Yazdır

Bakara, 2/114

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Kur'ân'dan İdrake Yansıyanlar

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللّٰهِ أَنْ يُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُ

"Allah'ın mescitlerinde O'nun adının anılmasına engel olandan daha zalim kim vardır!" (Bakara sûresi, 2/114)

Âyet-i kerimenin mânâsını sebeb-i nüzuldeki meseleye hamlederek anlamak; yani bunlar, insanların Beyt-i Makdis'e ulaşmasına mâni olan Hıristiyanlardır deyip bundan hususî bir hüküm çıkarmak meseleyi daraltmak sayılır. Zira, çok yerde olduğu gibi, burada da, sebeb-i nüzul hususî, hüküm umumîdir. Öyleyse, gerek o devirde, gerekse sonraki devirlerde Hz. İsa'yı çarmıha germek isteyenler, insanların en zalimidirler. Hz. Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kâbe'ye girmesine engel olmak için Hudeybiye'de karşısına çıkanlar ve onların bu düşüncelerini takip edenler, yine insanların en zalimidirler. Mescitleri, camileri muattal bırakanlar insanların en zalimidirler. Milletin dinî hayatına, mescitlere kadar uzanan müdahaleleriyle hacir koyanlar, insanların en zalimidir vs. Mademki Kur'ân evrensel bir kitap; öyleyse bu âyeti, böyle değişik tevcihler içerisinde ele almak ve yorumlamak Kur'ân'ın ruhuna daha uygun olsa gerek...

Her şeyi yerli yerine koyup kıymet-i zatiyesiyle değerlendirmek bir hak ve hakkaniyet, bu espriye aykırı davranarak değişik şeyleri kıymet-i zatiyelerinin altında veya üstünde değerlendirmek de bir zulümdür. Öyle ise, bir şey layık olduğu yerin ne kadar daha altına çekilir ve ne kadar daha üste çıkarılırsa, o ölçüde büyük bir zulüm irtikâp edilmiş olur. Bu itibarladır ki, Allah'a şirk gibi en büyük çarpıklık en büyük zulüm sayılmış; tevhidi ilan ve şirk ü ilhadın sesini bastırma mahalli sayılan veya şirkten uzaklaşıp tevhide ulaşma rampaları kabul edilen mescitleri, bina edilme gayelerine muhalif olarak, içlerinde Allah'ın anılmasına mâni olmak veya oralarda kulluk sınırlarını daraltmak, dahası oraları kapamak veya yıkmak ya da yıkılmasına göz yummak, şirk zulmünün arkasında yer alabilecek katmerli bir haksızlık ve tecavüzdür.

Elbette ki, Mescid-i Aksâ'ya bu ölçüde bir taarruz diğer mescitlere nisbeten katmerli bir zulüm; Mescid-i Nebevî'nin aynı şeylere maruz kalması, muzaaf bir haksızlık; Mescid-i Haram'ın böyle ürperten bir muameleye tâbi tutulması ise tasavvurları aşan bir ilhad ve küfür olur. Meseleye böyle yaklaşınca, Mescid-i Aksâ'nın nüzule sebep teşkil etmesine binaen seçilen kelimelerdeki espri daha rahat kavranmış olacaktır. Zaten "mescid" değil de, çoğul sigasıyla "mesacid" denmesi de konunun umumî olduğunu hatırlatır mahiyettedir.

Bu öyle bir yaklaşımdır ki, Mescid-i Aksâ'ya tecavüz açısından Şabur ve Buhtunnasır bu zulümden nasiplerini aldıkları gibi, Ospasyonus ve Titos da nasiplerini almışlardır. Dünyanın şarkında-garbında mâbetlere tavır alan bütün mütecavizler bu haksızlıktan hissement oldukları ve olacakları gibi, ahir zamanda, Kâbe'yi ve Ravza'yı tahrip edecek kaba kuvvet de bu katmerli zulmün zalimleri olarak silinmez bir yazıyla kaydedilecektir.