Yazdır

Nisâ, 4/18

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Kur'ân'dan İdrake Yansıyanlar

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئٰاتِ حَتّٰى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنّ۪ي تُبْتُ الْاٰنَ وَلاَ الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُولٰـئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً أَل۪يماً

"Yoksa kötülükleri yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca, 'Ben şimdi tevbe ettim.' diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır." (Nisâ sûresi, 4/18)

İmanın kabul edilmediği, insan hayatının o en son anına hâlet-i yeis denir. Ne var ki bunun başlangıç anını çok iyi tespit etmek gerekir. Bu an, insanın dünya hayatına geri dönmesi ve zamanın en dar bir dilimi de olsa, onun şuurluca yaşanmasının mümkün olmadığı; bir ilave tevcihe göre de, bunun hem ölmek üzere olan şahıs, hem de etraftakiler tarafından bilindiği andır.

Evet, insan, bir ân-ı seyyale bile olsa, yani aklı başındayken, en dar bir zaman dilimi içinde bile inanabildiği takdirde, onun imanı geçerlidir. Nitekim Ebû Talib'e, Efendimiz'in iman teklif ettiği an işte bu andır. Çünkü Ebû Talib, bu tekliften sonra, belli dış zorlamalarla عَلٰى مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ "Abdulmuttalip'in dini üzerine."[1] demiştir. Yine aynı çerçevede benzerlik arz eden hasta bir Yahudi çocuğunun durumu da üzerinde durulmaya değer. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) son anlarını yaşayan böyle bir çocuğu ziyarete gider, ona "Lâ ilâhe illallah" demesini telkin eder. Çocuk da babasının gözlerinin içine bakar ve babasından işareti alır almaz da gürül gürül kelime-i şehadeti söyleyerek iman eder.[2] Demek ki şuurun bütün bütün bulanıp muhtell olmadığı sürece, gök kapıları o imana açık bulunuyor.

Evet, hâlet-i yeis yani imanın artık kabul edilmeyeceği an, bir ân-ı seyyale dahi olsa, dünya hayatından şuurluca bir zamanın geçmeyeceği devrede başlar. Fakat tersi olursa, o ân-ı seyyaledeki niyet, düşünce ve kanaat bir tohum gibi mütalâa edilir ve daha sonraki berzah ve haşir hayatında da o tohum neşv ü nema bularak, insanın karşısına bir mükâfatlar demeti hâlinde çıkabilir.

Öyleyse, hâlet-i nez'iden önce, henüz hayattan ümit kesmeden ve ondan bütün bütün kopmadan küfürden dönmek ve imana yönelmek her zaman makbuldür. Durum aksine ise, hüküm de farklı olacaktır. Yani bir mânâda gözler dünyaya kapanıp ukbâya aralanınca artık fırsat fevt edilmiş sayılır. Zira imandan sonra, bir kelime-i tayyibe ile dahi olsa amel etme imkânı kalmamıştır. İmandan sonra fısk u fücurla sürekli ufuklarını karartanlara قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ أَسْرَفُوا عَلٰى أَنْفُسِهِمْ لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ 3 fehvâsınca hususî bir muamele ve bir himayenin olabileceği rahmet-i ilâhiyeden ümit edilir.

[1] Buhârî, cenâiz 80; menâkıbü'l-ensar 40; tefsir (28) 1; Müslim, iman 39; Nesâî, cenâiz 102; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/433.
[2] Buhârî, merdâ 11; Ebû Dâvûd, cenâiz 2.
[3] "De ki: 'Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz.'" (Zümer sûresi, 39/53)