Yazdır

Ecevit, Gülen raporlarına neden itibar etmedi?

Yazar: İdris Gürsoy Tarih: . Kategori İstihbarat Yalanları ve İftiralar

Oy:  / 8
En KötüEn İyi 

Ecevit, Gülen raporlarına neden itibar etmedi?

“Ecevit, Gülen ile yüz yüze görüştü, ‘bu insandan, bunun düşüncelerinden bizim ülkemize zarar gelmez’ diye emin oldu. Önüne gelen raporlara bu yüzden itibar etmedi.” Bu sözler rahmetli Başbakan Bülent Ecevit’in en yakınındaki isim Recai Birgün’e ait.

2004’te MGK’da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı ‘Gülen’i bitirme planı’ 1999’da rahmetli Bülent Ecevit’e de sunulmuştu.

Peki, Ecevit, Gülen ve Camia ile ilgili raporlara ne tepki gösterdi? Recai Birgün, Ecevit’in 2000 yılından ölünceye kadar koruma müdürlüğünü yaptı. 2000-2001 yılları arasındaki siyasî operasyonlara tanıklık etti. Birgün, emniyet kökenli, terörle mücadelede 17 yıl çalışmış. Uğur Mumcu suikastı sırasında Ankara’da terörle mücadele şube müdür yardımcısı ve soruşturmayı yürüten isimlerden. Ecevit’i korumayı fiziken başardıklarını ama siyaseten başaramadıklarını anlatan Birgün, Meclis’te Ecevit fotoğraflarının süslediği odasında sorularımı cevapladı.

28 Şubat 1997 sürecinde, Batı Çalışma Grubu’nun en büyük hedeflerinden biri Fethullah Gülen’di. Refahyol hükümetinin istifasından sonra da ‘Gülen’i bitirme planları’nı hayata geçirmek istediler. 18 Nisan 1999’da yapılan seçimlerde yüzde 22,19 oy oranıyla DSP birinci parti oldu. Hükümeti kurmakla görevlendirilen Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1999’da DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetini kurdu. Ecevit’in önüne Gülen’i bitirme planlarını uygulaması için koydular. Ancak Ecevit, herkesin boyun eğdiği bu dönemde askerleri geri çevirdi.

-28 Şubat’ta önüne raporlar getiriyorlar, Gülen’i savunmaya devam ediyor? Neden?

Kolay değil tabii, en zor dönemde bile sahip çıkmaya devam etti, savundu Gülen’i. Pek çok siyasî aktör susmuştu. Bir de Gülen ile yüz yüze görüşmüşler, ‘bu insandan, bunun düşüncelerinden bizim ülkemize zarar gelmez’ diye emin olmuş. Önüne gelen raporlara bu yüzden itibar etmedi. Bu karanlık zihniyet tarafından hedef olmasında bu da etkili oldu. Ecevit’in sol düşüncesi bu karanlık zihniyete göre tehlikeli bir düşünce.

Ecevit, 4 Mayıs 2002’de rahatsızlanarak Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi’ne kaldırıldı. Tedavisi sırasında durumu iyileşmek yerine gittikçe kötüleşince Recai Birgün ve Rahşan Ecevit tarafından hastaneden çıkartılarak evine geri getirildi. Sağlığına kavuştu. Ecevit’in rahatsızlığı sırasında hükümete yönelik tartışmalar ve erken seçim talepleri siyasî gündeme damgasını vurdu. Ecevit, göreve devam edince Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, 8 Temmuz 2002’de görevinden ve partiden istifa etti ve başka istifalarla parti ikiye bölündü. Özkan 61 milletvekili ve İsmail Cem’le birlikte Yeni Türkiye Partisi’ni kurdu. Koalisyon hükümeti TBMM’deki sayısal desteğini yitirirken, erken seçim kararı alındı ve 3 Kasım 2002’de yapılan seçimde DSP barajı aşamadı. Bülent Ecevit, 22 Mayıs 2004 tarihinde düzenlediği basın toplantısıyla görevi Genel Başkan Yardımcısı Zeki Sezer’e devretmek isteğini belirtti. 25 Temmuz 2004’te yapılan DSP kongresi ile aktif siyaseti bıraktı. Danıştay’a düzenlenen saldırıda ölen Yücel Özbilgin’in 19 Mayıs 2006’daki cenazesine katılan Ecevit, törenin ardından rahatsızlandı. Aynı gece fenalaştı ve beyin kanaması geçirdi. Uzun süre yoğun bakımda kaldı. 172 gün sonra 5 Kasım 2006 Pazar günü saat 22.40’ta Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu vefat etti. Fethullah Gülen Hocaefendi, Ecevit’in vefatı üzerine şu taziyeyi yayımladı:

“Türk siyasî tarihimizin önemli ve müstesna simalarından Sayın Bülent Ecevit’in vefatını teessürle öğrendim. Milletimizce de malum olduğu üzere o hep inandığı gibi yaşadı ve inançlarından asla taviz vermedi. Türkiye’mizin geleceği adına yapılan olumlu hizmetlere sürekli destek verdi. Birtakım kaba dayatmalar karşısında asla eğilmedi. Ve bu duygularıyla Allah’a yürüdü. Merhuma Cenab-ı Hak’tan rahmet, başta eşi Rahşan Hanım olmak üzere yakınlarına başsağlığı dilerim.”

Peki, Gülen’in ‘Ecevit’e kaba dayatmalar yapıldı’ dediği olaylar neydi? Ecevit’le Gülen kaç defa ve ne görüştü? Ecevit için neden ‘Ahirette o fırsat verilirse şefaat ederim’ demişti?

1998 Mart MGK’sında Fethullah Gülen dosyası masaya yatırılmıştı. MİT masaya, eski Ankara Emniyet İstihbarat Bölümü’nden telekulak skandalı nedeniyle tasfiye edilen Cevdet Saral ve Osman Ak ekibinin raporunu koydu. Dönem Başbakanı Ecevit’in dosyaları eliyle itip “Bunların hiçbirine inanmıyorum çünkü onlar böyle insanlar değiller!” dedi. Recai Birgün’ün anlattığı gibi, Ecevit, 1992’de Gülen ile üç defa görüşmüş onun samimiyetine inanmıştı.

Gülen’i bitirmek için çalışan ekip pes etmedi. Yurtdışındaki okulları gidip bu ülkelere şikâyet ettiler. Yurtiçinde de dershaneler, okullar üzerinden terör estirdiler. 1999 başında Gülen’in bir suikastla öldürülmesi, İBDA-C’ye ihale edildi. Bu süreçte Gülen’in derhal ülkeyi terk etmesi, aksi halde öldürüleceği yine Ecevit’e yakın bir isim tarafından Gülen’e haber verildi. Ecevit, bizzat kendi de aradı ve uyardı. Gülen, 22 Mart 1999’da ülkeyi terk etmeseydi, öldürülecekti.

Çevik Bir ekibinin Nisan 1999 MGK’sına sunduğu ve kısmen kabul ettirdiği irticaya karşı yaptırımlarda yine Camia hedefti; Gülen’in okullarına el koyup, başlarına Milli Eğitim’den müdürler tayin edilmesi, yurtlarının tasfiyesi öngörülüyordu. Çevik Bir, Gülen’le ilgili DGM sürecinin başlatılması ve grubunun tahakküm altına alınması için de talimat verdi.

Bülent Ecevit ise, yakın siyasî dostların bile suskun kaldığı, ağzını açamadığı, iftiralara destek verdiği süreçte her fırsatta; “Gülen’e ben güveniyorum, kefilim.” dedi. Ecevit’i fikrinden caydıramayan derin devletin yargısız infazı başarıya ulaşamadı.

Ecevit’le üç defa görüştü

Bülent Ecevit ile Fethullah Gülen yüz yüze üç defa görüştüler: 20 Mart 1995’te Ankara’da Ecevit’in evinde, 23 Mart 1997’de İstanbul’da Samanyolu Televizyonu binasında ve 4 Şubat 1998’de İstanbul’da Ecevit’in evinde. Bu görüşmelerde siyaset hiç konuşulmadı. Tasavvuf ve felsefî konular üzerinde sohbet edildi.

Ecevit, kendisine görüşme talebi iletildiğinde; “İzmir’e geldiğimde tabii ki görüşürüz.” dedi. Gülen; “Devlet büyüklerine terbiyemin gereği, ben sizin, ayağıma gelmenizi istemem, ben gelip ziyaret ederim.” cevabını verdi. Ecevit, görüşmeden memnun kaldığını, ‘Fethullah Hoca’yı ve onun çevresinde toplananları, demokrasinin gelişmesi açısından çok faydalı bulduğunu’ belirtti. Yurtdışında açılan Türk okullarının kendisini heyecanlandırdığını söyledi ve ekledi: “Arkadaşlara sordurdum. Çok ciddi ve çok iyi okullarmış. Aldığım bilgiye göre Müslüman Türk cumhuriyetlerinde İran ve Suudi Arabistan etkilerine karşı, Türkiye’nin etkisini artırıyorlarmış.” 3 Temmuz 1995’te TRT’de Reha Muhtar’ın Ateş Hattı programında şunları söyledi: “Biliyorsunuz, ben laiklik konusunda en ön safta mücadele veriyorum. Ancak dinde bağnazlık olabileceği gibi laiklikle de bağnazlık olabiliyor. Kimileri İslam’la laiklik bağdaşmaz diyorlar. Oysa Türkiye Cumhuriyeti döneminde Türk ulusu, İslam’ın çağdaşlıkla, demokrasiyle, laiklikle çok uyumlu bir şekilde bağdaşacağını kanıtlamıştır. Bu şekilde İslam’a da çağdaşlık ve güç kazandırmıştır. Benim Fethullah Hoca ile görüşmem partililerim arasında hiç yadırganmadı. Ama CHP’de, Hikmet Çetin Bey’in görüşmesini çok yadırgadılar. Ben de bu davranışlarını yadırgadım. Orta Asya ve Kafkasya’daki okullaşmaya gelince, devletimizin maddî olanaksızlıklar nedeniyle bıraktığı boşluğu Fethullah Hoca veya ondan ilham alan çevreler, varlıklı kimseler doldurmuştur.”

Üçüncü görüşme, Gülen’in Vatikan’da Papa ile görüşmeden 5 gün önce gerçekleşmişti. Gülen görüşme ile ilgili şu bilgiyi vermişti: “İstanbul’daki evine gitmiştik. Kendileri, ‘Önümüzdeki günlerde Vatikan’a gideceksiniz.’ dedi. Ben de ‘Bu görüşmenin değişik din müntesiplerinin diyaloğu adına iyi şeylere vesile olacağına inanıyorum.’ dedim. O da ‘Çok isabetli olur.’ dedi. Bu açıdan, devletin üst kademelerindeki yetkililer bu görüşmeden haberdardı.”

22 Haziran 1999’da Kanal D’de Teke Tek programında Fatih Altaylı’nın konuğu Başbakan Bülent Ecevit idi. Ecevit öncelikle Başbakanlık Takip ve Koordinasyon Kurulu varken devlet görevlilerinin kasetleri medyaya servis yapmalarını yadırgadığını söyledi. “Bu, devlet ciddiyeti ile bağdaşmayan bir üslup.” dedi. Programda özetle şunları söyledi:

“Sayın Gülen bana çağdaş bir akımı temsil edebileceği izlenimini vermiştir. Ben kuşku uyandırıcı birtakım tavırlarına tanık olmadım. Şimdi iş bir yargı konusu haline geldiği için bir başbakan olarak kasetler konusunda da konuşmam doğru olmaz.” Fatih Altaylı sordu:

“Efendim, siz Fethullah Gülen’in yayınlanan bandını gerçek veri olarak kabul etmiyor musunuz?”

Ecevit büyük bir kararlılıkla konuştu:

“Hayır, kabul etmiyorum. (Devletin ele geçirilmesi konusunda da) endişeye kapılmadan gerçekçi teşhislere dayanarak saptamak, önlemler almak bence daha sağlıklı olur. Toplumsal barışı bozmamak ve devleti de gerçek olmayan bir zaaf üzerine götürmemek lazım.”