Yazdır

Âfâkta ve Enfüste Allah'a Seyahat

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Fethullah Gülen'le Amerika'da 1 Ay

Oy:  / 9
En KötüEn İyi 
Mesnevî'de Allah ile kul arasında veya kulun, Allah'ın yaklaşması adına da yine böyle çok büyük aşılmaz ve bir de hemen çok yakın bir mesafeden bahsediliyor. "Allah'a ulaşman için, önce terakki etmen, genişlemen, sonra bütün insanlığı kuşatacak bir hâl alman, ardından rakamla yetmiş bin perdeyi aşman gerekir. Bunlarda muvaffak olursan, bu defa karşına, aşılması mümkün olmayan ulûhiyet dairesi çıkar. Halbuki kendi içine döndüğünde, O'nu bulursun.", veya buna yakın bir izah var. Bu hususta ne dersiniz?

Allah (cc), bize bizden daha yakındır. Uzaklık, bizim için söz konusudur. O'ndan nâmütenâhî derecede uzak olan biziz. Bunun için de, meselenin akla, idrake yaklaştırılması, sık sık güneş misaliyle anlatılır. Güneş, ışığıyla, ışığındaki renkleriyle, hararetiyle bize bizden daha yakındır. Eğer güneş canlı, şuurlu bir varlık ve ışığındaki 7 rengi onun sıfatları, harareti de şuuru olsaydı, dünyadaki, hattâ kendi sistemindeki her varlıkla tek tek konuşabilir, haberleşebilirdi. Güneşin bu yakınlığına mukabil, biz ondan son derece uzağız. Öyle ki, aradaki bu uzun mesafeyi aşmamız mümkün değildir. Öyleyse, bu mesafeyi güneşi tanıyarak, onunla bize en yakın olduğu yerde, bizdeki tecellileri vasıtasıyla kendi içimizde temasa geçerek, onun yakınlığına ermiş oluruz. Bunun gibi, Cenab-ı Allah, bize bizden daha yakındır. Biz, O'ndan sonsuz derecede uzağız. Aradaki mesafeyi dışarıda aşmamız mümkün değildir; bu mesafeyi ancak içimizde aşabiliriz. Evet, O'nun bizdeki tecellileri vasıtasıyla O'nu bulur ve O'na ulaşırız. Kalbimiz Arş'a denk tutuluyor ve Allah, ahkâmını Arşında tecelli ettiriyorsa, bizi O'na ulaştıracak yolculuğu kalbimizde yapacağız demektir.

Bu yol da çok yakın görünmekle beraber yine de çok uzaktır ve kat'edilmesi zordur. İşte, tasavvufta seyr ü sülûk adıyla anılan yolculuk budur. Bunun seyr ilâllah adıyla Allah'a olan, seyr fillâh adıyla Allah'ta olan kısımları vardır.

Bu yolculukta takip edilmesi gereken yol bir tane değildir. Mahlûkâtın nefesleri adedince Allah'a giden yollar vardır" denmiştir. Kur'an-ı Kerim'de bunu teyid eden bir âyet vardır: "Bizim uğrumuzda, Bizde (seyr fillâh) cehd edenleri, bu hususta birbirlerine destek çıkıp, işbirliği yapanları Biz, mutlaka değişik yollarımıza erdiririz." Önemli olan, O'na ulaşmak için yolda olmak, cehd etmek; bunu da bilhassa bugün kolektif bir şuurla yapmak; hicretten sonra da mal, can ve diğer değerlerle cihad etmek, yani uğraşmak-didinmek, bu yolun gereklerindendir. Allah'a ulaştıran bu yolların veya merdivenlerin çokluğu burada karışıklığa yol açmaz. Aksine, çok defa yürümeyi kolaylaştırır.

Büyük cihad, küçük cihad esprisinde olduğu gibi, burada da aynı durum söz konusudur. Bir tarafta hicret-cihad esprisine bağlı yürürken, diğer tarafta evrâd ü ezkârı terk etmemek gerekir. Hz. Ali'nin, Efendimiz (sav)'den duyup, çok kıymet verdiği Mecmau'l-Ahzâb'da yer alan evrâdı vardır. Bir defasında, onu hiç terk etmeden her gün okuduğunu söyler. "Nehrevan günü de okudun mu?" diye sorarlar. "Evet, Nehrevan günü de okudum" cevabını verir."