Yazdır

Şadırvan Vaazı-6 (24 Şubat 1991)

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Şadırvan Vaazları

Oy:  / 39
En KötüEn İyi 

Şadırvan Vaazı-6 (24 Şubat 1991)

Bu sayfada Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 24 Şubat 1991 tarihinde İzmir Şadırvan Camii’nde verdiği “Birlik ve beraberliğin dinamikleri” konulu vaazı seyredeceksiniz...

  • Îsâr: Birlik ve beraberliğimizin korunması mevzuunda bazı temel dinamiklere riayet etmek lazımdır. Bunların başında îsâr hasleti gelir. Ashab-ı suffenin seçkin talebelerinden Ebû Hureyre (r.a.) peş peşe birkaç gün iftar edemeden oruç tutmuştur. Allah Resûlü’nün “Bu kardeşinizi kim iftar etmesi için evine götürür?” buyurması üzerine Ebû Talha’nın (r.a.) onu misafiri kabul etmesi ve evde yaşanan hadiseler Allah’ın (c.c.) değer atfettiği şeylere ehemmiyet vermek çok önemlidir. Hiçbir kimse ne kendisine, ne aile fertlerine, ne çoluk çocuğuna Allah’ın mümine değer verdiği kadar değer veremez. Konuyla alakalı misaller: Muhallem İbn Cessame “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” diyen bir insanı öldürür. Cenab-ı Allah’ın değer verdiği şeye değer veremediğinden kendisini acı bir son beklemektedir.. Mahzum oymağından bir kadın hırsızlık yapmıştır. Kendisine ceza verilecektir. Hz. Üsame’yi (r.a.) araya sokarak cezasının düşürülmesini isterler. Ancak Allah Resûlü (s.a.s.) bu durumdan hiç hoşnut olmaz. Üsame (r.a.) bir savaşta, düşmanla karşılaşır. Adam korkudan “Lâ ilâhe illallah” der, ancak buna rağmen ölümden kurtulamaz. Durumu Efendimize (s.a.s.) anlatırlar. Efendimizin cevabı çok sert olur.. “Lâ ilâhe illallah” diyen bir insanı öldüren Mikdat b. Esved’e Allah Resûlü’nün (s.a.s.) kızması. İmanı olan ve Müslüman olan bir insanı kâfirlerle aynı seviyede mütalaa edemeyiz. Allah (c.c.); imana ve İslam’a değer veriyor. Allah’ın (c.c.) değer verdiği şeylere değer vermek, birlik ve beraberliğimizin korunup kollanması adına hayati bir önem arz etmektedir. Abdullah İbn Hüzafetü’s-Sehmî (r.a.) bir savaşta Bizanslılara esir düşer. Çeşitli işkencelerden geçirildiği halde kendisinden hiçbir bilgi alamazlar. Bir şartla kendisini salacaklarını söylerler. O da şudur: İçkinin yasak edilmesinden sonra birkaç kez bu fiili işleyen birisi Peygamber Efendimizin huzuruna getirilir. Kendisine ceza tatbik edilirken birisi de lanet eder. Allah Resûlü (s.a.s.): “O, Allah ve Resûlünü sever” diye o sahabe Efendimize sahip çıkar
  • Müsamaha: Eğer çok ciddi mânâda birlik ve beraberlik arzu ediliyorsa bunu tesis edecek önemli esaslardan birisi de Müminlerin kusurlarına karşı göz yummaktır.
  • Müsamaha konusuyla alakalı ayetler: “ (Onlar) Boş söz ve işlere rastladıklarında vakarla oradan geçip giderler.” (Furkan sûresi, 25/72). “Rahman’ın has kulları o kimselerdir ki onlar yerde tevazu ile yürürler. Cahiller kendilerine laf atarsa “Selâmetle!” derler.” (Furkan sûresi, 25/63).
  • Müsamaha ile alakalı bazı misaller: Hz. İsa döneminde zina eden bir kadına recm cezası uygulanacaktır. Şefkat kahramanı Hz. Mesih, insanoğlunun kendi hatalarını da görmesi adına çok ibretli bir söz söyler: “İlk taşı hiç günahı olmayan birisi atsın.” Hz. Ömer (r.a.) Medine sokaklarında gezerken bir evden çalgı sesi geldiğini duyar. Bahçe duvarının üzerinden baktığında bir şahsın içki içtiğini, diğerinin de şarkı söylediğini görür. Hemen sözle müdahalede bulunur. O şahıs da: “Ey Ömer! Sen beni bir günahla itham ederken, üç tane günahı birden işlediğinin farkında mısın? ” der ve sırasıyla yapılan yanlışlıkları saymaya başlar.
  • Afv u Safh: İslam’ın kusurlara göz yumma adına önemli dinamiklerinden birisi de afv u safh’dır.
  • Konuyla alakalı misaller: Hz. Aişe (r. anha) validemize iftira atılmıştır. Bu hadiseyi etrafa yayanlardan birisi de Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) bakımını üstlendiği Mıstah İbn Üsase’dir. Hz. Ebû Bekir (r.a.) bu şahsın yaptıklarını duyunca kendisine yaptığı yardımları kesmeyi düşünür. Bu sırada: “İçinizden fazilet ve imkân sahibi olanlar, akrabalara, fakirlere, Allah yolunda hicret etmiş olanlara sadaka vermeme hususunda yemin etmesinler! Affedip müsamaha göstersinler. Siz de Allah’ın sizi affedip müsamaha göstermesini arzu etmez misiniz? Allah gerçekten gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).” (Nûr sûresi, 24/22) ayet-i kerimesi nazil olur. Efendimiz (s.a.s.) Akra İbn Habis ile Uyeyne İbn Hısn’a Huneyn ganimetlerinden bolca pay vermiştir. Genç sahabilerden birisinin: “Bu taksimde Allah’ın rızası gözetilmedi.” sözü üzerine Allah Resûlü’nün (s.a.s.) tavrını değiştirmeden sakin ve affedici bir üslupla o şahsa verdiği cevabı Hz. Âişe validemize iftira yaygarasını planlayan Abdullah İbn Übey İbn Selül’dür. Allah Resûlü bu şahsın yaptığı kötülükleri hiçbir zaman yüzüne vurmamış, kusurlarını görmezden gelmiştir. Hatta öldüğü zaman cenaze namazını dahi kılmak istemiştir. İttihat ve İttifak: Müslümanların arasında onları birleştirecek, bütünleştirecek o kadar çok faslı müşterekler vardır ki, bunların acilen hayata geçirilmesi lazımdır.
  • “Hepiniz toptan, Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılın, bölünüp ayrılmayın. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah kalplerinizi birbirine ısındırmış ve onun lütfu ile kardeş oluvermiştiniz.” (Âl-i İmrân sûresi, 3/103) ayetinin izahı yapılıyor.
  • Fasl-ı Müştereklerimiz: Allah bir, peygamber bir, millet bir, ülke bir Bütün birler, bir ve beraber olmayı gerektiriyor. Herkes kendini haklı görebilir. Ama bu, başkalarının yol ve yöntemlerinin bâtıl olmasını gerektirmez. İnsan doğruyu söylemelidir. Çünkü doğruyu söylemek bir vecibedir. Konuyla alakalı olarak: “(İnsanın) ağzından çıkan bir tek söz olmaz ki yanında, bu iş için hazırlanmış gözcü olmasın, onun söylediğini ve yaptığını kaydetmiş olmasın.” (Âl-i İmrân sûresi, 50/18) ayetinin izahı yapılıyor.
  • İnsanın Düşmanları: İnsanın kendisine en büyük düşmanı nefistir. İnsana zarar veren önemli düşmanlardan bir diğeri de gıybettir.