Yazdır

Eğitimci Olarak Fethullah Gülen

Yazar: Dr. Thomas Michel Tarih: . Kategori İnceleme

Oy:  / 10
En KötüEn İyi 

1. Fethullah Gülen ve 'Gülen Okulları'

Bu tebliğ için seçtiğim konu: 'Bir eğitimci olarak Fethullah Gülen.' İlk olarak itiraf etmeliyim ki; hakkında konuşacağım konuyla ilişkim tersinden başladı. Fethullah Gülen'in eğitim ve pedagoji hakkındaki eserlerini incelemek ve sonra, tümdengelim olarak adlandırılabilecek bir yaklaşımla, bu prensiplerin nasıl uygulamaya konulduğunu görmeye çalışmak yerine, ben ilk olarak Sayın Gülen'in önderliğindeki hareketin katılımcıları tarafından yürütülen eğitim kurumlarını tanıdım. Bu tecrübe beni, Fethullah Gülen ve dava arkadaşlarının eğitim vizyonundan doğan muazzam eğitim girişiminin ardında yatan rasyoneli keşfetmek için, onun eserlerini incelemeye yöneltti.

Başlangıç olarak Sayın Gülen'in, genellikle özensiz bir biçimde 'Gülen Okulları', yada 'Gülen Hareketinin Okulları' şeklinde nitelendirilen okullarla ilişkisi konusunda dikkatli olmak zorunluluğu vardır. Sayın Gülen kendisini esas olarak eğitimci olarak tanımlamış ve hareketinin mensupları tarafından ondan genellikle, Türkiye'de din öğretmenlerine verilen unvana atfen, Hoca Efendi olarak söz edilmiştir. [1] Ancak kendisi eğitimle öğretim arasında ayrım yapmada çok titiz davranmaktadır. 'İnsanların büyük bir kısmı öğretmen olabilir', demektedir, 'Ancak eğitimcilerin sayısı yok denilecek kadar azdır.' [2]

Ayrıca kendisine ait hiçbir okul bulunmadığını ısrarla vurgulamaktadır. 'Hiç bir okula sahip olmadığımı söylemekten yoruldum' [3] diye vurguluyordu biraz kızgınca. Onun ismiyle ilişkilendirilen, 50'nin üzerinde ülkede 300'den fazla ilkokul, lise, dershane, öğrenci yurtları ve üniversite, [4] Fethullah Gülen etrafında 1960'larda toplanan öğrenciler, meslektaşlar ve iş adamları dairesinden doğmuştur. [5] Okullar bu okulların yer aldığı ülkelerle yapılan bireysel anlaşmalarla kurulmuş ve bu amaçla eğitim şirketleri faaliyete geçirilmiştir. Her bir okul bağımsız olarak işletilmektedir, ancak büyük bir kısmı eğitim tedarikleri ve insan kaynağı bakımından Türk şirketlerine güvenmektedir.

Gülen, eğitimini Erzurum'da medresede tamamladıktan sonra 1958 yılında Edirne'de öğreticiliğe başladı. Kısa süre sonra İzmir'e taşındı. Orada hareketin çekirdeğini oluşturan benzer düşüncelere sahip küçük bir eğitimci ve öğrenci grubu oluştu. Sayıları yıllar içinde hızla artan bu eğitimciler dairesinden, Fethullah Gülen ismiyle ilişkilendirilen okullar doğdu. Bağımsız olarak faaliyet gösteren, ancak aralarında koordinasyon ve eğitim bağlarına sahip bu okullar ortak bir pedagojik vizyon, benzer müfredat, insan ve materyal kaynaklarını paylaşan esnek bir kurumlar federasyonu olarak adlandırılabilir.

2. 'Gülen Okulları'yla Kişisel Karşılaşmam

Bu okullardan birisiyle ilk karşılaşmam 1995 yılına kadar uzanır. Bu süreç Güney Filipinlerdeki Mindanao adasında yer alan Zamboanga'da kentin birkaç mil dışında bir 'Türk' okulu bulunduğunu öğrenmemle başladı. Okula vardığımda ilk dikkatimi çeken, tesisin girişinde yer alan tabela oldu: 'Filipin-Türk Hoşgörü Okulu.' Bu isim, nüfusunun neredeyse eşit olarak % 50'si Müslüman, % 50'si Hıristiyan olan, 20 yılı aşkın bir süredir çeşitli Moro ayrılıkçı hareketlerinin Filipin hükümetinin askerî güçlerine karşı silahlı mücadele verdiği bir bölgede yer alan Zamboanga kentine şaşılacak derecede uygunluk gösteren bir isimdi.

1000'den fazla öğrencinin eğitim gördüğü bu okulun Türk yöneticisi ve personeli bana büyük yakınlık gösterdiler. Okulun bir kısmı Müslüman, bir kısmı da Hıristiyan olan Türk personel ve onların Filipinli meslektaşlarından aldığım, buranın kurum olarak hoşgörünün oluşturulmasına adandığına ilişkin sözlerinin boş bir övünme olmadığını gördüm. Gerilla savaşıyla birlikte adam kaçırmanın, kısa ayaklanmalar, tutuklamalar ve kayıpların; askerî ve milis güçleri tarafından adam öldürmelerin sıklıkla görüldüğü bir bölgede, bu okul Müslüman ve Hıristiyan Filipinli çocukları yüksek kalitede bir eğitim standardıyla eğitiyor, onlara birlikte yaşama ve birbirleriyle daha olumlu ilişkiler kurma yolları sunuyordu. Cizvit meslektaşlarım ve Ateneo de Zamboanga'daki alaylı profesörler, başlangıcından itibaren Filipin-Türk Hoşgörü Okulunun bölgenin Hıristiyan kuruluşlarıyla derin düzeyde bir ilişki ve işbirliği sürdürdüklerini teyit ettiler.

O zamandan bu yana Fethullah Gülen netwörk'ü içinde yer alan diğer okulları da ziyaret etme, öğretim personeli ve idarî personelle eğitim politikasını tartışma imkânı buldum. Türkiye'de İstanbul bölgesindeki ve Urfa kentindeki birkaç okulu ziyaret ettim. Orta Asya'daki eski bir Sovyet Cumhuriyeti olan Kırgızistan'da, tamamı Gülen hareketinden ilham almış ve onlar tarafından kurulmuş 12 Sebat okulunun, Atatürk Alatoo Üniversitesi dahil, yaklaşık yarısını inceleme fırsatı buldum. Herhangi bir ayrım yapmadan söyleyebilirim ki; bu okullar günümüz dünyasında karşılaştığım en dinamik ve yararlı eğitim kurumları arasında yer almaktadır.

Bilim, bilgi ve lisan alanlarındaki eğitim programlarının gücü, akademik olimpiyatlarda tekrarlanan başarılarla sergilenmektedir. Bişkek'teki bir ortaokulda, bir grup yedinci sınıf Kırgız öğrenciye yarım saat kadar hitap etme fırsatı buldum. Konuşmamın sonunda öğretmenleri öğrencilerden, benim İngiliz İngilizcesi değil Amerikan İngilizcesi konuştuğumu gösteren telaffuz ve kelime unsurlarını belirlemelerini istedi ve öğrenciler bunu yapmada hiçbir güçlük çekmeyerek beni hayrete düşürdüler. Her ne kadar, genel olarak Türkiye dışındaki Gülen okullarında olduğu gibi, bu okulda da eğitim dili İngilizce ise de, öğrenciler ana dilleri olan Kırgızca'nın yanı sıra Rusça ve Türkçe'de de aynı derecede başarılı olduklarını gösterdiler. Öğretmenlerinin adanmışlığı ve birlik ruhu, heyecan verici bir eğitim girişimiyle meşgul olduklarının bilincinde olduklarının kanıtıydı. Hiçbir okulda, gelişmiş ülkelerdeki okullarda yaygın olan isteksizliği ve bariz bir kafa karışıklığını görmedim.

Bu okulların Müslümanların dinsel bağlılıklarının bir ifadesi olduğunun bilincinde olarak, müfredatlarında ve fiziksel çevrelerinde daha açık bir İslâmî içerik görmeyi bekliyordum, ancak durum böyle değildi. Bana şaşırtıcı gelen şekilde dinsel ilhamlı eğitim projesinin kabul edilebilir bir parçasını oluşturması gereken bu bölümün olmamasının nedenini sorduğumda, bana öğrenci kitlesinin çoğulcu yapısı nedeniyle -Zamboanga'da Hıristiyan ve Müslüman; Kırgızistan'da bunlarla birlikte Budist ve Hindu-, açık bir talimatlandırma yerine; dürüstlük, çok çalışma, uyum ve vicdani hizmet gibi evrensel İslâmî değerleri öğretmeyi amaçladıklarını söylediler. Bişkek'teki Sebat International School'da bulunan ABD, Kore ve Türkiye'den gelen öğrenciler, Afganistan ve İran'dan gelen öğrencilerle gayet rahat bir şekilde eğitim görüyorlardı.

Bu karşılaşmalar beni, bu okulların altında yatan eğitim prensipleri ve motivasyonu belirlemek ve Gülen'e bir eğitimci olarak kendi vizyonunu diğerlerine aşılayabilme yeteneği kazandıran teknikleri anlamak için onun eserlerini araştırmaya itti. Bunlar tebliğimin bundan sonraki bölümünü işgal edecek konulardır. Esas olarak Gülen'in eğitim politikalarının temel ifadesi olan Gülen Okulları üzerinde duracağım ve onun teşvik ettiği diğer girişimlerin, Samanyolu televizyon netwörk'ü, Zaman gazetesi ve diğer yayın projeleri, ihtiyaç içindeki öğrencilere yönelik burs programı ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın dinler arası diyalog ve anlayışı güçlendirme çabaları gibi çalışmaların eğitimsel yönleri üzerinde durmayacağım.

3. Fethullah Gülen'in Eğitim Vizyonu

Gülen'in eğitimsel çıkış noktasının, eğitimi Türk toplumundaki temel kriz olarak görmesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu sosyal krizi meydana getiren faktörleri analiz ederken, değişik eğitim tipleri ve sistemleri arasındaki koordinasyon eksikliğinin görmezden gelinemeyecek bir element olduğu sonucuna varmaktadır. Türkiye'deki eğitimin 20. yüzyıl boyunca gelişiminin, geleceğe yönelik entegre bir perspektiften yoksun ve toplum içindeki mevcut bölünmeleri sürdüren mezunlar yetiştiren, birbirlerini dışlayıcı eğitim sistemleri arasındaki sağlıksız bir rekabetten ibaret olduğunu düşünmektedir. Bu konuda şunları söylemektedir: 'Modern okulların ideolojik dogmalar üzerinde yoğunlaştığı, dinsel eğitim kurumlarının (medreseler) yaşamdan koptuğu, manevi eğitim kurumlarının (tekkeler) bütünüyle metafiziğe daldığı ve ordunun kendisini tamamıyla gücüne hasrettiği bir zamanda esas olarak bu koordinasyon mümkün değildi.'[6]

Modern laik okulların kendilerini modernist ideolojinin önyargıları ve geleneklerinden kurtaramadığını, medreselerin ise teknoloji ve bilimsel düşüncenin meydan okumalarına cevap verebilme konusunda yeterli ilgi ve yetenek sergileyemediğini düşünmektedir. Medreseler geçmişten kopmak, değişim gerçekleştirmek ve bugünün ihtiyacı olan eğitim formasyonu tipini sunabilmek için gerekli esneklik, vizyon ve yetenekten yoksundur. Geleneksel olarak manevi değerlerin gelişimini besleyen tasavvuf kökenli tekkeler, dinamizmlerini kaybettiler ve Gülen'in ifade ettiği gibi; 'geçmiş yüzyıllarda yaşamış din büyüklerinin faziletleri ve kerametleriyle avundular.' Eskiden dinsel enerji ve aktivitenin temsilcisi ve ulusal kimliğin sembolü olan askeriye tarafından verilen eğitim, kendini öne çıkarma ve kendini koruma yaklaşımlarını destekleyici hale dönüştü.

Bugünün meydan okuması; geleneksel pedagojik sistemlerin birbirlerini rakip ya da düşman olarak görmeyi aşıp birbirlerinden istifade edecek hale gelmeleri için bir yol bulmaktır. Eğer 'düşünce, aksiyon ve ilham' bireyleri oluşturmayı umut ediyorlarsa, eğiticilerin çeşitli eğitim akımları içinde bulunan kavrayışları ve güçleri entegre ederek, mutlaka 'akıl ile kalbin evliliğini' gerçekleştirmeye gayret etmeleri gerekmektedir. Yüzyıllar boyunca oluşturulan miras olan içsel bilgeliğin, milletin sürdürülebilir kalkınması için gerekli bilimsel araçlarla entegrasyonu, öğrencilere kendi çevrelerinin sosyal baskılarını aşma imkânı verecek ve onlara hem içsel istikrar hem de faaliyetleri için yön sağlayacaktır. Gülen şunları söylemektedir: 'Biz eğitim yoluyla yardım edene kadar, gençlik kendi çevresinin esiri olacaktır. Amaçsızsa, kendi tutkularının esiri olarak, bilgi ve mantıktan yoksun olarak yetişecektir. Eğitimleri onları geçmişleriyle entegre eder ve aydın bir şekilde geleceğe hazırlarsa, ulusal düşünce ve duyguların yiğit genç temsilcileri haline gelebilirler.' [7]

Bu son cümle önemlidir ve Gülen'in Türkiye'de sürmekte olan tartışmaya bir cevabı niteliğindedir: 'Gençleri geçmişiyle entegre etmek ve onları aydın bir şekilde geleceğe hazırlamak'. Bir çok gözlemci Modern Türkiye'nin karakteristik özelliklerinden birisinin Osmanlı geçmişinden kopmaya yönelik planlı çabalar olduğuna dikkat çekmektedir. Türk hükümeti tarafından geçen 70 yıl boyunca yürürlüğe konulan yasaların bir çoğu, milleti modernize etme metodu olarak Osmanlı geçmişinden bilinçli olarak kopuşu sağlamayı amaçlıyordu. Örnekler arasında Başkentin İstanbul'dan Ankara'ya nakledilmesi, Hilafetin/padişahlığın kaldırılması, Arap harflerinin Latin harfleriyle değiştirilmesine ilişkin ortografik reform, Arapça ve Farsça kelimeleri Türkçe kökenli kelimelerle değiştirmeyi amaçlayan dil reformu, İsviçre Medeni Kanunu ve İtalyan Ceza Kanununun şeriat hükümlerinin yerine getirilmesini içeren hukuk reformu, hafta tatili olarak pazar gününün belirlenmesi, zorunlu soyadı kullanımı ve Farsça -zade yerine -oğlu ekinin kullanılmaya başlanılması, fes ve türban gibi karakteristik Osmanlı giysilerinin yasaklanması ve Batılı giyimin zorunlu kılınması yer almaktadır. Bütün bu reformlar modernizasyon çabası içinde Osmanlı'dan kopuşu amaçlamaktaydı. [8]

Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından bu yana geçen onlarca yıl boyunca birçok Müslüman Türk, Avrupa medeniyetinin en iyi ve en kötülerini körü körüne kabul ettirmek için uygulanan 'modernizasyon' programını eleştirmişlerdir. Bu kişiler laikleşmeyi, yalnızca sekülarizasyon sürecinin amaçlanmamış bir yan ürünü olarak görmemekte, din karşıtı önyargıların bilinçli sonucu olarak değerlendirmektedir. Bu kişiler, modernizasyon reformlarının altında yatan telaffuz edilmeyen varsayımın, dinin ilerlemenin önündeki bir engel olduğu ve eğer toplumun ilerlemesi isteniyorsa dinin; toplum, ekonomi ve politikanın kamusal alanlarından mutlaka dışlanması gerektiğine ilişkin ideolojik inanç olduğunu ileri sürmektedirler. Cumhuriyetin kurulmasından bu yana geçen onlarca yıl boyunca oluşan ve birbiriyle rekabet eden eğitim sistemleriyle güçlendirilen karşılıklı mücadele hatları, Türkiye'de bütün düşünce sahiplerinin kendi tarafını ilan etmesi beklenilen bir din-laiklik tartışmasına dönüşmüştür.

Benim görüşüme göre, Fethullah Gülen'e hem 'laik' hem de 'dindar' 'sağ' ve 'sol'un hücum etmesinin nedenlerinden birisi tam olarak, Onun bir çıkmaz sokak olarak gördüğü bu konuda herhangi bir tarafta yer almayı reddetmesidir. Bunun yerine o sürmekte olan bu tartışmanın ilerisine geçmeyi sağlamasını umut ettiği geleceğe odaklı bir yaklaşım önermektedir. Gülen'in çözümü; Türkiye Cumhuriyeti tarafından uygulanmakta olan maksatlı modernizasyon hedefini teyit etmek, ancak gerçek bir etkili modernizasyon sürecinin mutlaka kişinin bütünüyle gelişimini içermesi gerektiğini göstermektir. Eğitim terimleriyle ifade edilirse; bu sürecin mutlaka çeşitli mevcut eğitim akımlarının ana kaygılarını alması ve bunların bugünün dünyasının değişen taleplerine cevap verecek yeni bir eğitim stili içine dahil etmesi gereklidir.

Bu sistem; geçmişi yeniden canlandırma ya da geri getirmeyi amaçlayan tepkisel projelerden çok farklıdır. Onun adıyla ilişkilendirilen okullarda sunulan eğitimin, Osmanlı sisteminin yeniden canlandırılması yada halifeliğin geri getirilmesi girişimi olmadığını savunan Gülen, bu okulların geleceğe odaklandığını tekrar tekrar ifade etmektedir. Bunun için bir kadim Türk atasözünü nakletmektedir: 'Eğer yeni şartlara adapte olunmazsa, sonuç yok olmak olacaktır' (Ya yeni hâl, ya da izmihlâl). [9]

Gülen, modernizasyonun gerekliliğine rağmen, geçmişten radikal bir kopuşun getireceği riskler bulunduğu görüşündedir. Geleneksel değerlerden koparılan gençler maddi başarı dışında herhangi bir değer öğretilmeksizin eğitilme tehlikesi içindedirler. Küreselleşmiş piyasa sistemi memurlarının kitlesel üretimini amaçlayan modern eğitim girişimlerinde; fikir derinliği, düşünce berraklığı, duygu derinliği, kültürel kadirşinaslık ya da maneviyata ilgi gibi manevi değerlerin göz ardı edilmesi eğilimi görülmektedir.

Bu gibi sistemlerde yetişen öğrenciler meslek sahibi olmak için yeterli derecede eğitilmiş olabilir, ancak gerçek insanî hürriyeti gerçekleştirecek içsel formasyona sahip olmayacaklardır. Hem ekonomik hem de politik alanlardaki liderler sıklıkla mesleki, 'değer içermeyen' eğitimi destekler ve teşvik ederler. Çünkü bu eğitim güç sahiplerinin 'yetiştirilmiş ancak eğitilmemiş' çalışan kadroları daha kolay kontrol etmesine imkân sağlamaktadır. 'Gülen vurgulamaktadır ki; eğer kitleleri kontrol altında tutmak isterseniz, sadece onları bilgi bakımından aç bırakın. Kitleler böyle bir zorbalıktan ancak eğitim yoluyla kurtulabilirler. Sosyal adalete giden yol, yeterli evrensel eğitimle döşenmiştir, yalnızca böyle bir eğitim başkalarının haklarına saygı duymak için yeterli anlayış ve hoşgörüyü kazandırır.' [10] Gülen'in görüşüne göre, iyi yapılandırılmış bir eğitimin yokluğuyla engellenen yalnızca adaletin sağlanması değil, aynı zamanda insan haklarının tanınması ve diğer insanlara yönelik kabul ve hoşgörü yaklaşımlarıdır. Eğer insanlar düzenli olarak kendilerini 'düşünme' üzerine eğitir ve sosyal adalet, insan hakları ve hoşgörü pozitif değerleriyle desteklenirse, o zaman bu yararlı hedeflerin uygulanması için değişim unsurları olabilirler.

Modern toplumlardaki krizler onlarca yıllık okul eğitiminin 'idealsiz kuşaklar' yetiştirmesinden kaynaklanmaktadır. [11] Toplumda hareket, aksiyon ve yaratıcılığın kaynağı insan idealleri, amaçları, hedefleri ve vizyonudur. Eğitimleri yalnızca piyasa değeri olan becerilerin kazanılmasıyla sınırlı olan insanlar, toplumsal değişimi harekete geçirmek ve gerçekleştirmek için gerekli dinamizmi sağlayamazlar. Bunun sonucu sosyal açıdan dumura uğrama, çöküş ve narsisizmdir. Gülen şunları söylemektedir: 'İdealsiz ve amaçsız bırakıldığında, insanlar canlı cenaze durumuna düşer, insan yaşamına özgü emareler göstermezler... Kullanılmayan organın dumura uğraması ve kullanılmayan aletin paslanması gibi, amaçsız kuşaklar da sonunda ideal ve amaçsızlık yüzünden harcanıp giderler.'

Onun değerlendirmesine göre toplumsal kriz; toplumların rehberleri ve harekete geçiricileri olan öğretmenler ve aydınların, eğitime sınırlayıcı ve entegre olmamış yaklaşımın devam ettiricileri haline gelmeleriyle yoğunlaşmaktadır. Eğitim sisteminden insani değerlerin yok edilmesini protesto etmek ve bilimsel hazırlığı; mantık, etik, kültür ve maneviyat disiplinlerinde öğretilen manevi değerlerle birleştiren bir pedagoji için mücadele etmek yerine, eğiticiler sıklıkla 'yeni düşük standartlara kolaylıkla adapte olmaktadırlar'. Gülen entelektüellerin nasıl asırlar boyu bilgelik ve incelik içinde büyüyen geleneksel kültürel temel yerine manevi bakımdan güçsüzleştirmeyi ve teknolojik olarak modern kültüre kapılıp gitmeyi tercih edebildiklerini anlamakta güçlük çekmektedir.

Eğer eğitim reformu gerçekleştirilecekse, öğretmenlerin eğitimi göz ardı edilemeyecek bir görevdir. Gülen 'eğitimin öğretimden farklı olduğuna' dikkate çekmektedir. [12] İkisi arasındaki fark; hem öğretmenlerin hem eğitimcilerin bilgi vermeleri ve beceri öğretmelerine karşın, öğrencilerin kişiliğinin ortaya çıkmasına yardım etme yeteneğine sahip olan, düşünceyi ve düşünmeyi besleyen, karakter yapılandıran ve öğrencilerin öz disiplin, hoşgörü ve dava duygusunu içselleştirmelerine yardım edebilen yalnızca eğitimcidir. Öğrencinin karakter formasyonuyla ilgilenmeyen, yalnızca maaş almak için öğretmenlik yapanları 'körlere kılavuzluk eden körler' olarak tanımlamaktadır.

Birbiriyle yarışan ve birbirine hasım olan eğitim sistemleri Gülen'in tabiriyle ' asla meydana gelmemesi gereken bir acı mücadeleye neden oldu: Bilim Dine karşı.' [13] 19-20. yüzyıllar boyunca düşünürlerin, politikacıların ve dini liderlerin enerjilerini tartışmanın iki tarafında harcayan bu sahte zıtlık; eğitim felsefeleri ve metotlarının iyice ayrılmasıyla sonuçlandı. Modern laik eğitimciler dini en iyi ifadeyle boşa zaman harcama, en kötü ifadeyle de ilerlemenin önündeki engel olarak gördüler. Bu tartışma dinî düşünürler arasında modernitenin reddi ve dini 'gerçek anlam ve işlevde bir din yerine politik bir ideoloji olarak görme'ye yol açtı. Gülen dinî eğitimcilerin, dinî ve manevî değerlere açık bilimlerin ve bilim adamları alanında güçlü bir formasyona sahip oldukları bir eğitim sistemi yoluyla, 'uzun süren din-bilim çatışması sona erecek ya da bu çatışmanın saçmalığı kabul edilecektir.'

Gülen, bunun gerçekleşmesi için, 'kalpleri dini bilimler ve maneviyatla, akılları ise pozitif bilimlerle aydınlanmış gerçek aydın yetiştirmeyi' insani vasıflara ve ahlâkî değerlere göre yaşamaya vakfetmiş, aynı zamanda 'zamanlarının sosyo-ekonomik ve politik şartlarının farkında olan' insanlar yetiştirmek için, dinî ve pozitif ilimleri ahlâk ve maneviyat yoluyla birbiriyle kaynaştıran, yeni bir eğitim stilinin gerekli olduğunu öne sürmektedir. Bilim öğretiminin karakter geliştirme, sosyal bilinçlenme ve aktif bir maneviyatla entegrasyonunu okulun eğitim hedefi olarak benimsemek, eleştirmenlere aşırı idealist, muhtemelen donkişotça bir çaba olarak görünebilir. Bu eğitim felsefesinin tek yeterli sınavı, Sayın Gülen'in dava arkadaşlarının bu prensiplere dayalı okullar kurmada ne kadar başarılı olduğunun incelenmesi olacaktır. Bu teyit etme konusuna bu tebliğin ileriki bölümlerinde döneceğiz.

Gülen'in eğitim hakkındaki eserlerinde bazı terimler sık sık tekrarlanmaktadır ve bu terimlerin yanlış anlamaya neden olmaması için açıklığa kavuşturulmasına gereksinim bulunmaktadır. İlki maneviyat ve manevî değerlerdir. Bazıları bunu 'din' anlamına gelen ve modern laik toplumlarda, dindarlığa yönelik ön yargıları önlemek için kullanılan bir kod sözcük olarak anlayabilirler. Ancak Gülen'in bu terimi daha geniş bir anlamda kullandığı açıktır. Ona göre, maneviyat yalnızca dinî öğretileri içermekle kalmaz, aynı zamanda etik, mantık, psikolojik sağlık ve etkili bir açıklığı da içerir. Onun eserlerindeki anahtar terimler Şefkat ve hoşgörü'dür. [14] Eğitimin görevi; öğrencilerin 'doğru' disiplinlerle eğitilmelerine ilave olarak bu 'ölçülemez' vasıfların da aşılanmasıdır.

Gülen'in sık sık kullandığı diğer terimlerin de incelenmesi gerekir. Sıklıkla kültürel [15] ve geleneksel [16] değerlere duyulan ihtiyaçtan söz etmektedir. Onun kültürel ve geleneksel değerlere eğitimde yer verilmesi çağrısı, bazı eleştirmenler tarafından Cumhuriyet öncesi Osmanlı toplumuna dönüş içeren tepkisel bir çağrı olarak yorumlandı. Gülen daha sonraları bir irticacı, -bu terim Türk konteksi içinde 'gerici' hatta 'kökten dinci' şeklinde tercüme edilebilir - olmakla suçlandı. Bu suçlama onun daima reddettiği bir suçlamaydı. Konumunu savunurken şunları söylüyordu:

İrtica sözcüğü geçmişe dönüş yada geçmişi bugüne taşıma anlamına gelmektedir. Ben yalnızca yarını değil, ebediyeti hedef olarak kabul ediyorum. Ben ülkemizin geleceğini düşünüyorum ve bu gelecek hakkında ne yapabilirsem onu yapmaya çalışıyorum. Herhangi bir eserimde, sözümde ya da faaliyetimde ülkemi geri götürecek herhangi bir şeyi asla yapmadım. Ancak zamanla sınırlanamayacak Allah'a imana, ibadete, ahlâki değerlere hiç kimse irtica damgası vuramaz. [17]

Kültürel ve geleneksel değerleri önermede, Türkiye'nin geçmişini, hâlâ modern insanlara öğretecek çok fazla şeyi olan, uzun ve zamanla oluşan bir irfan birikimi olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Geleneksel irfandaki pek çok şey, hâlâ günümüz toplumlarının ihtiyaçlarıyla büyük ölçüde ilgiliydi. Bu irfan birikimi nedeniyle geçmiş göz ardı edilmemelidir. Diğer yandan, geçmişi yeniden geri getirmeyi amaçlayan her görüş, hem kısa ömürlü hem de başarısızlığa mahkum olacaktır. Osmanlı geçmişinden kopma çabalarını reddederken, Gülen'in, modern toplum öncesini yeniden kurma ya da yeniden yaratma çabalarını da aynı şekilde reddettiği söylenebilir.

Gülen, bazı modern reformcular arasındaki 'geçmişin boyunduruğundan kurtulma' eğilimini, hem yararı hem de zararı olan bir eğilim olarak görüyordu. Kültürel mirasın zulmedici, durağan ya da orijinal amacını ve ilhamını kaybetmiş elementlerinin şüphesiz yenilenmesi gerekliydi, ancak eğer yeni nesiller daha iyi bir gelecek inşa edeceklerse, özgürleştiren ve insanileştiren elementlerin mutlaka tekrar güçlendirilmesi gereklidir. Ona göre bugünün meydan okuması; 'bugünün şartlarını değerlendirmek ve geçmiş kuşakların deneyiminden yararlanmaktır.' [18] Bu düşüncenin yalnızca Türkiye'deki siyasi yönelişler hakkındaki iç tartışmalarla ve hatta İslam toplumlarının geleceği ile sınırlı olmadığı açıktır. Onun eğitim vizyonu 'dünyanın her yerindeki ' toplumları ve o dünyanın şekillendirilmesinde samimi dindarların rolünü kucaklayan bir vizyondur. Bu konuda şunları söylemektedir:

'Bilim ve teknolojideki ilerlemelerle birlikte, son iki ya da 300 yıl, dünyanın her yerinde geleneksel değerlerden bir kopuş ve yenilenme adı altında farklı değerler ve spekülatif fantezilere bağlanmaya tanıklık etti. Ancak bizim, dünyanın her yerindeki umut verici gelişmelerle güçlenen umudumuz, gelecek yüzyılın iman ve ahlâkî değerler çağı, dünyanın her yerindeki inananlar için bir Rönesans ve yeniden canlanmaya tanıklık edecek bir çağ olacaktır. [19]

Gülen'in eğitimdeki ana ilgi alanı; gelecektir. O, insanın hem maddi hem de manevi yönlerini dikkate alan bir değerler sistemiyle teçhiz edilmiş, toplumda gerekli değişimleri idrak edebilecek ve gerçekleştirilebilecek reformcular yetiştirmek istiyor. İyi planlanmış eğitimin, doğal olarak mutlaka öğrencide bir kişisel transformasyonu içermesi gerekmektedir. Öğrencilere mutlaka rehberlik edilmeli ve öğrenciler, topluma kalıcı bir katkı yapma imkânı verecek sınırlayıcılıktan uzaklaşmaya, kendisine özgü düşünce tarzlarına ve öz-kontrol, öz-disipline teşvik edilmelidir. Gülen bu konuda şunları söylemektedir:

Dünyada reform isteyenler başta kendilerini değiştirmelidir. Diğerlerini daha iyi bir dünyaya götürecek yola taşımak için, kendi içsel dünyalarındaki nefret, garaz ve kıskançlıktan arınmalı ve dışsal dünyalarını her tür erdemle süslemelidirler. Öz-kontrolden ve öz-disiplinden çok uzaklaşanlar, duygularını arıtamayanlar, başlangıçta çekici ve anlayışlı görünebilirler. Ancak bunlar başkalarına kalıcı bir şekilde ilham veremezler ve uyandırdıkları fikirler de kısa sürede kaybolacaktır. [20]

Bu günün toplumundaki krizlerin rakip eğitim sistemleri ve felsefeleri arasında koordinasyon eksikliğine bağlı olması nedeniyle, Gülen tarafından önerilen yeni eğitim stili doğrudan krizin temel nedenlerine cevap vermeyi amaçlamaktadır. Bunu yaparken Gülen, yeni eğitimin daha istikrarlı ve uyumlu toplumlar inşa edeceğine yönelik sağlıklı bir umut sunmaktadır. Eğer ulusal ve özel eğitim sistemleri tamamen maddi bilginin kazanılmasına ve teknolojik becerilerde ustalaşmaya yönlendirilirse, toplumdaki gerilimler ve çatışmalar için bir çıkış sunamazlar ve daha iyi bir gelecek için temel oluşturacak bir çözüm oluşturamazlar. Öğrencilerin hem maddi hem de manevi ihtiyaçlarına cevap vermeyi amaçlayan bir eğitim tipi için çağrı yapan Gülen, eğitim reformunu olumlu sosyal değişimin anahtarı olarak görmektedir. Bu konuda şunları söylemektedir: 'Bir ulusun devamlılığı insanlarının eğitimine, onların yaşamlarının manevi mükemmellik tarafından yönlendirilmesine bağlıdır. Eğer uluslar, geleceklerini emanet edebilecekleri iyi eğitilmiş nesiller yetiştiremezlerse, o zaman gelecekleri karanlıktır.' [21]

Gülen'in Eğitim Felsefesine Yönelik Eleştiriler

Gülen'in yeni bir tür eğitim önerisi, onun adıyla ilişkilendirilen okullar ağı ile uygulamaya konulduğu şekliyle, evrensel olarak, özellikle anavatanı Türkiye'de, mutlak kabul görmemektedir. Bazı eleştirmenler Gülen tarafından telaffuz edilen eğitim felsefesini, kurulu laik düzene yönelik olası bir tehdit oluşturabilecek kadrolar kurmak için bir paravan olarak görmektedirler. Onlar Rusya'da, Orta Asya'da, Kafkasya'da ve Balkanlarda yükselen bir çok okul aracılığıyla Gülen'in laik Türkiye'nin etrafında 'yeşil bir çember' oluşturma girişimi içinde olduğunu ileri sürmektedirler.

Öğrencilerin duygularını, değerlerini ve yaklaşımlarını şekillendirmeyi amaçlayan herhangi bir eğitim biçiminin beyin yıkamayla suçlanması muhtemeldir. Sayın Gülen de bu suçlamadan muaf kalamadı. Türkiye'deki eleştirmenler [22] her ne kadar bu okullarda yürütülen herhangi bir dinî eğitim bulunmasa da, dinin ve politik bakımdan yönlendirilmiş İslâmî öğretilerin öğrencilere örnekler ve öğrencilerle öğretmenler arasındaki gayrı resmî ilişkiler yoluyla aşılandığını ileri sürmüşlerdir.

Gülen bu suçlamalara onun hareketi tarafından kurulan okulların Türk Millî Eğitim Bakanlığının program ve müfredatını uyguladığına dikkat çekerek cevap vermektedir. Bu okulların yalnızca Türk Millî Eğitim Bakanlığı tarafından değil, ayrıca bu okulların kurulduğu ülkelerin istihbarat örgütleri tarafından da sürekli olarak denetlendiğine işaret etmektedir. [23] Bu okulları denetleyenler, asla herhangi bir beyin yıkama, politik eylemcilik ya da hükümet karşıtı fikirlerin, ne normal öğretim yoluyla ne de gayrı resmî ilişki yoluyla aşılandığına ilişkin herhangi bir kanıt bulamadılar.

Gülen, okulların Türk toplumunun bütün sektörlerinde çalışan mezunlarının hiçbir zaman öğrenciler üzerinde baskı yapıldığına ilişkin herhangi bir şikayette bulunmadıklarına işaret etmektedir. Aynı durum resmî ziyaretçiler için de geçerlidir:

'Ülkemizin iki cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri, düşünürler, yüksek rütbeli emekli subaylar, gazeteciler, her görüş ve düzeyden binlerce insan gitti, bu okulları gördü ve döndü. Bu okulların kurulduğu ülkelerden onlara yöneltilen bu tür hiçbir şikayet olmamıştır. İstisnasız hepsi bu okullardan sitayişle söz etmektedir.' [24]

Son tahlilde 'geçmişten kopma', 'geçmişi savunma' ya da 'geçmişi geri getirme' kategorileri Fethullah Gülen'in eğitim vizyonunu anlama girişiminin çok uzağındadır. Onun hareketinin fikir babalığını yaptığı okullar oldukça özel bir tarihsel kontekse kök salmış, ancak daima o konteski aşmayı amaçlamış okullar olarak tasarlanmıştır. Konteks farklılığı nedeniyle, Türkiye, Kırgızistan, Danimarka ya da Brezilya gibi birbirinden tamamen farklı ülkelerde kurulan okullar zorunlu olarak birbirinden çok farklıdır, ancak tamamı aynı insanî vizyondan ilham almaktadır.

Gülen bu vizyonu veciz bir şekilde şöyle ifade etmektedir: 'Öğrenen ve başkalarına öğretip fikir veren insan gerçek insandır. Cahil olan ve hiçbir öğrenme arzusu olmayan insanı tam insan olarak görmek zordur. Ayrıca ilim sahibi olan, fakat kendisini yenilemeyen ve değiştirmeyen böylece diğerlerine örnek olmayan insanın tam insan olduğu tartışmalıdır.' [25] Bu insanî vizyona pozitif bilimler, insanî bilimleri karakter geliştirme ve yukarıda söz ettiğimiz gibi geniş anlamda anlaşılması gereken 'maneviyat' girmektedir. Bu okulların öğrencilerinin üniversite sınavlarında sürekli yüksek puanlar alması ve Uluslar arası Bilgi Olimpiyatlarında matematik, fizik, kimya ve biyoloji gibi dallarda şampiyonlar çıkarmaları şaşırtıcı değildir.

Ancak bu okulları dünyanın her yerindeki binlerce hazırlayıcı okuldan ayıran şey, insan formasyonu için duyulan kaygıdır. Gülen, okulu öğrencilerin yalnızca bilgi ve beceri elde ettiği bir yer değil, yaşam hakkında da sorular sormaya başlayacağı, eşyanın anlamını arayacağı, yaşama yapmak isteyecekleri özel katkı konusunda düşünmeye başlayacağı ve bu dünyadaki yaşamı bir sonraki dünyayla ilişkilendirebileceği bir laboratuar olarak görmektedir. Hatta eğitim hakkındaki bazı eserlerinde, okuldan kutsal faaliyetlerin yürütüldüğü kutsal bir yer olarak, dinî tabirlerle söz etmektedir. Bu konuda şunları söylemektedir: 'Okul, hayati fikirler ve olaylar üzerine ışık saçabilir ve öğrencilere kendi doğal ve insani çevrelerini anlama imkânı verir. Ayrıca olayların ve eşyanın anlamını ortaya çıkaracak, kişiyi düşünce bütünlüğüne ve derin düşünmeye götürecek yolu çabucak açar. Esasta, bu okullar, 'hocaları' öğretmenler olan bir tür ibadet yerleridir.' [26]

İslam'ı Öğreten Bir Öğretici Olarak Fethullah Gülen

Bu tebliğin konusu bir eğitimci olarak Fethullah Gülen'di. Onun din düşünürü ve öğretmeni olarak rolü (geleneksel saygı ifadesi olan Hoca Efendi sözüyle altı çizildiği gibi) dikkatli bir şekilde incelenmeyi hak etmektedir. Aynı dikkatin onun modern İslam yorumcusu olarak dinî düşüncelerine de gösterilmesi gerekmektedir. Bu gibi konular bu tebliğin kapsamı dışında kalmaktadır. Ancak Sayın Gülen tarafından fikir babalığı yapılan eğitim girişimlerine karşı, tam olarak onun bir İslam düşünürü ve öğretmeni olarak kabul edilmiş statüsü nedeniyle, bir çok suçlama yöneltildiği için, onun eğitim vizyonunun incelenmesi İslam hakkındaki eserlerine kısaca bakmadan tamamlanmış olmayacaktır.

Gülen'in 300'den fazla eserinin çoğunda, açıkça İslâmî konular ele alınmaktadır. Bazıları öğrencilere ve ibadet edenlere yaptığı konuşmalar ve verdiği vaazların derlenmesinden oluşmaktadır. Diğerleri ise zaman zaman öğrencileri tarafından ona sorulan sorulara verdiği cevaplardır. Eserleri; Peygamber Hz. Muhammed'in (S.A.V.) biyografisinden tasavvufun temel girişin [27], kelâm biliminde geleneksel olarak tartışılan soruların ele alınmasına [28], İslam inancının temel temalarına [29] kadar uzanmaktadır. Bu eserler uzmanlara yönelik olmayıp, daha genel düzeyde eğitimli Müslümanlara hitap etmektedir.

İmanî ve İslamî uygulamaları, modern inananların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde sunmayı amaçlayan Gülen'in, Bediüzzaman Said Nursi geleneğini sürdürdüğü söylenebilir. Said Nursi ve talebelerinin, Onun 1960 yılındaki ölümünden önceki ve sonraki onlarca yıl boyunca hükümetin kuşkusunu çekmesi nedeniyle, Gülen'in bu Doğu Anadolu Şeyhi ile ilişkileri Türkiye'de tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Gülen sıklıkla Nurcu, yani Said Nursi'nin talebesi olmakla suçlanmıştır. Bu suçlamaya ilişkin olarak sorgulandığında, Gülen; Said Nursi'nin eserlerinden de, diğer bir çok Müslüman düşünürün eserlerinden yararlandığı gibi yararlandığını inkar etmemekte, ancak kendisinin tarikat anlamında Nursi takipçisi olduğu iddiasını reddetmektedir. Şunları söylemektedir:

Nurcu kelimesi, her ne kadar Bediüzzaman Said Nursi tarafından bir unvan olarak kullanılmışsa da, temelde onun hasımları tarafından Nursi'nin hareketi ve takipçilerini hor görme ve onları sapkın bir tarikat olarak gösterebilmek için kullanılmıştır. Yaşamda herkes bir çok diğer insandan, yazarlardan, şairlerden ve düşünürlerden yararlanmakta ve etkilenmektedir. Ben hayatım boyunca Doğudan ve Batıdan bir çok tarihçi ve yazarı okudum ve onlardan yararlandım. Bediüzzaman Said Nursi onlardan yalnızca birisiydi. Onunla hiç karşılaşmadım. Diğer yandan, belli bir özel gruba atfı ifade eden -ci, -cu gibi ekleri asla kullanmadım. Benim tek hedefim bir mü'min olarak yaşamak ve ruhumu Allah'a bir mü'min olarak teslim etmektir. [30]

Yine de bazı gözlemciler Gülen'le ilişkilendirilen hareketi, değişen tarihsel durumlar çerçevesinde sürekli olarak yeniden yorumlanan ve uygulanan Nursi düşüncesinin transformasyonlarından birisi olarak görmektedirler. Yılmaz 'Nursi'nin söylemi 'zaten büyük ekonomik, politik ve eğitim transformasyonlarına neden olmaktaydı'... Bugün Gülen hareketi bu fenomenin bir ifadesidir. Hareket iki düzeyde günlük yaşam faaliyetlerine yayılmaktadır. İlki, zaman içinde anlam kazanan, tarih, akıl ve tabiiyet, sevgi ve ibadet, iman ve rasyonel, bilim ve vahiy, kutsallık ve doğal düzen gibi kolektif kimlik yapıları kullanmaktadır. İkinci düzeyde hareket belli başlı toplumsal kurumları, liseleri, vakıfları, üniversiteleri, sigorta şirketlerini, finans kurumlarını, spor klüplerini, televizyon ve radyo kanallarını, gazeteleri ve dergileri etkilemeye çalışmaktadır.' [31]

Fethullah Gülen'in İslamî kaynakların ve geleneğin yorumlanmasına ilişkin kişisel yaklaşımı konusunda ne söylenebilir? Okuyucuyu ilk etkileyen şey onun ahlâk ve ahlakî erdeme yaptığı vurgudur. O ritüel uygulamadan çok doğrudan Kur'an'ın kaynaklık ettiği dinsel güce daha çok önem vermektedir. Ritüel için olan gereksinimi teyit eden Gülen, etik doğruluğun dinsel itici gücün kalbinde yattığını düşünmektedir. 'Ahlâk dinin temeli ve İlâhi Mesajın en temel bölümüdür' demektedir. 'Eğer erdemli olmak ve iyi ahlâka sahip olmak kahramanlıksa -ki öyledir- en büyük kahramanlar başta Peygamberler ve daha sonra onları samimiyet ve sadakatle izleyenlerdir. Gerçek bir Müslüman, gerçek bir evrensel, böylece de İslâmi- ahlâkı uygulayan kişidir.' Gülen bu görüşünü Hz. Muhammed'den bir hadisle desteklemektedir: 'İslam güzel ahlaktır; ben güzel ahlâkı mükemmelleştirmek ve tamamlamak için gönderildim.' [32]

İslâmî yaşam tarzının toplu halde şeriat olarak bilinen çeşitli yönleri, yani iman (akideler), ritüel yükümlülükler (ibâdât), ekonomik işler (muamelât), yönetim prensipleri (siyaset), aile yaşamı kuralları (Ahvâl-i Şahsiye) ve ahlâkî talimatlar (ahlâk); hep birlikte şerefli, etiksel olarak doğru birey meydana getirmek için çalışmayı amaçlamaktadır. Bu geniş anlamıyla İslâm ya da kişinin yaşamını Allah'a teslim etmesi için, Fethullah Gülen'in ismiyle ilişkilendirilen okullar, kökünü İslam'da bulan etik vizyon fikrine sahiptir, ancak bu fikir yalnızca ümmet üyelerinde ifadesini bulmaz. Gülen öğrencilerin şekillendirilmesiyle ilgili olarak 'insani vasıflara ve ahlâkî değerlere göre yaşamaya kendisini adamış', 'dış dünyalarını her türlü erdemle süslemiş' öğrencilerden söz ederken, kendisinin bir Müslüman olarak İslâm'dan öğrendiği bir tür evrensel kod önermektedir. Aynı şekilde erdemleri, insani vasıfları ve ahlâkî değerleri yalnızca Müslümanların sahip olduğu değerler olarak görmemektedir. Müslüman olmayan öğrenciler de okullara kabul edilmekte ve onların dinlerini değiştirmeleri için herhangi bir baskı yapılmamaktadır.

Bu güçlü etik onun İslam'ı anlayış tarzının tam kalbinde yattığından, Gülen'in Hz. Muhammed'in yaşamına ilişkin bir çok eserinde Onun Peygamber olarak rolünün, İlahî vahiyleri getirmesi olduğu, ancak, Kuran'ı ilk işiten ve yaşamı Kur'an'ın mesajına göre şekillendirilmiş olan Hz. Muhammed'in Müslümanlar için ahlâkî örnek olma rolünün daha güçlü olduğu vurgulanmaktadır. Özellikle onun iki ciltlik çalışması, Prophet Muhammad: the Infinite Light'ta, Gülen'in asıl ele aldığı konunun günümüz Müslümanları için bir rol-modeli olarak Hz. Muhammed olduğu görülmektedir. Bu onu Hz.Muhammed'in ashabı, eşleri ve düşmanlarıyla kişisel ilişkilerinde sergilediği ahlâkî vasıflar ve Emir-el Mü'minin olarak gösterdiği liderlik vasıfları üzerinde yoğunlaşmaya itmiştir. Hz. Muhammed'in yaşamında özellikle önemli bulduğu şeyler, iman, samimiyet, cömertlik, tevazu, kararlılık, doğru sözlülük, şefkat, sabır, hoşgörü, realizm, cesaret, sorumluluk hissi, ileri görüşlülük, danışma, yetki devretme ve affetme gibi liderlik özellikleridir. [33]

Böylece İslam dini 'İnsanı mükemmelleşmeye götüren ya da dünyaya gelmeden önceki meleklik halini yeniden kazanma imkânı veren bir yol olarak anlaşılmaktadır.' [34] Eğer İslâm ahlâkî mükemmelleşmeye giden yol olarak görülürse, İslâmî gelenek içinde doğal ve kaçınılmaz bir gelişme olarak tasavvuf'un gelişeceği düşünülmelidir. Gülen Tasavvufun (Sofizm) etik bir tanımını 'bütün kötü huylardan ve kötü davranışlardan kurtulma ve erdem elde etmek için sürekli çaba gösterme' olarak yapmaktadır. [35] İslam tarihindeki Mutasavvıfları; Müslüman nesillerine, insanın mükemmelleşmesine giden bu yolu nasıl izleyeceklerini gösteren ruhani rehberler olarak takdir etmektedir. '(Onlar) insanlar için gerçeğe giden yolu aydınlattılar ve insanları kendilerini mükemmelleştirmeleri için eğittiler. Samimiyet, İlahi aşk ve iyi niyet abidesi olarak tasavvuf üstatları İslâmî fetihlerin, fethedilen toprakların ve insanların Müslümanlaştırılmasının ardındaki motive edici faktör ve güç kaynağı haline geldiler. Gazali, İmamı Rabbani ve Bediüzzaman Said Nursi gibi şahsiyetler, bilgelerin aydınlığını, din düşünürlerinin bilgisini ve en yüce azizlerin maneviyatını kendisinde toplayan en üst dereceli 'müceddid' ya da 'müçtehidler'dir. [36]

Tasavvuf geleneğini böylesine pozitif biçimde yorumlaması kaçınılmaz olarak, onun hareketi içinde bir tür neo- sufi (tasavvufi) tarikat kurduğu suçlamalarına yol açtı. Bırakın kendi tasavvuf düzenini kurmayı, bir tarikata üye dahi olmadığını açıklayan Gülen, İslam'ın ruhani boyutu olan tasavvufu mahkum etmenin, İslâmî inancın kendisine karşı çıkmakla eşdeğerde olduğunu savunmaktadır. Bu konuda şunları söylemektedir: 'Defalarca söylediğim gibi ben bir tarikat üyesi değilim. Din olarak İslâm zaten manevi alanı vurgulamaktadır. İslâm benliğin (ene) eğitilmesini temel prensip olarak vurgulamaktadır. Münzevilik, dindarlık, nezaket ve samimiyet İslam'ın zaruri unsurlarıdır. İslam tarihinde bu konuları en çok ele alan disiplin, tasavvuf olmuştur. Tasavvufa karşı çıkmak İslam'ın özüne karşı çıkmak olacaktır. Ancak tekrar ediyorum ki, hiçbir zaman bir tarikata katılmadığım gibi, herhangi birisiyle bir ilişkim de asla olmadı.' [37]

Sonuç

Fethullah Gülen'in eğitim vizyonu, yüz yılı aşkın süredir çok sayıda eğitim projesinin ifade etmekte olduğu, bir tür yüksek derecede idealist misyon ifadesi olarak görünebilir. Gerçek sınav, bu idealizm üzerine bilinçli olarak bina edilmiş olan onun hareketiyle ilişkilendirilen çok sayıda okulun, Gülen'in tavsiye ettiği eğitim türünü vermede başarılı olup olamayacağıdır. Bunun cevabı bu okulları değerlendirenlerin beklentileri kadar çeşitli olacaktır. [38] Öğretmenlerin ve idarecilerinin bireysel yetenekleri, hükümetin desteği ya da müdahalesi, mali düzenlemeler, öğrencilerin yetenekleri ve geçmişlerindeki farklılıklara bağlı olarak bazı okulların diğerlerinden daha başarılı olması muhtemeldir.

Eğitim sürecinin, genelleştirilmiş sınavlar, akademik olimpiyatlar ve yüksek kaliteli üniversite programlarına giriş gibi unsurları yönünden 'Gülen netwörkü' içindeki okullar büyük ölçüde Fethullah Gülen ve dava arkadaşlarının beklentilerini gerçekleştirmiştir. Üstelik aileler büyük bir istekle bu okulların peşinde koşmaktadır. Örneğin Kırgızistan'ın Bişkek kentinde bir ortaokulu ziyaret ettim. 250 kişilik kontenjanın mevcut olduğu bu okula girmek için 5000 öğrenci başvurmuştu.

Gülen network'ü içinde yer alan okulları çok sayıdaki diğer hazırlık okullarından ayıran eğitim formasyonunun sayılamaz unsurlarının değerlendirilmesi çok güç olduğu gibi, zorunlu olarak da görecelidir. Bu okullar, Gülen'in ifadesiyle 'akılla kalbin evliliğini' gerçekleştiren mezunlar, 'düşünce, eylem ve fikir adamı' olan bireyler yetiştirebilmiş midir? Bu okullardan mezun olan öğrenciler 'ulusal düşünce ve duyguların yiğit genç temsilcileri' olmaya devam etmekte midir? Bu öğrenciler, Gülen'in eğitimin temel hedeflerinden birisi olarak gördüğü 'fikir derinliği, düşünce berraklığı, duygu derinliği, kültürel kadirşinaslık ve manevi değerler'in aşılandığının emarelerini gösterebilmişler midir? Bu gibi sorulara ancak mezunların kendileri ve bu mezunları tanıyan ve onlarla birlikte çalışanlar cevap verebilirler. Bu cevaplar Gülenin eğitim felsefesinin başarısının tartışılabileceği nihai değerlendirme kriterlerini oluşturacaktır.

[1] Gülen, Hocaefendi unvanının bir tür mezhep, Sofi benzeri tarikat ya da Osmanlı yeni-dirilimci kullanış biçimini yansıttığı şeklindeki suçlamaları karşısında açıklama yapmak zorunda kaldı. Gülen bu terimin herhangi bir hiyerarşik önem ya da resmî yan anlam taşımadığını, yalnızca 'dinî meselelerde bilgili kabul edilen ve genel kamuoyu tarafından onaylanan bir kimseye saygılı biçimde hitap etme yolu olduğunu' söylemektedir. Alıntı yapılan eser: Lynne Emily Webb, Fethullah Gülen: Is There More to Him than Meets the Eye?, Paterson, N. J. Zinnur Book, n.d, s. 80.
[2] M. Fethullah Gülen, Criteria or Lights of the Way, I: 36, Kaynak Yay., İzmir 1998.
[3] Alıntı yapılan eser: Lynne Emily Webb, Fethullah Gülen: Is There More to Him than Meets the Eye?, s. 106.
[4] M. Fetulh Gülen'e Sunum, Prophet Muhammad as Commander, s. ii, Kaynak Yay., Konak-İzmir 1998.
[5] Alıntı yapılan yer: The Economist, Yılmaz, Gülen hareketinin takipçileri ve sempatizanlarının sayısını 200.000 ile 4.000.000 arasında tahmin etmektedir. İhsan Yılmaz, 'Changing Turkish-Muslim Discourses on Modernity, West and Dialogue,' Tebliğ International Association of Middle East Studies'te (IAMES) sunulmuştur, Berlin, 5-7 Ekim 2000, dipnot 33.
[6] M. Fethullah Gülen, Towards the Lost Paradise, s. 11, Truestar, Londra 1996.
[7] Gülen, Criteria or Lights of the Way, I:59.
[8] Bernard Lewis, The Emergence of Modern Turkey, s. 268-289, Oxford University Press, Oxford 1969.
[9] Webb, s. 86.
[10] 'M. Fethullah Gülen: A Voice of Compassion, Love, Understanding and Dialogue,' M. Fethullah Gülene sunum, 'The Necessity of Interfaith Dialogue: a Muslim Approach,' Parliament of the World's Religions, s. 4,Capetown 1999.
[11] Gülen, Towards the Lost Paradise, s.51-52.
[12] Gülen, Criteria, or Lights of the Way, I: 36.
[13] Gülen, 'The Necessity of Interfaith Dialogue: a Muslim Approach,' s.39.
[14] Gülen'in Hz. Muhammed'in (sav) yaşamı ve misyonu üzerine yaptığı çalışmalar tekrar tekrar şefkat ve hoşgörü vasıfları üzerinde odaklanmaktadır. M. Fethullah Gülen, Prophet Muhammad as Commander, Kaynak Yay., İzmir 1998, s. 3-4, 7, 11, 87, 94, 100'de sık sık tekrarlanmaktadır ve Prophet Muhammad: The Infinite Light, Kaynak Yay., İzmir 1998, 3 cilt. Bakınız I: 118-119-179 ve II: 96,123,131,150. Güney Afrika, Cape Town'da yapılan 1999 Dünya Dinleri Parlamentosunda Gülen şunları söylemişti: 'Hz. Peygamber, Allah'ın selamı ve merhameti onun üzerine olsun, gerçek Müslümanı kendi sözleri yada eylemleriyle hiç kimseye zarar vermeyen ve evrensel barışın en güvenilir temsilcisi olan kişi olarak tanımlamıştı.', 'The Necessity of Dialogue: A Muslim Approach', s. 20.
[15] Bakınız, 'Eğitim için daha gerekli olmasına rağmen kültürel değerlerin öğretilmesine çok az dikkat ve önem verildi. Eğer bir gün kültürel değerlere önem verilmesini sağlayabilirsek, o zaman büyük bir amaca ulaşmış olacağız.' Criteria or Lights of the Way, I: 35.
[16] Bakınız Towards the Lost Paradise, s. 16 ve Criteria or Lights of the Way, I: 44
[17] Alıntı yapan Webb, s. 95.
[18] Gülen, Criteria, or Lights of the Way, I: 45.
[19] Gülen, Towards the Lost Paradise, s.103.
[20] Gülen, 'The Necessity of Interfaith Dialogu: a Muslim Approach,' s.30.
[21] Gülen, Criteria, or Lights of the Way, I: 56.
[22] Webb, s. 135.
[23] Webb, s. 107.
[24] Webb, s. 105-106.
[25] M. Fethullah Gülen, A Voice of Compassion, Love, Understanding and Dialogue, s. 5.
[26] Gülen, 'Towards Lost Paradise', s. 98.
[27] Çalışması olan Key Concepts in the Practice of Sufism, İzmir: kaynak, içinde yazarın tasavvuf yolundaki makâmât ve ahvâlin analizini yaptığı tasavvufa temel giriş niteliğindedir.
[28] Gülen'in Asrın Getirdiği Tereddütler'i dört ciltlik geniş bir çalışma olup, birinci cildi İngilizceye Questions This Modern Age Puts to Islam adıyla çevrilmiştir, Kaynak Yay., İzmir 1998. Çalışma Kur'an'ın ortaya çıkan özelliği, ifşanın doğası ve Müslüman olmayanların manevi kurtuluş ihtimalinin ilginç bir şekilde ele alınması gibi teolojik konuları içermektedir. (s.149-160).
[29] Understanding and Belief: the Essentials of Islamic Faith, Kaynak Yay., İzmir 1997, yaratılış ve neden-sonuç ilişkisi, kıyamet, yeniden dirilme, meleklerin görünmeyen dünyası, cinler ve şeytan gibi konuları ele almakta ve Nübüvvet, Hz. Muhammed'in peygamberliğinin incelenmesi ve Kur'an'a incelenmesiyle ilgili olarak bilim ve din sorunun ele alınmasıyla sona ermektedir.
[30] Alıntı yapılan yer Webb, s. 96.
[31] Yılmaz, 'Changing Turkish-Muslim Discourses,' s. 2
[32] Gülen, Towards the Lost Paradise, s. 30
[33] Gülen, Prophet Muhammad as Commander, s. 122-123.
[34] Gülen, Prophet Muhammad: the Infinite Light, II: 154.
[35] Gülen, Key Consepts in the Practice of Sufism, s. 1.
[36] Gülen, Prophet Muhammad: the Infinite Light, II: 154.
[37] Alıntı yapan Webb, s. 102-103.
[38] İhsan Yılmaz, Fethullah Gülen düşüncesi üzerine yakın dönemde yapılan araştırmaların çok yararlı bir bibliyografisini vermektedir: The Economist, 'Europe: Islamic Evangelists,' 8 Temmuz 2000; Bülent Aras 'Turkish İslam's Moderate Face', Middle East Quarterly 5/3: 25; Shirin Akiner, 'Religion's Gap', Harvard International Review, Kış 2000; Oral Çalışlar, Fethullah Gülen'den Cemalettin Kaplan'a, İstanbul: 1998; Eyüp Can, Fethullah Gülen Hocaefendi ile Ufuk Turu, İstanbul 1995; Nevval Sevindi, Fethullah Gülen ile New York Sohbeti, İstanbul 1997; Mehmet Ali Soydan, Fethullah Gülen Olayı, İstanbul 1999; Osman Özsoy, Fethullah Gülen Hocaefendi ile Mülakat, İstanbul 1998; Medya Aynasında Fethullah Gülen, Gazeticiler ve Yazarlar Vakfı Yayınları, İstanbul 1999; Elisabeth Özdalga, 'Entrepreneurs With a Mission: Turkish Islamists Building Schools Along the Silk Road', (Kuzey Amerikan Ortadoğu Araştırmaları Cemiyetinin Yıllık Konferansında Sunulan Tebliğ), 1999; M. Hakan Yavuz, 'Societal Search for a New Contract: Fethullah Gülen, Virtue Party and Kurds', SAIS Review 19/1, Kış/İlkbahar 1999.