Yazdır

Canlarla Sohbet

Yazar: Ahmet Taşgetiren Tarih: . Kategori Sohbet-i Cânân

Oy:  / 10
En KötüEn İyi 

“Sohbet-i Canân”ı acaba “Canlarla sohbet” diye mi “Canan sohbeti” diye mi okumak lazım? İkisinde de sohbet halkasının “can” ve “canân” sıcaklığında oluştuğu açık. Ya cansınız ya da canan... Etrafında sohbet halkasının oluştuğu insan, öyle bir iklimden konuşuyor.

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin üzerine gurbet hüznü çökmüş gönül dünyasının söz ürünleri bunlar...

Sorular var, cevaplar var...

Ama hepsi bir sohbet samimiyeti sıcaklığında...

Dünya savruluyor ve insanlar, özellikle bu savruluşun merkez üssünde oturan müslümanlar zaman zaman düşünce ikliminde farklı noktalara düşüyorlar. Bizim de Hocaefendi’den farklı düşündüğümüz zamanlar oldu. Ama, biliyorum ki orada, müslümanların savruluşundan derin acılara garkolan, insanlığı yakan her ateşle kavrulan bir gönül var. Dünyada bir yüreğe daha ışık taşımak için çırpınan, serâpâ sancılar içinde bir gönül adamı var.

Sözü, kıtalara dağılan gönül dostları tarafından okunan, yaşanan bir insan... Sırtında yumurta küfesi taşıyan, ya da üzerine ümitler yoğunlaşmış bir bebeğe yüklü bir anne... Sözünü süzen, hayatını süzen ve çağlayanlar gibi coşkun his dünyasını süzen...

Hz. Mevlâna’nın pergel mecazını biliyoruz. Bir ayağı Tevhid’de diğeri ile dünyayı dolaşmak... Bu, evrensel bir davayı sırtlananların üslubu. Bu, üslubun değişik noktalardan değişik görüntüler vermesi kaçınılmaz. Bir ayağın hep Tevhid’de olduğunu dikkate almayanlar tarafından zaman zaman yadırganmalara maruz kalmak da kaçınılmaz. Mevlana hazretlerinin kimi sözleri de, diyelim bunların en bilineni olarak “Gel, gel!” çağrıları da yadırganmış bazı ahvalde. Oysa o çağrılar, dünyanın bir yerinde birilerinin yüreğini tutup, İslam’la bütünleştirmiş... Kimbilir belki, ya da umulur ki, yadırgayanlar da, yadırgananlar da, yürekleri samimiyet, ihlas mecrasında aktıkça, ecre nail olacaklardır.

Sohbet-i Cânan’dan sadece birkaç paragraf seçerek, bu takdimi tamamlamak isterim. Bu tür, Allahın dost kullarının sözleri, bir imbikten süzülerek doğmuş ateş parçalarıdır. Yüreğine taşımasını bilenlerin yüreğini ateşler ve yeni insanlık yolculuğuna çıkmaya vesile olur. Bence, yürekleri açarak okumak lazım... Ki tutuştursun çoktandır küllenmiş dünyaları...

İşte birkaç cümlecik yüreği açık olanlara:

...Bence Müslümanlığı yaşıyorsak onu Allah’ın istediği tarzda yaşamamız lazım.

Evet, “İnnema emvalüküm ve evladüküm fitne” Muhakkak ki mallarınız ve evlatlarınız sizin için imtihandır.” İmtihan... Bu dünyada kaybeden anne-babalar var, evlatlar var; kazanan anne-babalar var, evlatlar var. Kazanan toplum var, kaybeden toplum var. Kazanan mücahit var, kaybeden mücahit var. Kazanan muhacir var, kaybeden muhacir var. Bir ibtila, bir imtihan. Değişmeye gelince, biz değişirsek, seyr-i süluki ruhanide değişen insanlar gibi değişmeliyiz. Bizim için başka türlü değişme olmaz; olmamalı. Başka türlü değişme dönekliktir. Kur’an’dan mülhem ifadesiyle ‘tezebzüb’tür. Bir oraya, bir buraya dönme; bu münafıkça bir davranıştır. Yalnızca bir kere değişmeli insan. Bundan sonraki her değişim bir adım daha O’na yaklaşma şeklinde olmalı. “Ben boynu tasmalı, O’nun azad kabul etmez kölesiyim” demeli. Eğer insanın bir kıymeti varsa, bütün kıymeti buradadır zaten.

Ve birkaç cümlecik daha:

“Allah’ın kulu ve kölesiyim” diyen birinin düşmanlara karşı göstereceği zillet Efendimiz aleyhissalatü vesselama raci olur. Halbuki mü’minin O’na olan intisabı onun başını her daim dik tutmasını gerektirir. Dolayısıyla diyalog adına girilen süreçte de müslümanlar tavırlarını izzet-i islamiyye’den taviz vermeyecek şekilde ayarlama zorundadırlar. “Evet, bizlerin her zaman küfür düşüncesine karşı dimdik olmamız lazım. Sırtımızda taşıdığımız müslümanlığımızdan utanmamamız lazım. Ne tarz-ı telebbüsümüzden, ne selef-i salihinin yürüdüğü caddede yürümekten utanmamalıyız. Fakat bana öyle geliyor ki bizler daha ziyade mü’minlere karşı aziz, kafirlere karşı zelil davranıyoruz. Özellikle azıcık okumasını-yazmasını-konuşmasını bilen insanlar başkalarına tepeden bakmaya başlıyor. Çok büyük şeyler keşfetmiş gibi alemi hor ve hakir görüyorlar. Kendisini Gazali’ye, Şah-ı Geylani’ye eşit görmeye başlıyor. Büyük insan görmemişliğin getirdiği boşluk bu. İnanıyorum onlardan bir kaçını görseydik, Allah’la münasebetlerinde nasıl tavır takındıklarına şahit olsaydık utancımızdan yerin dibine geçerdik.

İşte bu kadar. Gerisi sizinle sohbet sahibi arasındaki gönül buluşmasına kalmış... Bereketli okumalar dilerim...