Yazdır

Özal, rüşvet iddiası üzerine bakanı Yüce Divan’a gönderdi

Yazar: İdris Gürsoy Tarih: . Kategori İstihbarat Yalanları ve İftiralar

Oy:  / 6
En KötüEn İyi 

Özal, rüşvet iddiası üzerine bakanı Yüce Divan’a gönderdi

1985 yılı başında, ANAP’ın iktidara gelişi üzerinden henüz 15 ay geçmişti. Devlet Bakanı İsmail Özdağlar hakkında çeşitli iddialar dolaşmaya başladı. ANAP’lı bakan, bir ihalede, tonu 9 dolar olan petrolü 15 dolardan taşıtıp aradaki farkı armatörlerle paylaşmak ve o günün parasıyla 25 milyon lira rüşvet almakla suçlanıyordu. Hatta paranın kalan kısmının yurtdışında, çikolata paketi şeklinde teslimi bile konuşulmuştu.

Peki, Başbakan Turgut Özal ne yaptı? Özal, iktidarının ilk yılında yolsuzluk şayialarının çıkmasına üzüldü ama iddiaları da ciddiye aldı. Danışmanı Adnan Kahveci aracılığıyla gizli bir soruşturma başlattı. Kahveci, teknolojiye meraklıydı, Özal’ın talimatıyla harekete geçti. İşadamı Uğur Mengenecioğlu’na verdiği bir teyple rüşvet görüşmelerini gizlice kayda aldırdı. İlk kez denenen bir yöntemle bir bakanın rüşvet istediğini teyp kaydıyla saptadı. Başbakan Özal kendisine ulaşan kaseti defalarca dinledikten sonra Özdağlar’ı 3 Ocak’ta konuta çağırdı. Özal bu görüşmeyi şöyle anlatıyor: “Kahveci, o teyp bandını getirdi bana. Ondan sonra birkaç kez dinledim. Kanaat getirdim ki, bu işi Özdağlar yapmış. Fakat tabii tahkik etmemiz lazımdı. Benim kendisine itiraf ettirmem lazımdı. Yılbaşına yakındı. ‘Yılbaşı geçsin ondan sonra yapalım’ dedik. Belki 15-20 kere de o bandı dinlemişimdir. Sonunda çağırdım eve. Bisikletin üzerine bindim, bunu da sandalyeye oturttum ve itiraf ettirdim, açıkça söyleyeyim. Ama o itirafa göre bir zabıt tutturup, imzalatabilirdim orada. Bunu yapmak yerine, ‘Sen istifa et’ dedim.”

Özal’ın rüşvet iddialarının üzerine gitmesi ile Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir iktidar partisi, kendi bakanını yargıya gönderdi. ANAP’lı 39 milletvekili Özdağlar hakkında soruşturma önergesi verdi. 400 üyesi olan TBMM’de, iktidar ve muhalefetin 311 oyuyla Özdağlar, 15 Mayıs 1985 tarihinde Yüce Divan’a sevk edildi. 1 Temmuz 1985’te başlayan yargılama 14 Şubat 1986’da bitti. Özdağlar’ın 4-6 yıl, rüşvete aracı olduğu iddiası ile babası Ali Özdağlar’ın 2-5 yıl hapis cezası istendi. Kayınbirader Mehmet Kaymak’ın beraati talep edildi. 30 sayfalık bilirkişi raporunda kasetlerin montaj olmadığı belirlendi. Komisyon, Özdağlar’ın babası ve kayınbiraderini rüşvet alışverişinde aracı olarak kullandığı, 25 milyon liranın arabada babaya teslim edildiği kanaatine vardı. Mengenecioğlu, 26 Aralık günü İş Bankası’ndan çektiği 30 milyonun dekontunu komisyona verdi. Banka da bu paranın çekildiğini onayladı. Meclis Soruşturma Komisyonu ve Yüce Divan’da ifade veren İsmail Özdağlar ise, bantların sahte olduğunu ve bir komploya kurban gittiğini söyleyerek suçlamaları reddetti. Paranın izi bulunamadı. Yüce Divan, Özdağlar’a rüşvetten değil ama görevi kötüye kullanmaktan 2 yıl hapis ve 30 bin lira ağır para cezası verdi. 5 Mart 1986’da Özdağlar’ın milletvekilliği düşürüldü. Özdağlar’ı siyasete sokan ve iddialardan büyük üzüntü duyan Ekrem Pakdemirli’ye göre; Özdağlar ilk 25 binlik taksiti almış ama ikinci 25 bini alamamıştı. Pakdemirli, “Olay Adnan Kahveci’nin rüşvet iddiasını Özal’a ulaştırması ile patladı.” diyordu. Peki, Özdağlar’ı bir teyp kaydı ile yargıya götüren Kahveci kimdi?

Kasetle rüşveti çözdü

Turgut Özal’la birlikte ANAP’ın kurucularından Kahveci, Millî Güvenlik Konseyi’nden veto yediği için 1983 seçimlerinde milletvekili adayı olamadı. ANAP’ı tek başına iktidara taşıyan Özal, Kahveci’yi başbakanlık başmüşaviri yaptı. Müşavirlik koltuğunu ilk kez gerçek anlamda Kahveci doldurdu. Kabinedeki bakanlar kadar aktifti. Özal’a ekonomik ve siyasî alanda yeni seçenekler, politikalar üretiyordu. 1987 seçiminde milletvekili seçildi. ANAP hükümetlerinde önemli bakanlıklara getirildi. Kahveci siyasete girdikten sonra çizgisini hiç değiştirmedi; ülke sorunlarına çözüm üretmek için gece gündüz çalıştı.

Kahveci, Trabzon Sürmeneli fakir bir memur ailesinden geliyordu. Çocukluk yıllarında çobanlık ve pazarcılık yaparak harçlığını çıkardı. Ortaokulu Samsun’da okuduktan sonra TÜBİTAK bursuyla kazandığı Kabataş Lisesi’ni 1966’da birinci bitirdi. Üniversite sınavlarında Türkiye birincisi oldu, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ni kazandı. Millî Eğitim Bakanlığı bursu ile ABD’nin İndiana eyaletine gitti. Dört yıllık fakülteyi iki buçuk yılda tamamladı. Elektronik mühendisi olarak mezun olduktan sonra Missouri Üniversitesi’nde tıp mühendisliği dalında doktora yaptı. Korkut Özal ve Turgut Özal’la ilk tanışması bir mektupla oldu.

1976’da askerlik için döndüğü Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. 1977’de ikinci Milliyetçi Cephe hükümeti döneminde içişleri bakanı olan Korkut Özal’ın daveti ile İçişleri Bakanlığı teknik danışmanlığına atandı. Bakanlığın ve emniyetin bilgisayara geçiş çalışmalarını başlattı. 12 Eylül döneminde Turgut Özal, Bülent Ulusu hükümetinde başbakan yardımcısı olunca Kahveci’yi de başbakanlık müşavirliğine getirdi. Özal, 13 Temmuz 1982’de başbakanlık yardımcılığı görevinden istifa edip Side’deki evine giderken yanında Semra Hanım, Kaya Erdem ve Kahveci vardı. ANAP’ın 37 kurucusundan biri ve ilk genel başkan yardımcısı oldu. 1987 seçimlerinde İstanbul milletvekili seçildi. KİT’lerden, TRT’den, toplu konut ve kamu ortaklığından sorumlu devlet bakanı oldu. 1991 seçiminde, listede ikinci sıraya konmasına rağmen tercihli oy sistemi ile ikinci kez milletvekili seçildi. TBMM’nin en çalışkan, en üretken, en devamlı üyesi oldu.

Kahveci eşi ve çocukları ile 5 Şubat 1993 Cuma sabahı uçak yolculuğunu bütçesine uygun bulmadığı için, ikinci elden aldığı arabasıyla Ankara’dan İstanbul’a doğru yola çıktı. O gün açılacak olan otoyolun Gerede yakınlarında şüpheli bir kazada hayatını kaybetti. GeredeÇaydurt bağlantısına geldiğinde İstanbul gidişinin bariyerlerle kapatılmış olması ve işaretsizlik kargaşası yüzünden ters yola girdi. Pek çok kez gidip geldiği yolda sis nedeniyle ters yönde olduğunu anlayamadan 14 km kadar yol aldı. Karşı yönden gelen bir Mercedes ile çarpıştı. Kaza yapan otomobillere iki otomobil daha arkadan çarptı. Zincirleme kazada Adnan Kahveci, eşi Füsun Kahveci ve Mercedes’in sürücüsü Murat Demir hayatını yitirdi. Aslıhan Kahveci koma hâlinde hastaneye kaldırıldı ama kurtarılamadı. Küçük oğlu Cihan, kazayı hafif yaralarla atlattı.

Kahveci bir suikasta mı kurban gitmişti? Başta yakınları, o dönemin pek çok siyasî aktörü bu iddiayı seslendirdi. Ekrem Pakdemirli, kaza yerine ilk giden bakanlardan biriydi. 1993 yılındaki diğer faili meçhul cinayetlere de bakarak Kahveci’nin ölümünün de şüpheli olduğu belirtildi. Ancak bugüne kadar bir kanıt bulunamadı.

Adnan Kahveci, yenilikleri, icraatları ve yolsuzluklara karşı verdiği mücadele ve Özal’ın isteği üzerine yazdığı Kürt raporu ile adından söz ettirdi. Projeleri, buluşları ve dürüstlüğü ile kamuoyunun hep ilgi odağı oldu. Kendi ifadesi ile ‘partizanlık, iltimas, torpil, namussuzluk ve hırsızlık yapmadı. Özel menfaat dağıtmadı.’ Maliye ve Gümrük Bakanı iken (1990) Genç İşadamları Derneği’nin bir programında; “Ben trafik cezası aldığım zaman devlet benim peşime düşüyor, ödeyinceye kadar canımı çıkarıyor hatta evime haciz bile koyuyor. Ama hayalî ihracatla devleti soyanlar, tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenler ellerini kollarını sallayarak dolaşabiliyor. Ben bunu anlamıyorum. Siz biliyorsanız anlatın.” demişti.

Aradan 28 yıl geçti. Bugün AK Parti hükümetinin 4 bakanı ve çocukları hakkında çok ciddi yolsuzluk iddiaları var. Dinleme kayıtları, fotoğraflar, kasalardan çıkan dövizler ortaya saçılmış durumda. Savcıların fezlekeleri Meclis’e gelmeyi bekliyor. 17 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrası gelişmelere bakınca Kahveci’nin bıraktığı yerdeyiz. Üstelik yolsuzlukların üzerini örtmeye çalışan bir başbakan var.

Bitlis ve Kahveci’nin ölümü şüpheli

“Adnan Kahveci’nin kazası derin devletin bir operasyonuydu. Eşref Bitlis, uçağı düşürülerek öldürüldü. Özal, yüzde 90 zehirlendi.” Bu sözler Turgut Özal’ın kader arkadaşlarından, eski bakanlardan Prof. Ekrem Pakdemirli’ye ait. Ona göre; 2001’de derin devlet unsuru bazı uyuyan hücreler uyandırıldı. Süreçte birçok insan öldürüldü. Türkiye’nin rotası yeniden çizilmek istendi: “1993’te ses getirecek ölümler oluyor. Bu süreçte bazı yapılar harekete geçirilmiş olabilir. Adnan Kahveci öldüğü zaman şüphelenmedim. Ama bir anekdotu anlatayım. Adnan’la ilgili haber geldi, genel başkan vekiliyim. Partideki arabayı aldım, kar kış kıyamet gidiyorum. Oto yola çıktım, ‘Başbakan arıyor’, dediler. Süleyman Bey telefonla başsağlığı diledi, ‘Bizim yapacağımız bir şey var mı?’ diye sordu. ‘Yok’, dedim. Ona bu kadar çabuk nasıl gitti haber? Ankara’dan araba ile hemen hareket ettim, kaza yerine ulaştığımda, ‘5 dakika önce ambulansla Bolu Devlet Hastanesi’ne hareket etti’ dediler. ‘O yolda, o kısım trafiğe açılmış değil. Ters yola girmiş’ diyorlar. Kız konuşamıyor, ana konuşamıyor, oğlan şok içinde. Adnan olduğunu, olayın nasıl gerçekleştiğini bu kadar kısa süre içinde nereden ve nasıl bilgi alıyorlar? Başbakan’a nasıl ulaştırıyorlar? Kış kıyamet günü, o günkü şartlarda bu kadar çabuk bilginin toplanmasını sonradan şüphe götürür buldum.