Yazdır

1960-1970 Hayat Kronolojisi

Yazar: fgulen.com Tarih: . Kategori Hayat Kronolojisi

Oy:  / 38
En KötüEn İyi 
TarihAçıklama
29.03.1960Evlilik Konusunu Karara Bağladı
Edirne'de bulunduğu ilk sıralarda akrabası olan Hüseyin Top Hoca vasıtasıyla bir evlilik teklifi geldi. Ancak teklif ve talebin kız tarafından gelmesi nedeniyle vazgeçti. Bu olay 1960 yılı Ramazan Bayramı'nda gerçekleşti.

'Edirne'de bulunduğum ilk dönemlerde Hüseyin Top aklıma iyice girdi. Edirne eşrafından, temiz ve zengin bir ailenin benimle ilgili bir taleplerinin olduğunu söyledi. Bir bayram günü ikimiz bu aileyi ziyarete gittik. Ancak ben buram buram terledim. Kaşımı kaldırıp etrafa bakamadım. Sonra da talepteki teknik bir yanlışlıktan dolayı canım çok sıkıldı... Hemen sarfı nazar ettim. Ve daha sonra öyle bir şeye teşebbüs etmeme kararı içimde belirdi. Ondan sonra da bir kere de Yaşar Hoca'nın bir tavsiyesi olmuştu. Kalbimin derinliklerindeki gerçek niyeti ancak Allah bilir. Ama zannı tahminim o ki, hizmetin dışında gözlerimin içine başka bir hayalin girmesini istemedim.

Başka zamanlardaki aynı istekler karşısında, aynı duygu ve aynı düşüncenin ağırlığını hissetmiş olmamın yanında, aşırı hassasiyet ve fevkalade titizliğimle kimsenin hayatını zehir etmeme düşüncesinin de ciddi bir tesiri olduğunu söyleyebilirim.

Esasen bu ailelerin hepsi de iyi ve mazbut insanlardı. Ne var ki ben daha birinci teşebbüste kararımı vermiştim. Kendimi İslami hizmetlere vakfedecek ve evlenmeyecektim.'
10.11.1961Askere Gitti
Ankara Mamak'ta askerlik görevine başladı. Acemilik dönemini burada tamamladı.

'Karacağaç'tan trene bindim. Geçirmeye gelenler arasında, Yaşar Hoca, Salim Arıcı, Hüseyin Top, İsmail Gönülalan ve diğer bazı dostlar vardı. Salim Arıcı, Üçşerefeli'nin baş imamıydı. Bana bir çıkın hazırlatıp vermişti. İçinde peksimet gibi şeyler vardı. O mendili senelerce sakladım.

Teslim olduğumda zannediyorum 10 Kasım'dı. Mehmet Mutlu o zamanlar üsteğmendi. Zaten yarbaylıktan da emekli oldu. Bizim bölük komutanı Yılmaz Bey, onun Harbiye'den arkadaşıymış ve gelip beni bölük komutanına lanse etti. Ayrıca Kurmay Başkanı Reşat Taylan'a ben de Edirne'deki bir yakınından selam getirmiştim. Hatta benimle ona badem ezmesi göndermişlerdi. Cenabı Hakk'ın inayetiyle böyle korunmaya alındım.'
1962Askerlik Günleri ve Hava Değişimi
Acemi eğitim dönemini Ankara Mamak'ta tamamladıktan sonra dağıtım yeri İskenderun'a çıktı. Burada hastalandı ve hava değişimiyle, 4 yıl önce ayrıldığı Erzurum'a gitti. Hava değişimi sırasında Erzurum'daki camilerde vaaz verdi. Usta erlik dönemini İskenderun'da geçiren Fethullah Gülen burada vaazlar verdi. Bir vaazı bahane edilerek mahkemeye sevk edildi. Yeni İstiklal Gazetesi olayı manşetten duyurdu. Mahkemece aklandı. Ancak disiplin cezası olarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Hastalandı. Rapor alarak tebdil-i hava için Erzurum'a geldi. Askerliğinin bitmesine 34 gün kala terhis edildi.

'Gıdasızlık beni yazın çok hırpalamış. Halsizlik baş gösterdi. Ayakta duracak dermanım kalmadı. 'Gözlerinde sarılık var' dediler. Doktora gittim. 'Bir şey yok' deyip geri gönderdi. Birkaç gün sonra bütün vücudum sapsarı oldu, tekrar doktora gittim. Bu sefer de 'Aman çok tehlikeli' dedi ve beni hastaneye yatırdı. Ne kadar yattım, bilmiyorum. Fakat uzun bir müddet zannediyorum, hastanede kaldım. Daha sonra üç ay hava değişimi verdiler.

Askere giderken Erzurum'a uğrayamamıştım. Aradan dört sene geçmişti. Hasta ve alil bir halde Erzurum'a gitmek üzere trene bindim. Arif Başçavuş bana bir çanta almıştı. Eşyalarımı ona yerleştirdim. O çantayı daha hâlâ, değerli bir hatıra olarak saklarım...

Bir ara trende koridora uzanmak zorunda kaldım. Zaten tren tıklım tıklım doluydu. İskenderun sıcak, Erzurum tarafları da çok soğuk olduğundan, ben farkına varmadan, üşütmüşüm. Uzun bir müddet de, adale ağrısı çektim. Üzerinde İskenderun'a göre diktirdiğim sivil elbiselerim vardı. Fakat Erzurum'un soğuğuna karşı faydalı olacak durumları yoktu.

Üç ay bitince şubeye gittim. Bir ay kadar da onlar idare ettiler. Dört ay kadar Erzurum'da kalmış oldum.

Ve tekrar İskenderun'a döndüm. Bir hafta kadar teslim olmadım. Bu arada dışarıda vaaz ettim. Sonra gidip teslim oldum. Ondan sonra arızasız her cuma İskenderun Merkez Camiinde vaaz etmeye başladım. O dönemlerde pek vaaz eden de yoktu. İskenderun yöresinde vaaz eden Hilmi Bey vardı ki, güzel konuşurdu. Bir ara milletvekilliği yaptığını da hatırlıyorum.

Bana isnat edilen suçlar çok ağır cezayı gerektiren suçlardı. Hadise, ihtilale teşebbüs ve halkı devlet aleyhine ayaklandırma, gibi inanılmayacak şeylerdi. Buna rağmen Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla, hiçbir şey olmadı. Dosyayı da tamamen kaldırdılar. Yeni İstiklal Gazetesi, haberi sür manşet yaptı. Hatırladığıma göre de 'Fatih'in torunu Fethullah' diye yazmışlardı. Diğer gazeteler de kendi duygu ve düşünceleri istikametinde haberi değerlendirdiler.'
1963Askerlikten Terhis ve Askerlik Sonrası Günler
1963 yılının Mart ayında askerliğini tamamladı. Askerlik sonrası Erzurum'a giderek bir süre burada ailesinin yanında kaldı ve Mevlana ile ilgili bir konferans verdi. Komünizmle Mücadele Derneği'nin kuruluşunda bulundu. Halk Evi'nin kadrosuna katıldı.

'İkinci bölüğün komutanı Mahmut Mardin adında bir yüzbaşıydı. Çok sert bir insandı. Meğer o da her zaman gelip vaazları dinliyormuş. Benim haberim yoktu. Ben disiplinden çıkınca hemen yanıma geldi: 'Ben seni çok dinledim. Şimdi seni evine göndereceğim. Artık askerlik bitti. Ben tezkereni arkadan gönderirim' dedi. Tabii böyle bir hadiseyi hiç beklemiyordum. Çok sevindim. Daha askerliğimin bitmesine 34 gün vardı. 24 ay askerlik yapılan bir dönemde, hava değişimi, hapishane ve bu son erken gönderme hesap edilecek olursa 17 ay kadar askerlik yaptım. Beni böylece 34 gün evvelinden saldılar, tezkeremi de arkadan gönderdiler...

Hayatımın en kabuslu günleri sona ermişti. İki sene ihtilaller ve ihtilal teşebbüsleri ile yüz yüze yaşadığım ve 'Korkulu bir rüya görüyorum, uyanınca geçecek' diyerek kendimi ikna ettiğim ve bu ikna ile sabredebildiğim askerlik artık bitmişti.

Erzurumlular beni 'Edirneli Hoca' diye tanıyorlardı. Ramazanda Erzurum'daydım. Askerliğim bittiği için Erzurum' a gelmiştim.

Müftü Sakıp Efendi'ydi. Bir sene önce, bana seve seve vaaz ettirmesine rağmen, o sene, hadise çıkarıyor gerekçesiyle Sakıp Efendi vaaz ettirmek istemedi. Fakat bu sefer de halk müftülüğün önünde toplanmıştı. 'Edirneli Hocayı konuşturmayacak adamı biz daha göremiyoruz' diyerek müftülüğün önünde bağırıp çağırmışlar. Bu hadise tamamen benim dışımda cereyan etmişti. Ben hadiseyi daha sonra duydum.. Ve Sakıp Efendi bana vaaz ettirmek zorunda kaldı. O sene de vaaz ettim.

Hasta olarak geldiğim dönemde, Halk Evine de gidip geliyordum. Güzel çalışmalar yapıyorlardı. Halk Partisi döneminde o zihniyete hizmet eden bu kuruluşlar, müspet düşünceli insanların eline geçince yararlı hizmetler yaptı. Erzurum Halk Evinin yöneticileri, iki kişinin dışında namazlı insanlardı. Gerçi, bir kısım tuhaflıkları vardı ama inançları sağlamdı. En kötüleri dahi inanırdı.

Mevlana'nın, Efendimiz'in sünnetine olan bağlılığını anlatacaktım. Benim irticali konuşmam, Farsça beyitlerin evvela orijinalini okuyup sonra tercüme etmem, dinleyiciler arasında ilgi uyandırmıştı. Bir de diğer konuşmacılara göre çok gençtim. Seçkin bir topluluk vardı. Üniversitelerden ilim adamları ve yüksek rütbeli subaylar da geceye katılmışlardı. Ne kadar faydalı oldum, bilemem; fakat konuşmacı olarak davet edildiğime sevindim. Çünkü benden evvelki konuşmacıların hepsi Mevlana'yı panteist bir insan olarak göstermeye çalışmışlardı. Benim söylediklerim en azından oradakilere, Mevlana'nın hakiki bir İslam Büyüğü olduğu imajını vermeye yetmişti. Yapılan ilk seçimde (Yaşım genç olduğu için) beni haysiyet divanına seçtiler. Böylece Halk Evi kadrosuna ben de girdim.

Ve yine bu devreye ait bir teşebbüs de Erzurum'da Komünizmle Mücadele Derneği'ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne kadar sadece İzmir'de vardı. İkincisi de Erzurum'da bizim gayretlerimizle açılacaktı.'
1964Yeniden Edirne'ye Dönüş
Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum'da kaldı. Daha sonra yeniden Edirne'ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.Şimdi Profesör olan Suat Yıldırım o zamanlar Edirne müftüsü oldu. Bir ev tutup beraberce kaldılar. Darulhadis Camii'nin imam odasında özel sohbetler başlattı.

'Erzurum'u çok seviyordum. Fakat yüreğime taş basıp ondan ayrılmaya mecburdum. Çünkü o gün de 'Mukaddes Göç'te anlattıklarımın şuurundaydım. Ve bilhassa Edirne'ye ilk gidişimde kaldığım sürece bu şuur iyice yerleşmişti. Anam diretse, babam eski ısrarını terk etse de, Edirne'ye veya başka bir yere mutlaka gidecektim... Edirne'yi istememin sebeplerinden biri de Üç Şerefeli'ye olan aşın sevgimdi. Orayı arzu ediyor ve tekrar orada vazife yapmak istiyordum.

Dar'ül Hadis Camii'nin imamı hastalandığı için orada fahri olarak imamlık yapmaya başladım. Caminin içinde büyük bir oda yaptırdım. Burası hem imam odası olacaktı; hem de orada talebe okutacaktım. Bu günler en bereketli günlerim oldu. Edirne'de görülmemiş bir talebe hizmeti, işte bu küçük odada başladı. Talebelerle meşgul olmak çok hoşuma gidiyordu.'
31.07.1965Edirne'den Kırklareli'ne Tayin Edildi
Edirne'de 1 yıl geçmişti.Kırklareli'ne tayin istedi ve 31 Temmuz 1965'te Kırklareli merkez vaizliğine tayin edildi.

'Kırklareli'nde her cuma vaaz ediyordum. Ramazan'da her gün vaaz ettim. Kendiliğinden bir cemaat teşekkül etti. İlk gittiğimde, bir iki insandan başka tanıştığım yoktu. Fakat kaldığım zaman müddetince orada da epey dostlar edindim.'
11.03.1966Kırklareli'nden İzmir'e Tayini Çıktı
İzmir merkez vaizliğine tayin edildi. Bundan ayrı olarak, Kestanepazarı Derneği Kur'an kursunda gönüllü öğreticilik ve belletmenlik yapmaya da başladı.

'İzine ayrılıp küçük bir Türkiye seyahatine çıktım. Çeşitli yerlerdeki dostlarımı ziyaret ettim. Seyahatim kırk gün kadar sürdü. Halbuki izin sürem yirmi gündü. Ankara'ya uğradım. Yaşar Hocaefendi Diyanet İşleri Reis Muavini olarak Ankara'ya gelmişti. Ona durumumu anlattım. Geçmiş günler için rapor alınamayacağını söyledi. Meğer aklında başka bir düşünce varmış. İzmir'den ayrılırken onlara kendi yerine beni göndereceğini söylemiş ve benden sitayişkarane bahsetmiş. Bana 'Bir dilekçe yaz ve İzmir Vaizliğini iste' dedi. Ben, aniden böyle bir teklifle karşılaşınca şaşırdım. 'İzmir büyük yer, beni yutar. Mümkünse beni şarkta küçük bir vilayete verin' dedim. O ısrar etti. Bir başkasına dilekçe yazdırdı, bana da zorla imzalattı. Daha sonra da kararnameyi Diyanet İşleri Reisi Elmalı'ya imzalattı. Kendi imzalamadı. Bu Yaşar Hocaefendi'nin her zamanki temkinli davranışlarından biriydi.

Kırklareli'ne geldiğimde ilk işim müftüye tayinimi duyurmak oldu. Çünkü suçlu durumundaydım. Tayinimin çıktığını duyunca müftü suçumu unuttu ve üzüntülerini bildirdi. Kırklareli'nden ayrılışım adeta bir merasim oldu. Arabalar tuttular ve beni Edirne'ye kadar tekbirlerle, salavatlarla getirdiler. Edirne'deki dostlarla görüşüp vedalaştım.

Yaşım yirmi altı veya yirmi yedi dolaylarındaydı. Onun için hem talebeler hem de hocalar benim idareci olarak gelmemi yadırgamışlardı. Hatta hocaların içinde, hem de bana duyuracak şekilde 'Yaşar Hoca, bula bula bu çocuğu mu bulup gönderdi' diyenler oluyordu. Zaten daha önce idarecilik yapmış ve burada idareci olarak bulunmuş bir arkadaş, beni o zaman da daha sonra da kabullenemedi.

Bir taraftan da İzmir'in içinde iki-üç yerde vaaz veriyordum. Aynı zamanda gitmeye çalışıyordum. Zaten her cuma Kestanepazarı Camii'nde vaaz veriyordum. Bunun dışındaki vaazları mümkün mertebe cumartesi pazar günlerine sıkıştırmaya gayret ediyordum. Demek ki bünyem mukavemetli imiş, dayanabiliyormuşum. Mesela, cumartesi gidip bir yerde vaaz veriyordum. Geceyi yolda geçiriyor ve ertesi gün de bir başka yerde vaaz veriyor ve hiç dinlenmeden o akşamı da yolda geçiriyor, derken ertesi sabah derse yetişiyor talebeye ders veriyordum. Böyle sıkı bir program ve yüklü bir çalışma tempom vardı.'
18.02.1968İlk Kez Hacca Gitti
İzmir Kestanepazarı Kur'an Kursunda hocalık yaparken Diyanet İşleri Başkan Vekili Lütfü Doğan kendisini telefonla arayarak Diyanet Görevlisi olarak hacca gönderileceği söyleyince o sene ilk kez hacca gitti. 1968 Yılı Kurban ve Hac mevsimi Mart ayının 10'unda idi. Fethullah Gülen'in hacca gidişi ile ilgili haber 19 Şubat 1968 tarihli İttihad gazetesinde yer aldı.

Kabe'ye Doğru
Kurban bayramının yaklaşması münasebetiyle bütün İslâm âleminden Hicaz'a Müslümanlar akın akın gitmekte ve Hac farizelerini ifâ için Mekke-i Mükerreme'de toplanmaya başlamış bulunmaktadırlar. Geçen yıllara nazaran Türkiye'den Hicaz'a gidenlerin sayıları bu yıl bir hayli arttığı gibi, hacı namzetlerini uğurlamak için onbinlerce Müslüman yollara dökülmekte ve tekbir sesleri arasında kafileler-otobüslerle mukaddes beldelere hareket etmektedir. Diyanet İşleri Riyaseti ise, Türkiye'den giden hacı namzetlerinin dini feraizi noksansız ifâ etmelerini temin için Hicaz'a temsilciler göndermiştir. Resimde, Diyanet Riyaseti tarafından Hicaz'a gönderilen İzmir Merkez Vaizi Fethullah Gülen Hoca, kendisini uğurlayan İzmirlilerle birlikte görülüyor. Hocaefendi'nin Diyanet tarafından Hacca vazifeli olarak gönderilmesi İttihad Gazetesi'nde bu şekilde yer almıştı. (İttihad Gazetesi, 19 Şubat 1968)

'Gittiğim ilk hac, benim için çok bereketli oldu. Tabii ki Cenabı Hakk'ın rızası ölçüsünü bilemem. Fakat iç alemim itibariyle bu hacdan çok istifade ettim. Bir-iki defanın dışında Beytullah'tan hiç ayrılmadım. Gece gündüz orada kalıyor, sadece abdest almaya çıkıyordum. Açlığım dayanılamayacak dereceye varırsa hurma veya bisküvi gibi şeylerle açlığımı yatıştırıyor ve yine ibadetime devam ediyordum. Her gün üç umre yapıyordum. Tabii ki o sırada gençlik de var. Buna güç yetirebiliyordum.' (Küçük Dünyam)
1969Kahve Sohbetleri ve Değişik Yerlerde Vaaz Verdi
1969 yılında kahve sohbetlerine başladı ve Ege Bölgesi'nin çeşitli il ve ilçelerinde vaazlar verdi.

'O zaman bana, yarı resmi Ege'nin her yerinde vaaz etme salahiyeti verdiler. Bir iki defa Antalya'ya gittim. Ancak tanınmamış bir insan olduğumdan ve işin temelinde o yörelerin vaaz u nasihate karşı alakasızlıklarından dolayı, sohbetlerimin çok yararlı olduğunu söyleyemem. Yine Allah (cc) bilir...

O sıralarda İzmir ve Aydın yöresinde Tahir Hocaefendi tanınıyor ve alaka da görüyordu. İzmir'e geldiğim ilk yıl ben Aydın'a da gitmiş hatta üç-dört gün kalıp vaaz da etmiştim. Ancak orada da bir anlayış görmedim. Onları, bizim konuşma tarzımıza ve bizim düşüncelerimize karşı kapalı buldum.

Ödemiş ve Tire biraz daha farklıydı. Tire'ye birkaç defa vaaza gittim. Oradaki arkadaşlar da hep geliyordu. Ancak bazı kimselerde kendini her şey görme gibi marazi bir ruh hali vardı. Mesela, vaazdan sonra oturmuş sohbet ediyorduk. Ben iman ve Kur'an hakikatlerine dair bir şeyler söylerken, oradakilerden biri 'Sen onları bırak, sahabeden bahset, onları biz biliriz' gibi laflar etti. Ne o zaman ne de daha sonra bu arkadaşlara mukabelede bulunmadım.

Salihli'ye de giderdim. Yakın olduğundan Turgutlu'ya gitmem daha sık oluyordu. Denizli'ye de gittim. O devrede değil ama Isparta'ya da gittim. O sene, ertesi sene, kış olmasına rağmen Simav, Gediz ve daha uzak yerlere gidip sohbet edebiliyordum.

Kestanepazarı'nda beş sene kadar kaldım. Arkadaşlarıma bir örnek olması bakımından söylüyorum, bu beş senelik zaman zarfında beş kuruş maddi istifadeyi düşünmedim. Banyoda ve abdestte kullandığım suyun parasını dahi verdim. Bugün de aynı şeyi düşünüyorum. Talebenin hakkı olan bir müesseseden bir başkasının ne surette olursa olsun istifadesi doğru değildir.'