Yazdır

Rahmân, 55/17

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Kur'ân'dan İdrake Yansıyanlar

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ

"(O) iki doğunun ve iki batının Rabbidir." (Rahmân sûresi, 55/17)

İlk nazarda bu âyet-i kerime, iki nihaî doğu ve batının sınırlarını gösteriyor.

Meselâ, yazın güneşin doğup-battığı yerler ile kışın güneşin doğup-battığı yerler farklı farklıdır. Güneş yazın en nihaî noktada batıyor ve en nihaî noktada doğuyor. Kışın, en kısa günlerde de en ednâ noktadan doğuyor ve yine en ednâ noktada batıyor. O zaman her gün güneş değişik maşrıkta doğuyor, "şuruk-i şems" oluyor, değişik mağripte batıyor ve "gurub-u şems" oluyor. Böylece en nihaî şuruk ve gurup açıları içinde değişik maşrıkler ve mağripler bulunuyor demektir. Onun için "İki doğunun ve iki batının Rabbi." deniliyor.

Evet bu mülâhazaya göre, her gün için ayrı bir doğuş ve batış noktası söz konusu olsa da nihayet sınırların zikri ile aradaki nisbî maşrıkler ve mağripler, yakın oldukları kutuplara irca edilerek mesele iki maşrık ve iki mağrip şeklinde ele alınmıştır. Aslında Kur'ân-ı Kerim bütün buudları nazar-ı itibara alarak çoğul kipiyle:

فَلاَ أُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ

"Hayır, hayır! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki..."[1] demiş, esas ve mebde olan doğu buudunun yanında, tâbi ve doğu buudunun bir devamı sayılan batı buudunu da zikretmiştir.

Ayrıca burada ay ve güneşle beraber, teker teker küre-i arza göre doğup batan bütün ecrâm-ı semaviyenin şuruk ve gurub çerçevelerine de işaret edilmiş olabilir. Hatta meselenin sadece arz açısından ele alınıp onun dönüşüyle meydana gelen ihtilaf-ı metâli' ve ihtilaf-ı meğârib mülâhazası da nazara verilmek için böyle bir üslûp seçilmiş olabilir.

Bundan başka, arzın güneşin etrafında, güneşin de kehkeşan içinde belli bir yörüngede dönerek yoluna devam etmesiyle her zaman bize geniş iki maşrık ve iki mağrip sunmaları söz konusudur ki, bu iki ilâhî mekik doğrudan doğruya -diğerlerininki dolaylı yoldan olsa da- bize Cenâb-ı Hakk'ın hem kudretini hem de nimetini hatırlatmaktadır. Kudret, Cennet ve ebediyetin teminatı olması, nimet de ruhanî ve cismanî arzu ve emellerimize cevap vermesi bakımından şükretmeyi ve nankörlüğe düşmemeyi gerektirmesi açısından, tulû ve gurubların çağrıştırmasıyla gözlerimizi her açıp kapayışta kendi kendimize: "Şimdi Rabbinizin hangi eltâfını yalan sayacaksınız?"[2] der, şükranla geriliriz.

اَللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ وَإِلَيْهِ الْمَرْجِعُ وَالْمَاٰبُ

[1] Meâric sûresi, 70/40
[2] Rahmân sûresi, 55/18