Yazdır

Gurbet

Yazar: Fethullah Gülen, Gurbet Dergisi, Nisan 1966, Sayı 9 Tarih: . Kategori Gurbet Dergisi Yazıları

Oy:  / 29
En KötüEn İyi 

Bir hayat yaşıyoruz ki, her şey muamma, her şey iç içe düğüm. Gözlerine mil vurulmuş yığın yığın kalabalıklar, beşikten beri cidarlarına dayanarak emekledikleri bu âleme niçin geldiler? Nedir aradıkları? Boğuk boğuk sızlanışlar ve cihetlerden cihetsizliğe yükselen ritimsiz feryatlar.. cihan bir mâtemhane, her taraf kasvet örtülü.. bütün yük mazlumun sırtında; zalim kaygısız ve hayhuyu da kulak tırmalamakta. Hayat bu ise ölüme bin rahmet.. et ve kemiğin hatırı için, külçe haline gelen insanlığı fütursuz seyredenlere lânet.!

İnsan bir meçhul.. tahlili çok güç.. yer, içer ve yatar. Acaba o sadece bu mu? Yoksa gözle görülen âlem, tenteneli perde; o içlerden içe gaye varlık ve her şey ona bağlı, yokluğu içinde bir sultan mı?.. Eğer böyle değilse, o ve diğerleri arasında fark ne? Geçmiş zamanın elemlerini taşıyan ve gelecek zamanının endişelerine gebe olan akıl ise, onun bu vadideki ismi belâ. Ayırıcı vasıf eğer makinenin icadı ve atomun parçalanması ise; canavarların özlemi ile yaşadıkları vahşetin, birkaç saniyeciğe sıkıştırılmasından başka ne gösterilebilir? Bu hali ile insan, emsali için düşman.. hayat, hayata tuzak kuran bir şeytan. İnsan bir örgü, iplerin ucu belirsizlikte.. eller gölge kovalamakta, gözler serap peşinde... Kim taşıdığını tartacak, kim asılmış heyülasına can verecek?.. Bunlar soru.. sorular soru içinde.

Sıtma ve karın ağrısından müteessir olan; sivri sinek ve arının ısırmasına karşı koyamayan, haşmeti içinde aciz insanın, bu girift bilmecelere karşı nokta-i istinadı ne olmalı? Kabir kapısında sönen hayat şulesi mi? Hayır hayır!.. Cihan sultanlığı da olsa, sonunda batıp giden şeyler, gelecek korku ve endişelere karşı merhem olamaz. Öyleyse nedir muhtaç olduğu şey onun? Nedir için için özlediği halde izine tesadüf edemediği cevher?

Hayat, her cihetiyle onun için serap.. hayat baştan başa ıstırap. Yollar kıvrım kıvrım ve yokuş; her taraf insana yabancı, her şey ona tuzak kurmuş..

"Bir garipsin şu dünyada;
Gülme gülme ağla gönül.
Derdin dahi çoktur senin
Gülme gülme ağla gönül." (Yunus)

Geldiğin yeri bilemediğin ve gideceğin yeri göremediğin için ağla!. Gözyaşlarını ceyhun et, o deryada boğul, belki o zaman aradığını bulursun. Acaba yollar sana karşı neden bu kadar vefasız? Yok yok!.. Günah, yolların değil; sen yönünü yitirdin... Kalbine biber ekilip, beynin, cesedine yedirildiği günden beri.. kamışın şekere karıştırılıp şerbetten tecahül edildiği günden beri. Sonra dünyanın taşını, toprağını, demirini senin beline yükleyenler, seni öz cevherinden uzaklaştırıp âdeta maddeleştirdiler. Kalbinin çeperini yüzüp ayaklarına çarık yaptılar ve ayak derilerini de taçlarda sorguç diye kullandılar. Sen yüzüstü emeklemeyi ve ayakların vazifesini ellere gördürmeyi marifet saymaya başladın.. ve en korkuncu, bütün hâdiselere kendi şahsî dünyandan baktığın için, her şeyi arzularının rengine boyanmış buldun. Nefis bir despot, duygular âsi; sen de onların şevkiyle şehvet dolu kombinezonlar çizen robot boyacı. Orucun demhânede, iftarın meyhanede, bayramın puthânede, iradesiz ve hadiseler zebunu zavallı mahlûk oldun. Ama gözlerinin önünde solan renkler, yokluğa doğru sürüklendiğinden acılaşan zevkler, uykunu kaçırıp hayata geldiğine bin pişman ettiğinden seni; sence hiçlikten ibaret olan ölüm sonrasını düşünmemek için, içinin ağlamasına rağmen, eğlence ve sefahet yerlerinde teselli dilenmeye başladın. Heyhat! O yara çok derin, yuf sana, bu derman pek mânâsız.

"Bir geçmiş zamanı beyhude yadetme,
Bir gelecek zaman için boşuna feryat etme,
Geçmiş gelecek, bütün bunlar masal hep,
Eylenmene bak ömrünü berbat etme"

diyen maddeci şair, senin ruh perişaniyetini istenilenin üstünde tasvir edip kalbindeki ebed arzusunu işlemez hale getirmek istiyor.

Ama sen bir madde yığını değilsin; kâinattaki mânâları içinde toplayacak kadar geniş bir istidada sahip kutup varlık ve oluşun çekirdeğisin. Semalar tahtın, Sidre kemerin; Arş ise, sende bir örtü veya sendeki arşın arşı.

Sen şimdi bu ideal ülkeden çok uzaklarda bulunuyorsun. Gözlerini bağlayan başıbozuk kuvvetler, "İnin, bazınız bazınıza düşman olarak" silâhı ile tepetaklak kovulmana sebep oldular. Şimdi vahşet sahrasında afaki zevklerin tesiriyle mahmur ve ıstırap hecelemektesin.. gönlün daraldığı zaman yatar, acılar yüklendiği zaman yer ve içersin. Ah!.. Bunların bütün dertlere derman olacağını sanmak ne büyük hüsran! Emeller sende sonsuz, elemler tepe tepe omuzlarında.. lezzetlerden mahrum kalış elemi.. ebedî zevkleri elde edemeyiş elemi.. ya gidip de geri gelmeyenlerin senin içinde meydana getirdiği burkuntular.. inkâr edebilir misin bunları? Gittikleri yere sen de gideceksin ve bir daha geri dönmeyeceksin!..

'Burası muştur, yolu yokuştur,
Giden gelmiyor, bilmem ne iştir.'

Cihetler içinde duyduğun bu ses, sanki sana cihetsizlikten geliyor. Burası vatan değil.. dünya bir uğrak. Sen burada kimsesizsin.. sen burada öksüz ve garipsin. Kendine bir yâr ara ve bu perde perde gurbetten kurtul. Davanın halledilmiş şekli şu iki kelimede:

Sen gurbettesin!..