Yazdır

Özal, neden Türk okullarını destekledi?

Yazar: İdris Gürsoy Tarih: . Kategori İstihbarat Yalanları ve İftiralar

Oy:  / 9
En KötüEn İyi 

Özal, neden Türk okullarını destekledi?

Fethullah Gülen, Özal’dan hiç siyasî bir talepte bulunmadı

‘Fethullah Hoca isteseydi Turgut Özal milletvekilliği verirdi. Ama Fethullah Hoca istemezdi. Çünkü Hoca’nın iktidar talebi yoktur. Fethullah Gülen ANAP hükümetinden bir günden bir güne siyasî bir talepte bulunmamıştır.” Bu sözler rahmetli cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın siyasî yol arkadaşı Mehmet Keçeciler’e ait. Sağ siyasetin önemli figürlerinden Keçeciler, “Mehmet Keçeciler-Merkez Siyasetin Perde Arkası” kitabında bugüne kadar bilinmeyen birçok olayı Turgut Özal’ın en yakınındaki isim olarak anlatıyor. Kitapta, Özal-Fethullah Gülen ilişkisinede yer veriliyor. Keçeciler, “Fethullah Gülen ANAP hükümetinden bir günden bir güne siyasî bir talepte bulunmamıştır. Fakat Süleymancılar bizimle milletvekili pazarlığı yaptılar. Üç beş milletvekili çıkarttık Süleymancılardan. Kemal Kaçar gelip temas kurmuştu. Biz de sanırım 3 vekil çıkarttık. Onlar da sandıkta bizleri desteklediler. Sadece bizimle değil, Adalet Partisi’yle de, Demirel’le de, Ecevit’le de pazarlıkları olmuştur.” diyor.

Keçeciler, Özal’ın yurtdışındaki Türk okullarına ve Gülen’e bakışını şöyle aktarıyor: “Özal, yurtdışındaki Türklerin eğitimini çok önemserdi. MEB aracılığıyla bunun başarılı olamadığını gördü. Başbakanlığı sırasında gittiği bütün ülkelerde baktı ki yurtdışındaki okullarda en başarılı olanları Fethullah Gülen’in okulları. Turgut Bey, Türk ülkelerin liderlerine Fethullah Gülen okullarının açılması için tavsiyelerde bulundu. Onlara, dedi ki: ‘Bakın bu okullar çok iyi eğitimler veriyor. Göreceksiniz çok beğeneceksiniz. İngilizceyi de çok iyi öğretiyorlar.’ Türk cumhuriyetlerinde Gülen’in okullarının açılmasına aracılık etti.”

Peki, Özal’la Gülen’in dostluğu nereye dayanıyordu? 12 Eylül 1980 öncesinde Fethullah Gülen Hocaefendi’nin vaazlarına her seviyeden insan geliyordu. Turgut Özal, DPT müsteşarı olduğu dönemlerde Bornova Camii’ne giden ve camide Hocaefendi’yle görüşen bürokratlardan biriydi. 1979 yılının yaz günlerinde seçim atmosferi estiriliyordu. Başbakanlık müsteşarı olan Turgut Özal, İzmir’e gelerek bir fırsatını buldu ve Hocaefendi’yi ziyaret etti.

Fethullah Gülen Hocaefendi, 5 Eylül 1980 Cuma günü Bornova’da son vaazına çıktı ve buradaki vaazlarına son verdi. Vaazdan sonra Turgut Özal’la camide imam odasında görüştü. Ülke adım adım darbeye gidiyordu. Hocaefendi, 20 günlük rapor aldı. Sıkıyönetim dolayısıyla vaazlarına son verdi. 6 yıl boyunca Türkiye’de değişik yerlerde ziyarette bulundu. Hakkında arama olduğu gerekçesiyle 12 Ocak 1986’da Burdur’da yakalandı. Uzun bir sorgulamadan sonra İzmir’e getirildi. Arama emrinin İzmir’le bir alâkasının olmadığı anlaşılınca serbest bırakıldı. Özal, devreye girmişti.

Özal’ın iyiliğini unutamam

Fethullah Gülen Hocaefendi, merhum Özal’ın nasıl yardıma koştuğunu, bir sohbette şöyle anlatıyordu: “Bazen bir yerde bir saat kalma imkânını bile elde edemedim ben. Hep dolaştım durdum. Sefiller’i televizyonda vermişlerdi, seyretmiş olanlar bilgilerini tazelemişlerdir. Sizi böyle bir cendereden kurtarmanın ne demek olduğunu unutamazsınız. Burdur’da derdest ettiler, Turgut Bey’e haber gidince -o zaman Başbakan- gece bakanlarını çağırıyor ve problemi çözmek için devreye giriyor. Şimdi ben Turgut Bey’in o iyiliğini unutamam. Gece ikide mi, birde mi kendisine haber verilince hemen kabineyi çağırıyor, bakanlara “Arkadaşlar, bugün ruznamemizin tek maddesi var, o da Fethullah Hoca tutuklanmış, bu meseleyi çözmemiz lazım.” diyor. Ben o sırada yirmi dört saat hep “lan” dinledim; “lan yalan söylüyorsun, komünistlerden daha kötüsün...” Böyle bir tazyik içinde yüzünüze tükürüyorlar, “ulan seni konuştururuz” diyorlar, “öldürmesini de biliriz” diyorlar. Orada yakalanan bir arkadaşımıza da demişler zaten tokatlarken, “Onu gebertecektik fakat kalabalıktı onun için, başımıza iş açarız diye gebertmedik.” demiş. Böyle bir durumda ben Turgut Bey’in o günkü o centilmenliğini unutamam. Adamlar şaşırdılar, elleri ayakları dolaşmaya başladı. İfade alırken birisi içeriye girdi, “Bırakın, yahu başımıza dert alacağız” dediler. Daha sonra İzmir’e getirdiler, İzmir Emniyeti “Biz kabul etmiyoruz, biz aramıyoruz bunu.” dedi. Yahu ne oldu hani arıyordunuz, siz altı senedir arıyordunuz. Her tarafa resmen resmimi astınız. Şimdi de ‘aramıyoruz’ diyorlar. Burdur ‘biz bu olaya sahip çıkmıyoruz’ diyor İzmir’e. Formül bulamıyorlar. Nihayet İzmir’de bir formül buldular. Bizim avukat Özkan Bey durumu anlattı. Bir kâğıt imzalattılar ve bizi İzmir’den serbest bıraktılar. Beni emniyet arabalarıyla dışarıya çıkardılar. O gün o yolda İstanbul’a doğru geliyoruz taksiyle, inşirahımın sınırını anlayamazsınız. Şimdi bunların hepsini bir kenara atıp Özal’ın iyiliğini orada unutmamız mümkün değildir. İnsanı sevindiren şeyler, insana yardım meselesi bunlar.”

24 Nisan 1992’de 11 günlük bir gezi için Amerika’ya giden Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, Houston’da yapılan sağlık kontrolünde prostat kanseri olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Özal 2 Mayıs 1992’de Dallas Methodist Hastanesi’nde prostat ameliyatı oldu. Kendisini telefonla arayanlara ‘Dualarınızı eksik etmeyin, endişelenmeyin.’ dedi. Özal 19 Mayıs 1992’de taburcu oldu. Fethullah Gülen Hocaefendi, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a 5 Mayıs 1992 tarihinde yattığı hastanede ‘geçmiş olsun’ ziyaretinde bulundu. Fethullah Gülen Hocaefendi, Özal’a yaptığı ziyareti Nuriye Akman’a verdiği mülakatta şöyle anlatıyordu: “Turgut Bey ameliyat olmadan önce ben zaten oraya (ABD) gitmiştim. Üniversitelerde bazı hoca ve talebe arkadaşlar vardı. Türk toplumuna yararlı olma mülahazaları vardı. Bir yardımımız olur diye ben de gitmiştim. Yirmi beş eyalete uğrama imkânı oldu. Konuşmalar, görüşmeler yaptık. O sıralarda dediler ki, ‘’Turgut Bey, prostattan ameliyat oldu, kanser olma ihtimali de var.’’ Eski hukukumuz da var. Yabancı bir ülkedeyiz. Türkiye’de olsa ‘Çankaya-mankaya görürler, medyanın diline düşeriz’ endişesi vardı. Ama orada acaba kimseye görünmeden bu işi gerçekleştirebilir miyiz diye düşündük. Kendisine ulaşan arkadaşlarımıza ‘’Gelsinler’’ demişti. Orada ilk defa tanıştığımız, özel doktoru Cengiz Arslan Bey, çok sıcak bir alaka gösterdi. Özal yatakta yatıyordu. O da benim gibi onca zaman görüşmediğimiz için çok duygulandı. Bir iki saat oturduk orada. O hasta haliyle Asya’ya açılımı dile getirdi. ‘’Ben hariciyeye çok söyledim, bu arkadaşların çalışmalarını engellemeyin. Eğer Türkiye eğitim adına Asya’ya açılmak istiyorsa destek olun, Türkiye’nin büyümesi bundan geçer ama bu insanlara laf anlatamadım.’’ dedi. Onu takdirle yâd etmek isterim. Allah’ım onun üzerine rahmetler yağdırsın. Sonra, ‘’Hocam’’ dedi, ‘’İşin doğrusu bu sene ameliyat olmasaydım reis-i cumhur olarak hacca gitmek, reis-i cumhur hacca gitmez anlayışını yıkmak istiyordum. Başbakan olarak gittim. Bu bir fasıldı. Fakat hastalandım. Allah bana uzun ömür verirse önümüzdeki sene reis-i cumhur olarak hacca gitmek istiyorum.’’ diye müjde verdi.”

Vefatından önceki son Orta Asya gezisi

Hulusi Turgut, Yeniyüzyıl gazetesinde yayınlanan “Fethullah Gülen ve Türk Okulları” adlı yazı dizisinde Turgut Özal’ın ölümünden önce son çıktığı Orta Asya gezisine sadece okullar için çıktığını belirtiyordu. Özal’ın Orta Asya gezisi 3 Nisan’da başlamış ve 15 Nisan 1993’te de yurda dönmüştü. Hulusi Turgut yazı dizisinde şunları naklediyordu:

“Türkiye’nin sekizinci Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal, 1993 yılının ilkbaharında önce Balkanlar, ardından da Orta Asya Türk cumhuriyetleri gezisine çıktı. Özal, Balkanlar’dan ‘bitkin’ denebilecek derecede yorgun dönmüştü. Hatta bu gezisi sırasında yolda yürümekte güçlük çekiyor, Balkanlar’da bağımsızlığını kazanmış ülkelerin Müslüman halklarıyla birlikte camilerde ibadet ederken, namaz kılmakta zorlanıyordu. Cumhurbaşkanı Özal’ın bu gözle görülür fizikî yorgunluğunu, kendisine refakat eden Devlet Bakanı Şerif Ercan gidermeye çalışıyor, namaz sırasında secdeden kalkarken veya merdiven çıkarken koluna girip, destek oluyordu. Özal, Orta Asya Türk cumhuriyetleri gezisine 5 Nisan 1993 tarihinde başlayacaktı. Beraberinde kalabalık bir heyetle yola çıkmak istiyordu. Geziye, özel davetliler de almak niyetindeydi: Bu, merhum Özal’ın son gezisi olacaktı. Gezi dönüşünden 24 saat sonra, 17 Nisan 1993 Cumartesi günü hayata veda ediyordu. Merhum Özal’ın son dış gezisini, Fethullah Gülen şöyle anlatıyordu:

“Eski Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını kazanmış Türk cumhuriyetlerinde okullar açmak üzere bazı vatandaşlarımız seferber olmuştu. Ama birtakım engeller görünüyordu. Bu engeller, normal olduğu herhalde işin başında kestirilememişti. Öyle ya, başkaları bizim ülkemize gelip, okul açmak isteseler ne yaparız? Bilmediğimiz, tanımadığımız insanlar, farklı bir öğretim programıyla okul kurmak isterse, herhalde bir kısım endişelerimiz olur. Özbekistan’da, Türkmenistan’da ve Kırgızistan’da değişik temaslarda bulunan insanlarımız, yurda dönünce tabiî ki çeşitli bilgilerle geliyorlardı. Bunun neticesinde durum değerlendirmesi yapılıp, daha sonra takip edilecek harekât tarzları belirleniyor olsa gerekti. 1992 yılında Amerika’daydım. O sıralarda Houston’da tedavi gören merhum Özal’ı kaldıkları hastanede ziyaret ettim. Özellikle eğitim hizmetleri konusunda bilgi almak istemişlerdi. Kendisine, bildiklerimi hastane şartları içerisinde anlatabildiğim kadar anlattım. Merhum Özal, bu görüşmemiz sırasında şunları söyledi: “Ben bu meseleyi bir kısım devlet adamlarına, Dışişleri’ne elli defa söyledim. Bu okullar, Türkiye’nin geleceği adına çok önemlidir, güç verin bunlara dedim. Fakat anlamıyorlar. Bu olay, Türkiye’nin dışa açılmasıdır.”

Özal, gördüm ki bu konuda çok dolu ve kararlı. Süratli şekilde bir şeyler yapmak istiyor. Amerika’dan döndükten sonra, önce Balkanlar’a, ardından da Orta Asya’ya gitmeye karar verdi. Orta Asya seyahatine, o ülkelerde okul açmak isteyen insanlardan da, parlamenterlerden de götürmek istedi. Bunlardan bazılarına ‘gelin, beraber gidelim’ demişti. Bir ara, götürmek istedikleri kişiler nasılsa gitmemeye karar vermişler. Kendilerini telefonla aramış. “Arkadaş, ben sizin için; bu okullar için gidiyorum. Gitmiyorsanız, ben de gitmiyorum.” demiş. Bu olayı ben hep hislenerek hatırlarım.

Fethullah Gülen, yurtdışına açılımlarında merhum Turgut Özal’ın yardımlarını şükranla yâd ediyor; bu konudaki anılarını şöyle sürdürüyordu: “Merhum Özal, Asya’daki okullara kendi okulları gibi sahip çıktı. Özbekistan’da bir problem çıkınca, son gezisi sırasında Sayın Kerimov’la görüşmüş. Kerimov cenapları, okullar konusundaki endişesini merhum Cumhurbaşkanımıza anlatmış. O da, “Ben, bu okullara kefilim” demiş, mesele halledilmiş. Soğuk hava ısınmış, güven tazelenmiş. Özbekistan Devlet Başkanı daha sonra Özal’a şu soruyu yöneltmiş: “Peki, bu okulları bitiren çocuklar, üniversiteyi nerede ve nasıl okuyacaklar?” Özal’ın bu soruya da cevabı şöyle olmuş: “Bunlar, dünyanın her yerinde okullar açıyor. Çocuklarınız, ortada kalmaz. Mutlaka yükseköğrenim yapmalarını sağlarlar.”

Demirel de referans mektupları yazdı

Fethullah Gülen Hocaefendi 1990 yılında Sovyet cumhuriyetlerinden ayrılan Türk devletlerinin yardımına koşulmasını, buralardaki insanlara maddî ve manevî açıdan el uzatılmasını ve Orta Asya’da yaşanan sıkıntıları vaazlarında işlemeye başladı. Cumhurbaşkanı olarak Turgut Özal’ın, devlet başkanı sıfatıyla, yurtdışında açılması düşünülen okullar için başta Türk cumhuriyetlerin liderleri olmak üzere yabancı ülkelere teminat vermesi, Fethullah Gülen’in, Orta Asya’dan Çin’e, ABD’den Avustralya’ya kadar dünyanın dört bir yanında okulların açılmasındaki yönlendirici ve samimi tavırları her kesimden insanın dikkatini çekti. Dönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal ile ardından gelen Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Kafkaslar ve Orta Asya’daki cumhuriyetlerin liderlerine okulların açılması ve eğitim faaliyetlerine yönelik referans mektupları yazdılar. Dünyaya bir eğitim hizmeti olarak yayılan ve Fethullah Gülen Hocaefendi tarafından “Gönüllüler Hareketi” olarak nitelendirilen bu hareketin devlete alternatif olup olmadığı konusunda sorulan bir soruya Hocaefendi şöyle açıklık getiriyordu:

Şimdi devletin başındaki, zirvesindeki bir insan “Ben bu işin kefiliyim, ben bu işin arkasındayım, bir sorumluluğu varsa bu mesele bana râcîdir” diyorsa, o zaman devlet kim? Devlet ona sahip çıkıyor. Devlet kendisine alternatife mi sahip çıkıyor? Sayın Süleyman Demirel’in bu konudaki imzasız gördüğüm mektupları belki yirmi taneydi. Benim görmediklerim belki kırk tane vardır. Kırk tane devlet başkanına salahiyetle mektup yazıyor. Bazılarına da imza atıyor, diyor ki “Üstünü doldurun nasıl istiyorsanız, götürün.” Bu yiğitçe bir tavırdır ve alkışlanması lazımdır. Başbakanken yapıyor bunu; Süleyman Bey, Çankaya’ya çıktığı zaman da bunu yapıyor, sahip çıkıyor.

Engin bir imanı vardı

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 13 gün süren Orta Asya gezisinden döneli henüz iki gün olmuştu. Kendisi hayli yorgundu. 17 Nisan 1993 Cumartesi günü Çankaya Köşkü’nde koşu bandındayken rahatsızlandı. Hemen ardından Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Fakat ani kalp rahatsızlığından kurtulamayarak vefat etti. Vasiyeti üzerine, Bakanlar Kurulu Özal’ın İstanbul’da toprağa verilmesini kararlaştırdı. Vefatından dört gün sonra Ankara’dan İstanbul’a getirilen Özal’ın naaşı 22 Nisan 1993 Perşembe günü Fatih Camii’nde kılınan öğle namazından sonra Topkapı Mezarlığında Adnan Menderes anıtının yanında hazırlanan mezarda toprağa verildi. Bu mezar daha sonra anıtmezar haline getirildi. Naaşının taşınması esnasında Fatih Camii’nden Topkapı’ya ancak 3 saatte varılabildi. Köylüsü kentlisi, askeri sivili, memuru ve öğrencisiyle bütün halk büyük bir izdihamla ona eşlik etti. 22 Nisan 1993 Perşembe günü Fatih Camii tarihî günlerinden birini yaşıyordu.

Cenazesinde, ‘sivil’, ‘demokrat’ ve ‘dindar’ cumhurbaşkanı pankartlarının taşınmasını Fethullah Gülen Hocaefendi istemişti.

Fethullah Gülen Hocaefendi, Turgut Özal’ın cenaze namazına katılmıştı. Hocaefendi o gün yine 3 yıl önce Menderes’in ve arkadaşlarının naaşlarının nakli sırasındaki gibi hüzünlüydü. Turgut Özal’ın vefatı sonrasında Fethullah Gülen Hocaefendi şu değerlendirmede bulunuyordu:

Engin bir imanı vardı Turgut Bey’in. Yaptığı her şeyi şuurlu yapardı, manevî değerlere sonuna kadar bağlıydı ve bizleri çok severdi. Son gezisinde hele içi içine sığmıyordu. Orta Asya’da okulları da ziyaret ettiği geziden döndükten sonra kardeşi Korkut Bey’e okulları kastederek “Bu müthiş bir hadise Korkut!” demiş. Gördüklerini ve memnuniyetini anlatmış. Düşünün ki Turgut Bey geziden döndükten bir iki gün sonra vefat etti. İşte bu kısacık zaman diliminde memnuniyetini hemencecik ifade etmiş. Kardeşi Korkut Bey’in aktardığına göre “Hocam görüştüğümüzde ilk anlattığı şey, okullardı.” dedi. Ve gittiği her yerde ‘Bu okulların kefili benim’ demiş.

Fethullah Gülen Hocaefendi, 17 Nisan 1993 Cumartesi günü vefat eden 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal için ertesi günü Zaman gazetesinde bir taziye yayınladı. Taziyesinde şöyle diyordu:

Büyük düşünce ve devlet adamı, sivil cumhur reisi Müslüman Türk dünyasının vesile-i ümidi Sayın Devlet Başkanımızı kaybetmiş bulunuyoruz. Hayatı boyunca yüksek gayeler arkasında koşmuş, hep ufuklu yaşamış ve yaşadığı gibi de milletimiz için bir yitik olarak Rabb’ine yürümüş bulunan muhterem Turgut Özal’a Cenab-ı 130 Hak’tan merhamet ve mağfiret topyekûn Türk milletine ve İslâm âlemine de başsağlığı dilerim.

Fethullah Gülen Hocaefendi’den son mesaj

Fethullah Gülen Hocaefendi geçen sene merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatının 13. yıldönümü münasebetiyle 17 Nisan 2006 Pazartesi günü Zaman gazetesinde bir mesaj yayınladı. O mesajında şöyle diyordu:

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, hayatı memleketine fedakârane hizmetlerle geçmiş, engin iman sahibi bir vatan sevdalısıydı. Yaptığı her şeyi şuurlu yapar, adımlarını daima milletinin faydası istikametinde atmaya çalışırdı. Manevî değerlere sımsıkı bağlı bu saygın devlet adamı, geniş ufku ve gelişmeye açık tabiatıyla memleketimizin devletler muvazenesinde hak ettiği yeri alabilmesi için yorulmak bilmeden çalıştı. Beynelmilel pek çok platformda milletimizi şanına layık bir biçimde, ciddiyetle temsil etmeyi başardı. Hayatının son demlerinde Anadolu insanının dünyanın farklı yerlerinde açtığı eğitim yuvalarına şahit oluyor, gördükleri karşısında içi içine sığmıyordu. Vefatının 13. sene-i devriyesinde merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı bir kez daha hayır ve rahmetle yad ediyoruz.

M. Fethullah Gülen