Yazdır

Hocaefendi: Ötede sevineceğiz!

Yazar: İdris Gürsoy Tarih: . Kategori İstihbarat Yalanları ve İftiralar

Oy:  / 14
En KötüEn İyi 

Hocaefendi: Ötede sevineceğiz!

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, M. Fethullah Gülen ile ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin onadığı beraat kararını onadı. Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın itirazını oyçokluğu ile reddetti. Böylece, 9. Ceza Dairesi’nin onama kararı kesinleşmiş ve dava beraat ile neticelenmiş oldu.

10 Mart 2003 tarihinde, yaklaşık iki buçuk yıl devam eden dava tamamen ertelendi; mahkeme heyeti aynı suçun beş yıl içinde tekrar işlenmemesi durumunda davanın ortadan kalkmasına karar verdi. Fakat Hocaefendi, davanın zamanaşımından dolayı düşmesini istemiyordu; atılı suçlar, iddia ve iftiralar vardı; yargılamanın devam etmesini ve nihaî bir karar verilmesini diliyordu. Bunun üzerine, avukatlar erteleme kararına itirazda bulunarak mahkemenin devamını talep etti.

5 Mayıs 2006’da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılama sonucu beraat kararı vermiş, ama cumhuriyet savcısı verilen kararı temyize götürmüştü. 5 Mart 2008 tarihinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi, beraat kararını onamıştı. Fakat hâlâ her şey bitmemiş, bu defa da Yargıtay cumhuriyet başsavcısı genel teamüllere aykırı olacak şekilde temyize başvurmuş; beraat kararının iptalini ve davanın zamanaşımından dolayı düşürülmesini istemişti. Şayet, başsavcının talep ettiği gibi, dava zamanaşımı yüzünden düşseydi, her zaman ‘çete’ suçlamasıyla yeni bir yargı süreci başlatılabilirdi.

Hocaefendi’nin sadece kendisi değil, teşvikleriyle kurulan okulların, kursların, yurtların ve diğer müesseselerin mütevelli heyetleri, idarecileri ve çalışanları başta olmak üzere onu seven ve fikirlerinden istifade eden herkes, bir çırpıda örgüt üyesi ithamıyla karşı karşıya kalabilirdi. Başsavcı, gerekçesinde, “Gülen, terör örgütü kurmadı; suç işlemek (şeriat düzeni getirmek) amacıyla çete oluşturdu!” iddiasında bulunuyor; Türkiye’deki ve yurtdışındaki bütün eğitim kurumlarını mevcut anayasal düzeni yıkıp, yerine şeriat esaslarına dayalı devlet kurma amacını taşıyan bir örgüt yapısı içinde mütalâa ediyordu.

Nihayet, 24 Haziran 2008’de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, başsavcının itirazını oyçokluğu ile reddetti. Böylece, 9. Ceza Dairesi’nin onama kararı kesinleşmiş ve üçüncü defa beraat kararı çıkmış oldu.

Üçüncü ve nihaî beraat kararıyla komplolar iflas etti.

Peki, Hocaefendi bu beraat kararını nasıl karşılamıştı?

O yıllarda New York Amerika temsilcisi olarak görev yapıyor ve süreci izliyordum. Pensilvanya’da herkes sevinç içindeydi. O şu değerlendirmede bulundu:

“28 Şubat sürecinde ve mahkeme süresince aleyhimde yazıp çizenler ve yargısız infaz yapanlar aklıma geldi. Bir insan olarak, onların yaptıklarından ben utandım ve onların duymaları gereken mahcubiyeti kendi içimde hissedip ağladım. Tesbihat sırasında, bir silüet gibi beliriverdi bazıları önümde. “Yine neden ağlıyorsun?!.” diye sorar gibiydiler. “Size ağlıyorum” dedim; “Sizin nasipsizliğinize ağlıyorum!.. Keşke anlayabilseydiniz, keşke siz de imandan nasiplenseydiniz!” Sonra, Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in Mekke’nin fethi esnasında, heyecan ve endişeyle intizar eden Mekkelilere, “Şimdi size ne yapmamı bekliyorsunuz?” diye sorduğunu; O’nun nasıl soylu, affedici ve civanmert bir insan olduğunu iyi bilen bazı kimselerin, “Sen kerimsin, kerim oğlu kerimsin” şeklinde karşılık verdiklerini ve Şefkat Peygamberi’nin, “Size, bir zaman Hazreti Yusuf’un, kardeşlerine dediği gibi derim: Daha önce yaptıklarınızdan dolayı bugün size kınama yoktur. Allah, sizi de affeder. O, Merhametlilerin En Merhametlisi’dir. Gidiniz, hepiniz hürsünüz.”

Hocaefendi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir de Hazreti Pir’in dediği gibi diyorum: Beni memleket memleket sürgüne gönderenlere, bana zindanlarda yer hazırlayanlara ve hakkımda idam sehpası hayal edenlere hakkımı helal ediyorum. Allah’ın, Rasûl-ü Ekrem’in ve Din-i Mübin’in hukuku beni aşar, o konuda bana söz düşmez; fakat şahsıma bakan yanı itibarıyla, kırk seneden beri aleyhimde yazıp çizen kimseler Mahkeme-i Kübra’da karşıma çıksalar, onlardan bile hak istemeyeceğim. İçimde hiç kimseye karşı hınç taşımıyorum.”

M. Fethullah Gülen’in, Türkiye’yi kendisine dar edenler hakkındaki duygu ve düşünceleri böyleydi. Yine 28 Şubat sürecinde işinden olan Mehmet Ali Birand’la yapılan bir röportajı izlerken, Birand, andıç sonrası, ‘İşsiz kaldım, yalnız bırakıldım’ demişti. Gülen Hocafendi’nin ağzından şu kelimeler döküldü: “Ben hiç yalnız kalmadım. Allah yeter!”