katıldı. Camia için, ‘örgüt, virüs, ihanet şebekesi, ajan’ gibi çirkin yakıştırmalarda bulundu. Ancak en çok hizmet için ‘Haşhaşi’ler demesi dikkat çekti. Erdoğan; “Tarihte de bunu gördük. Büyük Selçuklu Devleti’nde yaşadık. Haşhaşiler denilen gözü dönmüş bir gizli örgütün devlet bünyesini nasıl esir almaya çalıştığını, gerektiğinde düşmanlarla nasıl işbirliğine gittiğini asırlar önce millet olarak yaşadık ve gördük. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu sinsi güçlere, devlet bünyesini felç etmeye yönelik sızıntılara asla geçit vermez ve vermeyecek.” dedi.

Grup toplantısındaki milletvekilleri, localardaki taraftarlarının çılgın alkışları ile sözlerini sürdürdü. Ancak Haşhaşilerin tarihte bilinen en kanlı terör örgütü olduğunu bilenler şaşkınlıklarını gizleyemiyordu.

Peki, kimdi bu Haşhaşiler? Erdoğan hayatlarında karıncayı bile incitmemiş insanlara hangi bilgi ve belgelerle Haşhaşi diyebilmişti? Nereden ilham almıştı!

Kısa sürede anlaşıldı. Erdoğan’ın Hizmet Hareketi için yaptığı ‘Haşhaşi’ benzetmesi 28 Şubat döneminde de kullanılmıştı. Afyon Mahkemesi’nde Bediüzzaman Said Nursi de aynı çirkin iftiraya uğramıştı.

28 Şubat sürecinde yasa dışı telefon dinlemesi yapan üst düzey emniyet görevlisi Osman Ak, Hizmet Hareketi’nin silahlı bir örgüt olduğunu öne sürmüştü. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yargılandığı davada tanık olarak ifade veren Ak, devlet içinde yapılanmalar olduğunu ileri sürerek, “Hasan Sabbah’ın ‘Haşhaşi’ adlı örgütlenmesine benzemektedir.” ifadelerini kullanmıştı. Darbecilerin ‘polis ayağı’ olmakla suçlanan Ak, telekulak skandalının başaktörlerindendi. 1998 ve 1999’da yasa dışı yollardan Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı’nın da aralarında bulunduğu 963 kurum ve kişiye ait telefonların, Ankara Emniyeti’nin 8’inci katında dinlendiği müfettiş raporlarıyla belirlenmişti. Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, emniyet müdür yardımcıları Osman Ak, Zafer Aktaş ve Mahmut Çorumlu’nun da bulunduğu isimler yargılanmıştı.

Said Nursi’ye de aynı iftira!

Erdoğan’ın, milyonlarca insanı yaralayan Haşhaşi iftirası Bediüzzaman Said Nursi için de yapılmıştı. Afyonkarahisar savcısının Üstad hakkındaki iddiasında, “Hasan Sabbah Ehl-i Sünnet’e karşı giriştiği siyasî faaliyetiyle nasıl sarsıntıya yol açmışsa Bediüzzaman da benzer bir siyasî sarsıntı meydana getirmek istemektedir.” ifadeleri yer alıyordu. Bediüzzaman Hazretleri savunmasında Haşhaşi benzetmesine şöyle cevap veriyordu:

“İddiacı eski zamanda Ehl-i Sünnet’e karşı Hasan Sabbah Batiniyyun mezhebiyle ve Şeyhü’l-Cebel bir galat-ı şia tarikiyle meydana çıkıp siyasî sarsıntı vermeleri gibi, Said’i onlara benzetmesi ve ittiham etmesi pek çok pek acip bir yanlıştır. Evet, sünnete muhalif hareket etmemek ve siyasete karışmamak için yirmi üç sene işkenceli esareti, hapsi, ihanetleri kabul eden ve siyasete girmemek için bütün dünyevî rütbelerinden yüzünü çeviren biçare Said’i onlara benzetmek öyle soğuk bir hatadır ki, bugünlerde hararetli ümitlerimizi kıran o iddianın aynı zamanında gelen kar ve soğuktan daha bariddir.”

Peki, kimdi bu Haşhaşiler?

Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminde bugünkü İran sınırları içerisinde faaliyet gösteren Batini terör örgütü Haşhaşiler, Hasan Sabbah önderliğinde ‘haşhaş’ içerek saldırılar düzenliyordu. Hasan Sabbah, İran’da Kum kentinde dünyaya geldi. Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün emrinde çalıştı. Yoğun dinî çalışmalarından sonra örgütlenmeye başladı ve Alamut Kalesi’ni ele geçirip burayı üs haline getirdi. Dönemin ileri gelenlerine yönelik suikastları işletmek için fedailerine haşhaş vererek onların zihinlerini kontrol ediyordu. Bu yüzden örgütün adı Haşhaşiler olarak anılagelmişti. Hasan Sabbah elindeki güç ile halkı Selçuklu’ya karşı kışkırttı, bu süreç devleti yıkıma götürdü.

Erdoğan, Camia’yı tarihin en kanlı terör örgütlerinden birine benzetirken ortaya ne bir eylem ne de bir belge koyamadı. Çünkü yoktu.

Eşimi ve çocuğumu kaybettim, bu kadar acıtmadı!

Ağır hakaretler, ithamlar, suçlamalar Anadolu insanında derin yaralar açıyordu. Gönüllüler ise adeta kan kusuyor, kan ağlıyordu. Hele ‘Haşhaşi’ suçlaması, Hizmet Hareketi’nin muhabbet fedailerinin yüreklerini paramparça etti, kalplerini kırdı! 17 Şubat akşamı Samanyolu Haber’e konuk olan, o gönüllülerden birisi, Sevgi Karyağdı izleyenleri gözyaşlarına boğdu. Başbakan Erdoğan’ın ağzından Hizmet gönüllülerine karşı “Haşhaşi” benzetmesini ilk duyduğunda olduğu yere çöküp kaldığını anlatan Karyağdı, “Eşimi, evladımı kaybettim ama hiçbiri bu hakaretler kadar acıtmadı.” dedi. Sevgi Karyağdı, haritada bile yerini bilmediği ve -30, -40, -50’leri gören buz gibi bir yere, 7 yaşındaki kızı ile 3 yaşındaki oğlunu alıp gittiğini, buraya ilk gidenlerin 3-4 arkadaş olduğunu anlattı.

İşte Erdoğan’ın ağlattığı o gönüllünün sözleri: “Ben bu yolda hem evlat hem de eş verdim. Herkes, dönüp evinin içinde evladına, eşine bir baksın şimdi, bir anda ikisinin kaybolduğunu düşünsün, nasıl bir ıstıraptır bir sorsun yüreğine, bizim şikâyetimiz yok, Rabb’imizden gelen... Yola devam ederiz ama şu sözü (Haşhaşi) duyduğumda ben, tam kapıdan çıkıyordum, inanın olduğum yere çöktüm ve o 30 yıl gözümün önünden geçti. Eşimin, Rabb’imin rızası istikametinde koşturma yolunda ve kendi şahsım adına... Birçok şehir gezdim, dönmemek üzere gittim. Yüzlerce insan tanıdım, biri çıksın, “Vatana, millete, dine, diyanete, dünya ve ahirete zarar verecek tek kelimeniz oldu.” desin... Evladımı-eşimi toprağa gömdüm, nasıl bir ıstıraptır sorun kendinize, onun acısı hiç kaldı, nasıl bir şeydir yüreğimi birisi dilimliyor gibi geldi bana, size bunu diyen de kardeşiniz ama kendime şunu dedim, Ya Rab bize öyle sağlık sıhhat afiyet lütfet ki dün olduğu gibi bugün, yarın yine biz onlara hizmet edelim, dua etmekten başka diyecek sözüm yok, herkes vicdanına sorsun, ne derdimiz vardı bizim. Beklentimiz neydi bizim herkes baksın görsün, bir valizle gittik, bir valizle geldik, iki de can koyduk toprağa.”