Yazdır

Devlet, Derin Devlet ve Şiddet

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Kırık Testi (Kitaplaşmamış)

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Soru: Türkiye'de "devlet içinde devlet" ya da "derin devlet" gibi mevzular öteden beri hep konuşuluyor. Bir hukuk devletinin bünyesinde "derin devlet" gibi bir oluşumun meydana gelmesi mümkün müdür? Devlet, ülke çıkarları düşüncesiyle şiddet kullanabilir mi?

Evvela, hiç kimse ferdî haklarını kendi başına belirleyemez; herkesin hakkını bir hukuk sistemi tayin eder. Hakkın tarifi ve tasnifi bir uzmanlık işidir; sosyal devlet yapısında bu haklar anayasa ve yasalarla ortaya konur ve hukukla koruma altına alınır. Herkese kendi hak ve hürriyetlerini yaşama imkanı sağlanırken, bir kimsenin başkasının hakkını ihlal etmesine de göz yumulmaz. Hukuk devleti, her zaman hakkın yanında olmayı, hakkı tutup kaldırmayı yeğler ve hakka saygıyı en büyük vazife sayar.

Evet, Mehmet Akif’in, "Hâlik’ın nâmütenahî adı var, en başı Hak/Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak" dediği gibi, hakkı tutup kaldırmak en önemli bir vazifedir. Fakat, hukuk çerçevesinde hakkı kullanma yolları vardır ve bir hukuk devletine mensup fertler kendi arzu ve isteklerine göre hakkı tutup kaldıramaz, hak iddiasında bulunamazlar. Herkes hakkını mensubu bulunduğu o devletin hukuk sistemi içinde arama mecburiyetindedir; aksi halde, fertler veya belli gruplar kendi isteklerine göre ihkâk-ı hak etmeye kalktıkları zaman ülkede kargaşa çıkar.

İhkâk-ı Hak Mücadelesi

Türkiye’de 80’li yıllardan önceki oldukça uzun bir dönemde, bazı kimseler kendilerine göre bir hak arayışına girdiler. Hak meselesine Lenin’ce, Mao’ca, Fidel Kastro’ca yaklaştılar ve "Hak verilmez alınır!.." diyerek sokaklara döküldüler. "hürriyet" dediler, "proleterya diktatörlüğü" diye bağırıp çağırdılar ve yakıp yıkarak ihkâk-ı hak etme ardına düştüler. Bazıları da, ülkeyi korumak kendi vazifeleriymiş gibi onların karşısına dikildiler. O günlerde sinirler hep gergindi ve seneler korkunç bir gerilim havasında geçti. Yürekler sürekli kan dökme hissi ile çarptı. Gencecik beyinler sadece kan düşündü, kan konuştu ve her fert adeta kanlı katil gibi diğerinin yakasına yapışmak hummasına tutuldu. Kan dökmek ve canlara kıymak suretiyle ihkâk-ı hak mücadelesi böyle sürüp gitti. Ölenler niçin öldüklerini anlayamadı; öldürenler de niçin öldürdüklerini bilemedi. Maalesef, değişik devrelerde bunları gördük ve Türkiye şu anda yine öyle kaotik bir ortama çekilmek isteniyor.

Evet, bir insan kalkıp "Hak verilmez alınır; ben hakkımı zorla koparacağım!" derse, ona karşı tepki hareketi olarak kimisi de "Senin buna hakkın yok; sen devlete baş kaldırıyorsun, senin cezanı ben vereceğim!" diye cevap verir; böylece hukuka aykırı bir yola girilmiş olur ve ülkede kaos meydana gelir. Her meselede insanların kendi içtihadları devreye girer. Hak arayan insan kendine göre bir hak içtihadında ve o hakkı elde etme yolu adına da bir yöntem istinbatında bulunur. Ona karşı çıkan kimse de onun haksızlığı konusunda bir içtihada gider ve hüsn-ü niyetli gibi görünse de, haksıza karşı kendi başına ve kendi usulünce mücadele etme içtihadında bulunarak hata eder... Ve bu türlü içtihadlar, insanların kafası sayısınca çok olur, herkes kendi anlayışını hak görür. Şayet, bu mevzuda şahısların önü açılırsa, insanlar adedince kavga vesileleri icat edilmiş olur.

Devlet de Hukuka Aykırı Davranamaz

Dolayısıyla, bazı işleri hukuk dışı yollarla halletmeye kalkanlar, başkalarını da hukuk dışı bir kısım oluşumlara sevketmiş olurlar. İster devlet isterse de kendini devlet yerine koyan ve devlet yanlısı görünenler, meseleleri hukuk dışı yollarla halletmeye kalkıştıkları zaman daha ciddi problemlere ve komplikasyonlara sebebiyet verirler. Böyle bir tavır her yandan hukuk dışı oluşumların patlak vermesini tetikleme sayılır: Yeraltı dünyası oluşur; gizli cinayetler işlenir; fâili meçhuller artar ve herkes kendi kafasına göre bazı şeyler yapar. Evet, böyle bir hukuksuzluğu kendini devlet yerine koyan fertler yapamayacakları gibi, devletin kendisi de yapamaz. Hatta, hak arama mevzuunda herkes yanlışlık yapsa bile devlet bu mevzuda asla hatalı adım atmamalı; hukuk dışı hiçbir müdahaleye yanaşmamalıdır. Öyleyse, her mesele hukuk çerçevesinde halledilmeli; problemlerin çözümü yasama, yürütme ve yargı mercilerine müracaatta aranmalıdır.

Devlet şakîlere karşı savaşabilir; savaş esnasında güvenlik güçlerine silah çekenleri öldürebilir; zira, savaşın da kendine göre bir hukuku vardır. Fakat, bir insan gelip teslim olursa, devlet onu asla yargısız infaz edemez. Teslim olan bir insanı öldürmek hukuk devletinin ruhuna aykırıdır. Ayrıca, o şahıs, itirafta bulunacaktır, söyleyeceği şeyler olacaktır; devletin orada çıkarları söz konusudur ve ondan alınabilecek ipuçlarıyla daha büyük fitnelerin önü alınacaktır. Hal böyleyken, birisi pişmanlık duyarak dağdan inse, itirafta bulunmak için bir yere müracaat etse, "Benim diyeceğim şeyler var; şekavetin merkeziyle, fitnenin yuvasıyla alâkalı hayatî bilgiler vereceğim" dese, eğer siz, "Seni kabul etmiyoruz, senin yerin dağ..." şeklinde cevap verir ve onu reddederseniz, milletin dağı işletmesi mevzuunda sizin bazı şeyler çevirdiğiniz kanaati hasıl olur bende. O zaman düşünmeden edemem: Siz galiba orada bazı şeyler karıştırıyorsunuz... Acaba uyuşturucu işi mi çeviriyorsunuz? Silah üretiyor ve silah ticareti mi yapıyorsunuz? Yıllanmış kavgaların bir türlü sona ermemesinde bir çıkarınız mı var? Neye binaen hukuk devletinin açık olduğu bir konuya itiraz ediyorsunuz? İnsanlar gelip teslim oldukları zaman, icabında alır muhakeme edersiniz; cezalandırır ve içeriye atarsınız ya da itirafını değerlendirir, onu mükafatlandırırsınız; başkalarını da böyle bir şey yapmaya imrendirir ve bir sürü insanın dağdan inmesini sağlarsınız. Şayet, bunları yapmadığınız gibi yapılmasına da karşı geliyorsanız, sizin devletin temel disiplinlerine aykırı olarak bir kısım hesaplar peşinde olduğunuz şüphesizdir. İşte bu da hukuk devleti ruhuyla telif edilemez.

Derin Devlet

Bir hukuk devletinde devlet içinde devletten ya da derin devletten bahsetmek de mümkün değildir. Fakat, maalesef, "Devletin nizam ve intizamını, asayiş ve güvenliğini temin etmek maksadıyla öldürmem istenen insanları öldürdüm." diyen kimseler çıktı bizim ülkemizde. "Devletim bana ‘vur’ dedi, ben de vurdum." diyenler oldu. Onlara belki şöyle denebilirdi: "Devlet sana "zina et" derse, zina mı edeceksin! Hırsızlık yap dediğinde hırsızlık mı yapacaksın?.. Hırsızlığa teşvik eden bir devlet, devlet haysiyetini kaybetmiştir; zinaya teşvik eden bir devlet, devlet olma keyfiyetini yitirmiştir, o suretâ bir devlet heykeli olsa da artık ruhsuzdur. Aynen öyle de, "Git adam öldür" diyen bir devletin devlet haysiyet ve şerefinden bahsetmek mümkün değildir. Öyleyse, icabında o memuriyetten ayrıl; git başının çaresine bak, ama cinayet işleme. Devlet bile emretse, dünyadaki evrensel hukukî değerlere ve Türkiye’deki hukuk sistemine aykırı icraatta bulunamazsın." Evet, maalesef, "Devletim emretti; ben de falan yerde falanı öldürdüm" diyen insanlar oldu. Bir sürü fâili meçhul var. Bu cinayetlerin arkasında kimler olduğu hâlâ belli değil. Her cinayetten sonra bir kısım kiralık katiller gösteriliyor; "falan etti, filan yaptı" deniyor.. birisi bir yerden telefon ediyor, "Falan örgüt üstlenmiştir" diyor ve bu, bir kısım medya yoluyla hemen ta’mim edilerek hâdise geçiştiriliyor; fakat o mesele hep meçhul kalıyor, hiç çözülemiyor. O meçhuliyet tozu, toprağı bir türlü silinemiyor ve iş bütün vuzuhuyla ortaya konamıyor. Neticede, çok geçmeden yine aynı cinayetler işleniyor, benzer senaryolar oynanıyor.

Evet, devlet, devlet için bile olsa cinayet işleyemez. Devlet tecziye eder; ama, hukuka göre muhakeme ettikten sonra cezalandırır. İcab ederse haps-i münferide atar, müebbet hapse koyar; gerekirse sürgüne yollar ve hatta idama mahkum eder. Bütün bunları hukukun müsaade ettiği çerçeve içinde ve başkalarını da caydırma mülahazasıyla yapar. Fakat, kat’iyen yargısız infazda bulunamaz. Onu devlet yapamadığı gibi kendini devletin yerine koyan, devletini sevdiği için bunları yaptığını iddia eden kimseler de yapamaz. Hiç kimse, "Ben devletimi çok seviyorum; ona bir yerden bir zarar gelecek diye yüreğim ağzıma geliyor. Dolayısıyla, böyle bir zarar ihtimali karşısında kendimi frenleyemiyor ve devletime kastedenlerin arabalarını yakıyorum.. hırsımı alamayıp gidip bir yerde, evleri, dükkanları, bir parti binasını taşa tutuyorum." diyemez. Bu sözler, hukuk anlayışıyla telif edilemeyecek anarşist mantık ifadesidir. O türlü fiiller, hakperestlik mülahazasıyla ve hüsn-ü niyetle de yapılsa çok tehlikelidir; farklı cephelerin oluşmasına ve komplikasyonlara sebebiyet verecek davranışlardır; kansere yanlış neşter vurma gibi şeylerdir.

Bugün "Yeşil", Yarın "Kızıl"...

İster derin devlet olsun, isterse de özel bir yargı sistemi kurulsun, bir kısım asîleri cezalandırmak için devletin bünyesinde bazı gizli servislerin var olması hiç kabullenilemez. Nitekim, var mıydı, yok muydu bilemem; fakat, bir dönemde "Yeşil" diye birisi çıkmış ve devlet hesabına çalıştığını iddia etmişti. Şayet, devlet böyle insanları kullanıyorsa; dün bir Yeşil’i kullandığı gibi, bugün bir Kızıl’ı kanunsuz şeylere alet ediyorsa ve yarın da bir Mor’a bir kısım karanlık işler çevirtecekse, böyle çirkin şeylerle devlet haysiyetini ve hukuk devleti olma keyfiyetini telif etmek mümkün değildir.

Yine, ileri gelenlerden bir tanesi, bir dönemde, Hizbullah hakkında, "Hizbullah dediğiniz şey kendi devletine hizmet eden insanlardan oluşmaktadır" demişti. Devletin, onları PKK’ya karşı kullandığını söylemişti. Bu mesele, bugün karşılıklı münakaşa mevzuu haline gelmiş ve hâlâ üzerinde konuşulan bir konu olarak sürüp gidiyor. Şayet, şakiyi şakiye karşı kullanırsanız; ona karşı da başka bir şaki bulmak zorunda kalırsınız. Sonunda her şakiye karşı başka bir şaki çıkarmaya mecbur olur ve hiç farkına varmadan bir kısır döngü içine girersiniz. Ayaklarını azıcık sağlam bir yere bastığını düşünen mücrim, tek taraflı nakz-ı ahidde bulunur; artık sizi dinlemez, size alet olmak istemez. "Nasıl olsa sağlam yere bastım; kendime göre bir şey yaparım." diye düşünür. Siz bu defa ayrı bir şaki zümresi bulma mecburiyetinde kalırsınız. Hizbullah’ı mizbullah, onu da tizbullah... takip eder ve bu mesele sürer gider. Bunlar güçlü bir hukuk devleti için ayıptır. Bunlara cevaz vermek ve önayak olmak tarihî ayıptır. Onları çıkaranlar, alet olarak kullananlar ve hem devlet bünyesine hem de kendi başlarına gâile yapanlar.. tarih mahkemesinde sorgulanacak ve tarihe birer kara leke olarak geçeceklerdir.. ve tabii Allah’ın huzurunda da bu cürümlerinin hesabını vereceklerdir.

Kim İşlerse İşlesin Cinayet Cinayettir

Hiç kimse, "Efendim, bunu dünyada değişik servisler de yapıyorlar; insanları kaldırıp dağa çıkarıyorlar ya da gemilere bindirip uzak adalara götürüyorlar. Oralarda haklarından geliyorlar." diyemez. Çünkü, başkalarının hukuka aykırı o mesavîyi işlemesi, aynı cürümleri sana tecviz etmez. Bütün dünya yoldan çıksa, bütün insanlar azgınlaşsa, herkes haktan sapsa ve baş kaldırsa, bu durum yine de senin başkaldırmanı mazur kılmaz; isyanın yine isyan sayılır, hukuksuzluğun hukuksuzluk kabul edilir.

Dolayısıyla, bir hukuk devleti içinde her şey mutlaka hukuka uygun icra edilmelidir. Aksi takdirde, hukuk dışı müdahaleler, hukuk dışı oluşumlara sebebiyet verir. Bu açıdan, herhangi bir kanunsuzluk karşısında, devlet, emniyet güçleriyle, askeriyle ve kolluk kuvvetleriyle kanunlar çerçevesinde müdahalede bulunmalı, hukuku işletmelidir. Bir insan, devletin adamı bile olsa, hatta emniyetin başındaki Emniyet Genel Müdürü bile olsa, tabancayı çekip suçlu birini hemen vuramaz. Ona düşen vazife, o insanı tutup yargıya teslim etmektir. Savcı da onu sadece kendi reyiyle mahkum edemez, oracıkta cezalandıramaz. Dahası, bir mücrim idama mahkum olsa bile, hâkim tabancasını çekip onu öldüremez. Bir hukuk devletinde, her şeyin kanun ve kuralı bulunduğu ve orada hukuk dışı hiçbir uygulamaya yer olmadığı gibi, herhangi bir istihbarat biriminin bünyesinde insanları öldürme servisleri de asla kurulamaz.