Yazdır

Mukaddime

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Fatiha Üzerine Mülâhazalar

Oy:  / 21
En KötüEn İyi 

Kur'ân'a Fâtiha ile başlanır. Namaza Fâtiha ile girilir. Her hayırlı iş bu pırlanta anahtarla açılır ve açılan kapılar arkasındaki karanlıklar da bu ışık kaynağı ile aydınlanır.

Bu itibarla ona her şeyin başı ve esası ma'nâsında 'Fâtiha' denilir. Maddî-mânevî, ferdî-içtimâî pek çok dert-lere derman olması itibariyle ona 'Şâfiye', insanlığın bütün problem ve sıkıntılarına yeterli bir reçete olması cihetiyle 'Kâfiye', bütün kitapların fihristi ve Kur'ânî hakikatlerin ezelî bir hülâsası olması yönüyle de 'Ümmü'l-Kitâb' denmiştir.

Fâtiha, Kur'ân-ı Kerîm'in, dolayısıyla bütün semâvî kitapların ana gayesini, temel esaslarını ihtivâ eden, tam bir kitap genişliğinde mübârek bir sûredir. Kur'ân-ı Kerîm'deki ana esasları itikâd, ibâdet, muamelât veya hayat nizamı olarak hülâsa edecek olursak, Fâtiha sûre-i celilesinde, bütün itikâdî mes'elelere, ibâdetle alâkalı bütün hususlara ve bir hayat nizamına ya bir sarâhat, ya bir delâlet veya bir işâret, hiç olmazsa bir remiz bulmak her zaman mümkündür.

İslâm'da inanılması gerekli olan esaslar, bir kısım mücerred düşüncelerden ibâret değildir. İslâm'da, imân edilmesi gerekli olan prensipler, bilinmesi, düşünülmesi, inanılması, benliğe mâledilmesi, sonra da onlarla, Allah'a teslimiyete ulaşılması gerekli olan bir kısım hayatî değerlerdir. Bu hayatî değerler, en geniş ma'nâsıyla, düşünce ve zikirle derinleşir, ibâdetle beslenir; hattâ muâmelât ve muâşerette nefsânîlik ve beşerî mülâhazalara girmemek için onlar da çerçeve içine alınır. Böylece mü'min, her an imân dairesiyle münasebet içinde olur ve imânın ana mihveri etrafında döner durur.

Fâtiha suresinde bütün bu hususlar, derin bir münasebet içinde baş başa ve omuz omuzadırlar:

Sûre-i celile, evvelâ; hakiki ma'nâsıyla hamd ü senâya lâyık olan Zât'ı nazara verir; O'nu varlığın esası sayılan bir kısım sıfatlarla tanıtır, herşeyin zimamının O'nun elinde olduğu gerçeği üzerinde durur; sonra da, O'na boyun eğilmesi lâzım geldiğine dikkati çeker; bu boyun eğme ve diğer sorumluluklarla beraber gelen külfet, sıkıntı ve ihtiyaçlar karşısında yardımın sadece ve sadece O'ndan istenilmesi gerektiğini ihtâr eder; bilhassa insan-oğlu için yardımların en önemlisi sayılan, hidâyete erdirilme talebini hatırlatır ve bu yüce talebi de en imrendirici bir çerçeve ile verir ki; bu çerçeve ilk günden bu yana, Hakk'ın ni'metlerine mazhar olmuş ve azıp-sapma gibi talihsizliklere düşmemişlerin çerçevesidir...

Görüldüğü gibi bu sûre-i celile, âdetâ Kur'ân'ın mukaddimesi gibidir. Değişik sûrelerde ayrıntılarıyla anlatılan pek çok yüksek hakikât, onda ya özetlenmiş, ya bir işâretle gösterilmiş veya çağrıştırma prensipleriyle verilmiş gibidir.

Ne var ki, bunların bütününün misallendirilmesi çok zaman alacağından, o hususu, yüzlerce ehl-i tahkik mü-fessirin isâbetli tefsir ve tesbitlerine ve onlardan küçük ve bulanık bir damla olan şu kitapçığa havale ederek.. bu kitabın hazırlanışıyla alâkalı bir iki mes'eleyi arzetmek istiyoruz:

1) Bu kitabın muhtevâsı, böyle bir kitaba mevzû teşkil etmesi esasına göre hazırlanmadı; camilerde halka hitaben yapılan konuşmalardan derlendi.

2) Edâ ve takdimde, cami cemaatinin duygu, düşünce ve hissiyâtı nazara alındığından, az dahi olsa rötuşlama-lara rağmen, konuşma dili olduğu gibi kaldı.

3) Va'z üslûbu içinde, bir mevzûdan diğer mevzûya geçerken, önceki bahislerin hatırlatılmasından bir kısım tekrarlar meydana geldi. Ve kitapta da bunları ayıklama imkânı olmadı.

4) Kur'ân-ı Kerîm'in yüksek üslûbunu bazen sarf, nahiv, maan, beyan (gramer, ma'nâ ve açıklama) prensiplerine göre göstermek gerektiğinden, bazı yerlerde oldukça teknik ağırlıklı oldu.

5) Ümmet-i Muhammed'e faydalı olup olmayacağını bilemediğim halde, sırf arkadaşlarımın hissiyât ve arzularına hürmetimin ifadesi olarak 'Evet' dediğim böyle bir mes'elede, hata etmiş isem kardeşlerimin temiz düşün-celerini şefaatçı yaparak Rabbimin beni affetmesini dilerim.