Yazdır

Beklenen Gençlik (2)

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Zamanın Altın Dilimi

Oy:  / 10
En KötüEn İyi 

Bugün, aşk, pek çoğumuzun sînesinde pas tuttu; mürüvvet avuçlarımızın içinde, göz göre göre gül yaprakları gibi kurudu ve savruldu.. ümit, kolu-kanadı kırık, şurada-burada sürüm sürüm.. himmet ve cesâretlerimiz ise, şiddetli fırtınalar şöyle dursun, en küçük esintiler karşısında dahi savrulup gidecek kadar zayıf... Böyle bir zemin ve atmosferde, varlığımızı muhafaza ve devam ettirmek için, öyle sarsılmaz irâde ve yüksek himmetlere ihtiyacımız var ki, dünyâ; gülle, bomba olsa başında patlasa, her şeyi altüst olup bütün düzeni bozulsa; orduları kırılıp etrafı dağılsa, bulutlar başına ölüm yağdırıp yerden kaynaklar ölüm fışkırtsa, yollar bütünüyle gidip sarpa sarsa, köprüler yıkılıp her yanı su alsa, hiçbir şey olmamış gibi atını mahmuzlayıp "ileri!" diyebilsin ve ölümün kol gezdiği yerlerde, kanıyla, teriyle güller bitirsin.. Süleyman peygamber gibi, rüzgârlara binip kurak ve çorak yerlere yağmur olup yağsın; ölü gönülleri irem bağları gibi donatsın.. zâlimlerin "hayy-hû" yunu kessin, mazlumların imdâdına yetişsin.. taşa-toprağa altın olma yolunu gösterip, kömürden elmas, zehirden panzehir çıkarsın.. akrebin kuyruğunu kırıp kendi ağzına soksun ve yılanın dişinin dibine şeker-şerbet akıtsın...

Evet, öyle sihirli oyunlar göstersin ki, bir kaç asırdan beri bütün insanlığı, hususiyle de bizim insanımızı çeşitli göz-bağcılıklarla tesir altına alan bilumum büyücülerin oyunları bozulsun.. şeytanla hemhâl olanların meclislerine ateş düşşün.. fitne bayraktarlığı yapanların ödleri kopsun.. kinin, nefretin ocağı sönsün ve yıllardan beri bıkmadan, usanmadan din düşmanlığı yapanlar da nedâmetle iki büklüm olsun ve kıvransın..!

Bu irâde ve himmet insanlarının gelişi, bizim milletimiz için olduğu gibi, bir manâda topyekün insanlığın kurtuluşunu da beraberinde getirecektir. Bugün bütün insanlık, sefil, derbeder ve perişandır; dünyâ çapında hemen her şey elden ayağa düşmüştür: Söz sofrası şuursuz sarhoşların elinde.. düşünce, yedi dünyâya karşı dilencilik yapanların sermayesi.. ilim, her şeyi maddede arayanların oyuncağı.. bilim ürünleri, küfür hesâbına istismar vâsıtası... Her ağızdan yükselen ayrı ayrı ses, her kafadan çıkan farklı farklı düşünce, görgü, bilgi ve töre mahrumu yığınları bütün bütün şaşkına çevirdi ve huzursuzluk unsurları haline getirdi.

Şimdi, bütün bu menfî durumların yanında ve ışığın, rehberin de güven vermediği gece kadar karanlık bir dönemde, kitlelerin inandırılıp uyarılması için, kederini sözlerine karıştıracak, hasret ve hicranlarını göz yaşları haline getirip kurak ve çorak yerlerin bağrına salacak.. her yere uğrayıp herkesi ziyaret edecek; uğrayıp ziyaret ettiği yerlere, gönül nağmelerinden mesihî soluklar gibi diriltici besteler duyuracak öyle söz, hâl ve gönül erleri ister ki, bu güne kadar tekrar bertekrar aldatılmış ve artık kimseye güveni kalmamış kalabalıklar, bu yeni ses ve söze inansın, uyansın ve o sözün yankıları içinde sonsuzluk arayışına geçsin; geçsin de, Cebrâil kanadı takmış gibi, bir solukta "mevkib-i arş" olup gökler ötesi âlemlere ulaşsın...

Yıllar var ki, kalabalıklar, bu seviyede, onun derd ü ızdırâbından anlayacak ve elemlerini ruhunda duyup yaşayacak samimileri bekleyip durdu. Uğradığı her yerde onları aradı.. karşılaştığı herkese onları sordu; aradıkları hakkında tam bir bilgiye sahib olmasa bile, bunların, gönlündeki gamlara gam çekmeye namzed gönüllüler olabileceğini vicdânında duydu ve onların hülyâlarıyla teselli oldu.

Ey, yıllar yılı gamı pinhân edip, gam zebûnu yaşayanlar! Bakın, artık önünüzde karanlıklar birer birer yırtılıyor ve yırtılan karanlıkların ötesinden bir başka nağmeler geliyor. Sabahın erken saatlerinde, bizlere soluklarını böyle duyuranlar, önümüz-deki günlerde seslerini tâ yıldızlara kadar yükselteceklerdir. Duyduğunuz ses, gördüğünüz ışık yalancı şafaklara âit olsa bile sevinin; çünkü, bütün yalanlar gibi, yalancı şafağın ömrü de kısadır, çabuk geçer.. önünüzde sizi, hakiki dosta kavuşturacak gerçek bir sabah var..! Gayrı, ses, renk, ışık sizi dostça selâmlayıp, dostça ses verince, gama, tasaya ne gerek var..!

Dilleriniz, geleceğin neşideleriyle coşsun.. gönülleriniz hâtiflerin sesleriyle dolsun.. göz pınarlarınızdan sevinç yaşları dökülsün ve sağda-solda hâlâ tütüp duran, iblisin sisli-dumanlı ateşlerini söndürsün! Öyle zannediyorum ki, artık, asırlık hasretleriniz sona erdi. Ve şimdi, sizler, ruh âlemine açılan bir sırlı kapının önünde bulunuyorsunuz. Gayrı, çevkana dönmüş gibi olan boynunuz mahviyet ve tevâzu içinde bir halka gibi olmalı; olmalı ki, acz u fakr Hızır gibi imdadınıza koşsun.. aşk u şevk size kanat olsun.. sonsuza yelken açan gemiler gibi, bulunduğunuz sâhilden ayrılırken her menzilde ona enîs olup onun güzelliklerini seyredesiniz...

Bu ledünnîliğinizle, gelecek zamanın kapısında, sizi selâmlayan melekler.. "Ebedî kalmak üzere esenlikle girin ora-ya." diyecekler; vicdanlarınız da bu lütûf ve bu iltifata: "Hamd olsun o Allah'a ki, bizlere karşı vadini yerine getirdi ve bizleri arza vâris kıldı." sözleriyle mukâbele edecek ve şükranla iki büklüm olacaklardır.

Sızıntı, Mayıs 1990, Cilt 12, Sayı 136