Yazdır

Bir Millet Dirilirken

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Günler Baharı Soluklarken

Oy:  / 8
En KötüEn İyi 

Yıllardan beri, bizim de bağlı bulunduğumuz İslâm dünyasına göz açtırmayan ve milletimize kan kusturan düşmanlarımız, bilmeyerek Müslümanları uyardı ve İslâmî dirilişi hızlandırdılar. Yakın tarihe kadar batının, sehhâr fakat felç edici, şatafatlı ama aldatıcı güzellikleri karşısında özünü ve târihî değerlerini tezyîf ve inkâr eden pek çok Müslüman ülke, bugün daha objektif daha şuurlu; hiç olmazsa daha titiz ve daha dikkatli davranmaktadır.

Evet, daha düne kadar bir kısım illüzyonlarla, "dışı süs içi pis; sûreti me'nûs, sîreti ma'kûs" bir şeytan ağına düşürülen yığınlar, bugün, bir yandan içinde bulundukları bu ağ iplerinin çok zayıf ve mukâvemetsiz olduğunu, diğer yandan da bu ağların düşünceye benzeyen kuruntular halinde onların hayâl dünyalarında üreyip geliştiği, örülüp bütün benliklerini sardığını anlamış durumdalar.

Artık bu mazlumlar ülkesinde bugün hemen her millet asırlardan beri basar ve basîretini kapayan simsiyah bir perdenin, şurasından burasından açılan delikler ve sızan ışıklar sayesinde, dünya ve kendi çevresindeki hâdiseleri daha bir başka görmekte ve daha bir başka değerlendirmekte. Bu yeni bakış zâviyesi ve değerlendirme, onlara, özlerini keşfetme yollarını açacağı gibi, dînî duygu, dînî düşünce ve tarih şuurundaki potansiyel gücü kavramalarına da yardım edecektir. Bu sayede, yıllardan beri onları yıldıran hâricî güç ve kuvvetlerin, hâricî hâkimiyet ve satvetlerin büyük ölçüde kendi gafletlerine, kendi yanlışlıklarına hatta kendi imkân ve kendi iktidarlarına dayandığını yer yer üzülerek -heder olup gitmiş onca yıldan ötürü- zaman zaman da sevinerek -şu anda olsun gerçeklere uyandıklarından dolayı- görüp-hissedenler çıkacak ve bunca yıldır gözlerinin içine baka baka yer-altı, yer-üstü zenginliklerini yağmalayan kırkharamilere karşı, ihtimâl, bundan sonra olsun, tavır belirleyecek ve bir daha da aynı oyunlara gelmemeye çalışacak.

Biz, kendi dünyamızda, her gün daha da artan bir tempo ile gelişen, çoğalan böyle bir düşünce ve böyle bir şuûru müşâhede ettikçe, kendi kendimize: Muhtemel çok yakın bir gelecekte, her gün daha da coşan, pekişen bu heyecan ve şuur, öylesine ciddî bir feverânla kendisini hissettirecektir ki; o gün yüzü gülmedik bir mazlûm ve mağdûr, ettiklerine nâdîm olup ağlamadık da bir zâlim kalmayacaktır.

Acaba bu umûmî "ba'sü ba'del-mevt" de bugüne kadar batı âlemi karşısında İslâm dünyasının aşılmaz seddi, koruyan müstahkem kalesi olma vazifesini yüklenmiş ve asırlarca bu mükellefiyetini şanla-şerefle ifâ etmiş soylu milletimizin vaziyet ve istikbâli nasıl olacak diye düşünülebilir? Hiç şüphe yok ki, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da, Peygamber (sav) tebcîliyle göklere çıkarılan kostantiniyye fatihlerinin çocukları, yine İslâm dünyasının önünde yürüyecek.. yine mukaddes davanın temsilciliğini yapacak.. ve koskoca zalim bir dünyanın İslâm'ı imhaya yönelik bütün komplolarını ters-yüz edecek, bütün plânlarını parçalayacak ve onlara karşı bir kere daha en mükemmel şekilde vasîlik sorumluluğunu yerine getirecektir. Bunlar birer beklenti ve kuruntu değil; öyle de görülmemeli! İslâm dünyası, ülke ve insanımızı, düne nispeten bugün daha iyi tanımakta, daha sıcak bakmakta ve onu bu yeni dünyanın başı olarak selâmlamaktadır.. milletimize gösterilen bu yürekten alâka, onun gelecekte edâ edeceği vazife adına bir avans ve bir ilk mukâbele sayılabilir. Zirâ o, bağlı bulunduğu bu dünya için her şeydir. O'nun ölümü, onunla irtibatlı bu âlemin de ölümü olmuştu; ümit ediyoruz ki dirilişi de İslâm dünyasının dirilişine vesîle olur.

Bu itibarladır ki, bugün ülkemizde sürdürülen hizmetlerin münhasıran bizi alâkadar ediyor gibi görülüp-gösterilmesi kat'iyyen doğru değildir.. bizim nefes alıp-verişimiz, İslâm dünyasının nefes borularının çalışması, bizim dirilişimiz de topyekûn mazlumlar dünyasının derlenip toparlanması demektir. Bu durumu, ebedî hasımlarımız da çok iyi bildiklerindendir ki, baskılarını hiçbir zaman üzerlerimizden eksik etmemekte; yumruklarının birini başımızdan kaldırırken öbürünü indirmekte.. bir kere soluk aldırsalar on defa ellerini gırtlaklarımıza götürmekte.. bir saat güldürse günlerce ağlatma yollarını araştırmakta.. hasılı bize hiç mi hiç rahat vermeyi düşünmemektedirler. Evet, dünya nasıl değişirse değişsin, içtimâî, iktisâdî sistemler ne hâl alırsa alsın, cihanlar ne şekle girerse girsin, hıristiyanlık dünyası haçlı zihniyetinden kurtulamayacak ve batı her fırsatta, o derin kindarlığı, o eski fakat eskimeyen müsamahasızlığıyla sürekli Müslümanların karşısına çıkacak ve onlara kan kusturmaya devam edecektir.

Bundan dolayıdır ki, bilhassa bizim insanımız, tarihin bize tahmîl ettiği en şanlı vazifeleri, en şerefli bir surette ifâ edebilmek için dâimâ zirveleri kollama, kendi dünyasında bayraktarlığı kimseye bırakmama, devletler arası muvâzene ve dünya dengesinde, tarihî yerimizi istirdât edecek seviyede ve sorumluluk şuuruyla hareket etme mecburiyetindedir. Bu çok önemli ve alemşumûl hedefi yakalamak için de, milletçe; ilmî, içtimâî, iktisâdî ve sınâî bir güzergâhın takip edilmesi, millî yapının kendi hususiyetleriyle bir kere daha gözden geçirilerek sağlamlaştırılması, sağlam esaslara bağlanması; millet ve idareci münâsebetlerinin şanlı geçmişimiz çizgisinde yeniden ele alınması, halkın rehberlerini saygıyla selâmlayıp onlara temennâ durması, rehberlerin de arkalarındaki kitleleri samîmiyetle kucaklaması; güç ve kuvveti temsil edenlerin, millete, milletin de onlara güvenip itimat etmesi şarttır.

Geleceğin Büyük Türkiye'sini kurmak isteyenler, her şeyden evvel, millet fertleri arasındaki bu güven ve itimadın tesisine çalışmalılar ve mevcut olan durumun korunmasına da fevkalâde itinâ göstermelidirler ki, millet fertleri birbirinin hafiyesi olmasın ve vahdet-i rûhiye sarsılmasın...

Millet rûhunun sarsılmaması kadar, geleceğin dünyası adına, nelerin atılıp nelerin muhâfaza edilmesi lâzım geldiğini tayin de çok önemlidir. Evet, bu yeni dünya hangi esaslar üzerine kurulmalıdır? Dünden bugüne milletçe yaşadığımız şeylerin hangileri atılmalı ve hangileri korunmalıdır? Bütün bunlar çok iyi araştırılmadan, aceleden karar verildiği takdirde millî ruh, millî seciye, tarihî değerler, ahlâk ve fazilet adına çok şey kaybedeceğimiz kaviyyen muhtemeldir.

Bir millet için istiklâl ve hürriyet mücâdelesi ne denli önemli ise, istiklâl ve hürriyetini elde ettikten sonra, özünü koruması, millî benliğini muhâfaza etmesi, kendi olarak kalması da o ölçüde önemli ve hayâtîdir. Bizim istiklâl ve hürriyet mücâdelemiz, milletin ruhuna, onun manâ köklerine, hissiyatına ve canına can katan tarihî değerlerine sığınılarak gerçekleştirilmişti.. ne acıdır ki, milletçe varlık ve bekâmızın esasları olan bu hayatî dinamiklere, daha sonra aynı ölçüde saygılı kalamadık. Saygılı kalmak bir yana, onları öldürdük, tahrip ettik ve gelecek nesilleri köksüz, mesnetsiz hattâ bütün bütün tarihsiz bıraktık.

Keşke batı değerlerine saygılı olduğumuz kadar, kendi rûhumuza, tarihimize, gelecek nesillere, ülke ve insanımıza da saygılı olabilseydik..!

Sızıntı, Temmuz 1991, Cilt 13, Sayı 150