Yazdır

Vefattan Sonra Ruh Ne Olur?

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori İnancın Gölgesinde

Oy:  / 8
En KötüEn İyi 

Vefattan sonra ruh, Allah'ın (celle celâluhu) huzuruna kadar yükselir. Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanına göre, ruh çıktıktan sonra melekler onu bir atlasa sarar ve Mele-i A'lâ'ya kadar götürürler. Uğradığı her menzil ve tabakada, "Bu ne güzel ruh, bu kimin ruhu?" diye sorarlar. Melekler, onun yeryüzünde anıldığı en güzel isim ve unvanlarıyla tanıtarak, "Bu, namaz kılan, din uğrunda bin bir mehâliki iktiham eden falanın ruhu." derler ve herkes, hüsnü istikbâl eder. Nihayet, semavatın üstünde Huzur-u Rabbilâlemîn'e çıkarılır. Cenâb-ı Hak, hüsnü kabul gösterir ve "Bunu tekrar kabre götürün; Münker-Nekir'in sualine hazır olması için, cenazesinin başına koyuverin." buyurur. Bunun üzerine onu sual-cevap için geriye getirirler. Orada, "Rabbin kim? Peygamberin kim? Dinin ne?" suallerine cevap verir[1]...

Kötü insanın ruhu ise her yerde kötü karşılanır. Seb'a-semâvât'ta nefretle yâd edilir. Huzur-u Kibriyâ'dan da baş aşağı atılır. Münker-Nekir'e cevap verecek hâle gelemez ve cevap veremez. Çünkü, dünyada lüzumsuz şeylerle vakit geçirmiş ve yararlı işlerde bulunmamıştı.. bu şekilde o, kıyamete kadar türlü türlü azap çeker.

Kabirde sual vardır, tazyik vardır, fakat asıl hesap Mahkeme-i Kübrâ'dadır. Hadisin ifadesiyle, kabir sıkar ve tazyik eder. Hesapsa, haşirden sonra görülecektir. Evet, mizan kurulacak, defterler dağıtılacak, Sırat geçilecek, sonra da Cennet ve Cehennem'e sevindiren ve ürperten bir sevkıyat olacaktır. (Bu ve benzeri meselelerin teferruatı hakkında yazılmış pek çok kitap olduğu gibi, hadis kitaplarında da yeterince bilgi mevcuttur.)

Kabir, aynı zamanda dünyada temizlenmemiş bazı günahların hesabının da yapıldığı ve temizlendiği bir yerdir. Asıl Hesap Günü'ne bırakılan büyük cinayetlerin yanında, önemsiz sayılabilen günah ve lekelerin bir kısmı, Allah (celle celâluhu) tarafından ya bu damıtma odalarında giderilir ya da büyük suçların muhakemesi ve cezası ileride kurulacak büyük mahkemelere bırakılarak, -tıpkı dünya hayatında küçük polisiye vak'aların karakollarda, birkaç günlük sıkıntıyla atlatılması gibi- kabirde de 'lemem' denilen küçük günah ve hataların hesabı görülüp, bitirilebilir.. dolayısıyla da çekilecekler çekilmiş ve ileriye bırakılmamış olur.

Ehl-i tahkik, Kur'ân ve Sünnet'e istinaden şöyle der: Büyük günahların yanında küçük günahları da olan kimselerin bir kısım kusurları, dünyada çekilen sıkıntı, musibet ve hastalıklarla temizlenirken, bazısı da vefat anında silinir ve kalanlar da, Büyük Mahkeme'ye bırakılmasın, orada hizlana maruz kalınmasın diye, kabirde üçüncü bir temizleme ameliyesinden geçer. Kabrin temizleyemeyeceği ölçüde kabarık olan leke ve günahlar ise, ileride Haşir Meydanı'nda, terazinin başında, sıratta ve daha da olmazsa Cehennem'de temizlenecektir. (Allah, bizleri burada temiz yaşatsın ve kirlerimizin oralara kadar temadisine meydan vermesin!)

Bir kısım hadislerden öğrendiğimize göre, Hz. Abbas (radıyallâhu anh), şiddetle arzu etmesine rağmen, Hz. Ömer'i (radıyallâhu anh) ancak vefatından tam altı ay sonra rüyasında görebilir ve sorar: "Neredeydin yâ Ömer?", "Sorma, hesabı henüz verebildim." der. Belki, orada üzerinde en ufak bir iz kalmasın diye Mevlâ, onu böyle bir ameliyeye tâbi tutmuştur. Evet, günah ve zellelerin küçüklerini temizlemede kabrin sıkması ve tazyiki büyük bir rol oynar. Acı bir ilaç ama, arkada Cennet şifası var.

Kabir sıkmasını Sa'd b. Muaz (radıyallâhu anh) gibi seviye insanı bir sahabide de görüyoruz. Sahih hadis kaynaklarına göre, Muaz (radıyallâhu anh) kabre konunca Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), "Fe sübhânallah, kabir Sa'd b. Muaz'ı da sıkarsa!" buyururlar.[2] Demek ki, kabrin tazyik etmeyeceği insan yok. O Sa'd ki, vefatında Cibril (aleyhisselâm) gelip "Sa'd'ın ölümüyle Arş ihtizaza geldi Yâ Resûlallah!" demişti. Cenazesine iştirak eden Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ayaklarının ucuna basarak yürüyünce, sebebi soruldu ve şöyle cevap verdiler: "Cenazesini teşyî' için o kadar melâike geldi ki..."[3] Sa'd (radıyallâhu anh) oydu... Sıkma da bu... Ya biz!..

[1] Buhârî, cenâiz 87.
[2] Ahmet b. Hanbel, el-Müsned, 6/55; et-Tabarânî, el-Mu'cemu'l-kebîr, 12/232.
[3] Buhârî, menâkıbu'l-ensâr 12; Müslim, fedâilu's-sahabe 123, 125; Tirmizî, menâkıb 50; el-Heysemî, Mecmeu'z-zevâid, 9/308-310.