Yazdır

Seçilen kelimelerdeki dil incelikleri (5. âyet)

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Bir İ'câz Hecelemesi

Oy:  / 10
En KötüEn İyi 

Seçilen kelimelerdeki dil incelikleri (5. Âyet)

أُولٰۤئِكَ kelimesi, nebilere tâbi o kutlu kâfileyi nazara vermektedir. أُولٰۤئِكَ genelde uzakta olan mahsüsa işaret eden bir ism-i işarettir. Bununla, işaret edilen kimselerin yüce-yüksek ve görkemli endamları işaretlenmektedir. Vâkıa uzağı işaret eden zamirle bazen hafife alma, hakir görme de kastedilebilir; ama burada sibak, tahkire müsait değildir. Çünkü يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ؛ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ؛ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ve وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَۤا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ gibi çok müstesna ve âli vasıflarla tavsif edilen bir zümrenin tahkir edilmesi düşünülemez.

Öyleyse burada, uzaklığın altında gizli bir taltif bulunmaktadır. Evet, Allah (celle celâluhu), şanlarına tazimen onları, âdeta azamet ve cesametleriyle, takdir u tebcîl ederek zirvede duruyor gibi ve nereden bakılırsa bakılsın herkes tarafından görülebilecek kadar büyük, yüce ve görkemli bir şekilde tasvir etmektedir. Aynı zamanda daha önce ذٰلِكَ الْكِتَابُ’daki hitap zamiri olan كَ ile Resûl-i Zîşân Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Sana diyorum, işte şu kitap.” denildikten ve O’nun terbiyesine teslim edilen bahtiyarlar, O’nun getirdiği ahlâk-ı âliye ile donanıp birer terbiye ve edep timsali olduktan sonra buradaki أُولٰۤئِكَ’deki كَ ile de yine O’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) hitap edilmekte ve ağır vazifesinin altında en yüksek bir heyecanla inim inim inleyen Mahzun Nebi’ye “İşte Sana diyorum ey şanı yüce Nebi! Bunlar Senin arkandan gelen kimselerdir.” denilerek kendisine bir kere daha iltifat edilmektedir.

عَلٰى هُدًى : Şâyân-ı dikkattir ki, âyet-i kerimede mesela لَهُمُ الْهُدَى “Onlar için hidayet vardır.” değil de özellikle عَلٰى هُدًى “Hidayet üzerine.” denilmektedir. Evet, هُدًى لِلْمُتَّقِينَ’deki هُدًى ifadesinde, hidayeti elde etmek için kişinin sa’y u gayreti söz konusudur. Buradaki هُدًى’de ise عَلٰى harf-i cerrinin isti’lâ (üst-üzerinde) mânâsı ifade etmesiyle âdeta bize şöyle bir tablo çizilmektedir: Hidayet bir cadde, bir şehrah veya bir binek ya da bir taht olmuş; hidayet üzerine olan kişiler de onun üzerine çıkıvermişlerdir. Artık onlar, kendilerini engelleyen şeyleri aşıp, bütün cismanî problemlerden sıyrılmış ve hidayet tahtının üzerine oturarak felâha açık hâle gelmişlerdir.

مِنْ رَبِّهِمْ ifadesi, hidayet üzerine olan bu kutluların terbiyesi teker teker Rabbileri tarafından yapılmaktadır mazmununu vurgulamaktadır. Bundan şunu anlamak mümkündür: هُدًى لِلْمُتَّقِينَ ile açılan terbiye kapısı, عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ ile kemale erdirilmiş ve cehd u gayreti neticesinde hidayete liyakat kazanan kimselere Hakk’ın hoşnut olacağı keyfiyet kazandırılmıştır.

Ayrıca, أُولٰۤئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ âyet-i kerimesinde “hidayet” ile “felâh”ın ayrı ayrı şeyler olduğu belirtilmek üzere, أُولٰۤئِكَ kelimesi ikinci kez zikredilmiştir. Hidayet; dünyada hakkı bulmak, her şeyi apaçık görmek, hakka, ulvî hakikatlere bihakkın vâkıf olmak suretiyle اَللّٰهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ duasındaki ufku yakalamak demektir. Bu mânâda hidayet, imana en birinci vesiledir ve bununla, alınacak en ciddi mesafe de alınmıştır. Felâh ise, hidayetin netice ve semeresidir. Bu sebepledir ki âyet-i kerimede hidayet ve felâh beraber zikredilmiştir.

Burada önemli bir husus da اَلْمُفْلِحُونَ kelimesindeki ıtlak ve bunun ifade ettiği şümuldür. Yani “Onlar, Cehennem’den kurtularak felâha ermişler; Cennet’i elde ederek felâha ermişler; dünyanın sıkıntılarından kultularak felâha ermişler; vicdan huzurunu elde ederek felâha ermişler...” gibi pek çok mânâyı şamil umumi bir ifadedir.

اَللّٰهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اِجْتِنَابَهُ
Allah’ım bize hakkı hak olarak gösterip ona ittiba etmeyi, bâtılı da batıl olarak gösterip ondan içtinap etmeyi nasip ve müyesser eyle.

﴾اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ۝صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ﴿
“Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.” (Fâtiha sûresi, 1/6-7)