Yazdır

Günah ve lâtife-i Rabbâniye

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Gurbet Ufukları

Oy:  / 23
En KötüEn İyi 

Soru: Küfre giren veya şeytana uyan bir insanın, his, irade ve şuur gibi lâtife-i Rabbâniyeleri o esnada ölüyor mu; yoksa, bunlar mahiyet değiştirip şeytanın kullanabileceği şeyler haline mi geliyor?

Cevap: Evvelâ, affınıza sığınarak sorudaki bir hususu açmak istiyorum. His, irade ve şuur için “lâtife-i Rabbâniye” denmesi doğru değildir. Onlar da birer nimet olduğu için mevhibe ve nimet mânasına “lâtife” denebilecek olsa da, ıstılahî olarak “lâtife-i Rabbâniye” dendiğinde his, irade ve şuurdan farklı bir şey anlaşılır. İnsanın cismanî varlığına yönelik hususları “âlem-i halk”; irade, vicdan, şuur, his gibi manevî yönleri de “âlem-i emr” içinde mütalâa edilir. Ayrıca bu dört temel esas haricinde lâtife-i Rabbâniye ve onun içinde önemli birer yer işgal eden sır, hafî ve ahfâ da yine âlem-i emr içinde değerlendirilir.

Her türlü şehevî arzu ve kaprisler, kin, nefret, öfke, inat gibi belli hikmet ve gayeler için insana verilen duygular nefis mekanizmasını meydana getirirler. Kalb, ruh, sır, hafî, ahfâ, âlem-i emre ait Rabbanî lâtifeler, irade, idrak, şuur, his ve duygular da vicdan mekanizmasını meydana getirir. Bu iki mekanizma çoğunlukla birbirinin aleyhine işler. Şu kadar var ki, vicdan mekanizmasının galebesi halinde, nefis mekanizması da müsbete dönüşür ve insanın yücelip yükselmesine hizmet eden bir sistem haline gelir.

Küfre girme veya günah işleme sırasında o lâtifeler baskı altına alınır ve tesir icra edemez duruma düşerler. Hem letâif-i Rabbâniye hem de his, şuur ve irade baskı altına alınır. Mâhiyet-i insaniye fenalıklara açık olunca, cismaniyete ait hususların tesirinde kalınca; şehvet, gazap, hiddet, hırs gibi duygular geçici tesir icra ederler. Bazen de insan tamamen bunların tesirinde kalır. Bunların yönlendirmesiyle, vicdan mekanizması dermansız düşer.

Bazı lâtifeler ruh ve kalbin direği, esası durumundadır. Cenâb-ı Hakk’ın engin rahmetindendir ki, bunların pek çoğu pörsüyüp solsalar da ölmezler. Dolayısıyla belli günahlar neticesinde sararan, kurumaya yüz tutan bu lâtifeler, tevbe mevsiminde tekrar yeşerir, çiçek açar ve meyve verirler. Bazı lâtifeler ise, işlenen birtakım günahlar neticesinde ebediyyen kurur, söner ve ölürler. Ama öyle anlaşılıyor ki bu lâtifeler, insanın ruhî ve kalbî hayatı adına asıl hayat kaynağı olan lâtifelerden değildirler.

Evet, insan, günahlara girdikten sonra bile onları aşıp belli bir terbiye ve rehabilite ile kendi özüne yönelirse, kalbî hayatın asıl kaynağı olan lâtifeler yeniden canlanır; nefis mekanizmasının baskısından kurtulur. Hani bazı yerlerde omur kayması, bir kıkırdağın oynaması başgösterince sinir sistemi zamanla baskı altına alınıyor. Sinir sisteminin baskı altına alındığı yerlerde kısmî felç yaşanıyor. Bu baskının ağırlığı, şiddeti ölçüsünde, o felcin ciddiyeti de değişiyor. Aynen öyle de, insanı insan yapan değerler ve vicdan mekanizmasının rükûnları kendilerine zıt işleyen bir mekanizmanın baskısı altında kalınca bu sistem de artık işlemez oluyor. Şeytan ve nefis de işlemeyen bir sisteme karşı taarruzlarını rahatlıkla yapabiliyorlar.