Yazdır

Büyükleri kabullenmek

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Fasıldan Fasıla-3

Oy:  / 11
En KötüEn İyi 

İnsanlar için imtihan vesilesi bir hayli çoktur. Bunlardan biri de İmam Rabbânî, Mevlâna, Bediüzzaman ve emsali şahısları kabullenmektir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde, O’nunla birlikte yaşayıp da O’nun büyüklüğünü kabul etmeyen insanlar, kendi içlerinde birtakım saplantıları aşamadıklarından dolayı, –Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!– Efen­dimiz’i yetersiz ve küçük görmüş; “Cenâb‑ı Hakk’ın ihsanı yerli yerine verilmedi.”[1] gibi bir yoruma girmişlerdir.. girmişler ve imtihanı kaybetmişlerdir. Aslında bu durum, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanında olduğu gibi, diğer peygamberler ve büyükler için de söz konusudur.

Yalnız burada şöyle bir hususa dikkat etmek gerekir. Baş­ta peygamberler olmak üzere böylesi büyük zatlar, sırf imtihan vesilesi olmak için yaratılmış değillerdir. Burada asıl problem, kaybeden kişilerin kendi içlerinde bir kısım problemlere takılıp kalmalarıdır. Cenâb‑ı Hakk’ın ihsanlarının nasıl tecellî edeceğini biz bilemeyiz.. evet, bazen O, kapımızın herhangi bir halâyikini bile tutup başımıza getirebilir.

Yeri gelmişken yıllardan beri zihnimde hep canlılığını koruyan bir hususu لَا فَخْرَ “Övünme yok!” diyerek arz etmek istiyorum: Fakir her zaman, geçmişe sığınıp onun hülyaları ile yaşayıp ve geleceği de onun üzerinde karınca kararınca bir dantelâ gibi örmeyi gaye‑i hayal edinmiş biri olarak bir neslin yetişmesi için çok başarılı olmasam da hep çırpınıp durdum. Yıllar ve yıllar hep genç nesiller arasında, selef‑i salihîn ölçüsünde geleceği kucaklayacak insanlar aradım durdum. Yer yer bazılarında az bir fevkalâdelik hissedince hemen ona ümit bağladım. Meselâ, İzmir Kemeraltı gibi bir yerde, “Gözüme haram bir şey ilişir.” düşüncesiyle kafasını kaldırıp etrafa bakmayan ve haramın arpa boyu kadarından bile ürperen talebelere şahit olduğumda hep ümitlendim ve kendi kendime “Cenâb‑ı Hak, bunlardan birisini –şimdilik sana talebelik yapıyor dahi olsa– istihdam eder ve yarın başına getirirse, karşısında oturup elpençe divan durmaya hazır mısın?” deyiverdim. Bu uğurda nefsimin tepkilerini kırmaya çalışıp: “Bunu yapmalısın, yapmak zorundasın.” diye zaman zaman kendimi çok ciddî zorladığım oldu. Bu, benim hayatımda bir‑iki değil; defaatle olmuştur.

Hâsılı, bugün içinde bulunduğumuz kutlu zeminin bânisi olan zat bile “Biz arkadan gelenlere zemin hazırlıyoruz.”[2] diyerek, bu konuda bizlere önemli bir mesaj vermektedir Evet, egoizm saplantısı içinde boğulup kalmak dünya ve ukbâda bizim kaybımıza sebep olan tehlikelerin başında gelir. Kazanmak istiyorsak bunu mutlak surette aşmanın yollarını aramalı ve bulmalıyız.

[1] Bkz.: Zuhruf sûresi, 43/30-32.
[2] Bediüzzaman, Mektubat s.417 (Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Mesele); Barla Lâhi­kası s.10.