Yazdır

İltifat

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Sohbet-i Cânân

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Günümüzde bazıları, hüsn-ü zan ettikleri, mensub oldukları, düşünce ve aksiyonlarına çeşitli seviyelerde destek verdikleri şahıslara İslâmî kaidelerle izahı imkânsız bir şekilde medh u senada bulunuyor. Bu türlü şeyler, şöyle böyle, haklı haksız, az veya çok onu çekemeyen insanları tahrik eder. Siz böyle yaparsanız günaha, sû-i zanna sevkedersiniz onları. Sonunda onlar da kaybeder, siz de. İnsanlarda bir damar vardır; hocası aynı halkada beraber oturduğu ders arkadaşını biraz methettiğinde dahi içinde bir şeyler olur ona karşı, hâlbuki arkadaşıdır.

Bazen etrafı tarafından medh u sena edilen kişiler halî veya kavlî olarak buna destek verirler. Bu durumda, tabir caizse, musibet ikileşmiş ve önü alınmaz bir hale gelmiş veya geliyor demektir. İslâm tarihine bu gözle baktığınızda görürüz ki, bu türlü yaklaşımlar, tesiri günümüze kadar uzanan menfi oluşumlarda çok önemli rol oynamıştır. Safevî ve Fâtımî devletlerinin kuruluşunun arkasında Hz. Fâtıma’nın torunu olduğunu iddia eden -nesebi olarak olabilir- kerameti kendinden menkul insanlar ve onları göklerde uçuran kişiler vardır. Haşhaşîler ve Murabitîn olarak tarihte yer alan oluşumlar da bu kategoriye dahildir.

Büyük büyük şeyler iddia edenler çıkmış bunlar arasında. Göklerde meleklerin önünde namaz kıldırmadan tutun da, cennet ve cehennemin anahtarlarını ellerinde bulundurmaya kadar... Çok ağır şeyler bunlar. Niye insanlar Cenâb-ı Hakk’ın kendilerini yarattığı ahsen-i takvim çizgisinde, ayakları yerde, mütevaziyane kulluğa razı olmaz da böyle yüksek payelere gözlerini dikerler acaba? Ne kazanırlar veya ne kazanacaklarını düşünürler?

Evet, sadakat önemlidir. İnsanın davasına, dava arkadaşlarına, örnek aldığı insanlara sadık olması gerçekten önemlidir. Ama sadakat körü körüne bağlılık demek değildir. Şeyhini meleklerden üstün gösterme hiç değildir. Sadakatin birçok yönü var. Mesela, birisi şahsî günah işlemişse, günahı kendisine; fakat ben yeri geldiğinde usulünce ikaz ederim onu. Doğru yoldan saptığı/sapacağı yerde -hafizanallah- elinden tutarım onun. İşte sadakattir bu. Yanlış konuştuğu yerde usulünce tashih ederim; sadakattir bu. Onu hiçbir şeye feda etmeme, gücüm yeterse mahşerde de onun yanında olma, sadakattir bu. Unutmayın, Efendimizi (sallallâhu aleyhi ve sellem) alâ-yı illiyyîn-i insaniyete çıkaran sadakattir.

Aslında Ehl-i Sünnet uleması çok erken dönemlerde ciddî ölçüler ortaya koymuşlar. Sağlam bir Kur’ân anlayışı ortaya koymak için herkes âdeta insanüstü gayret göstermiş. Allah özel istihdam buyurmuş onları; ama bazıları, onların büyüklüklerini anlamıyorlar günümüzde. Bulundukları yer oldukça aşağıda olduğu için tiz perdeden konuşmak suretiyle seslerini duyuracaklarını zannediyorlar. Hâlbuki onların böyle bir dertleri yoktu. Durdukları yerde konuşunca herkes duyuyordu onları. Bakın aradan on dört asır geçmiş, sesleri hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.