Yazdır

Kasas, 28/85

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Kur'ân'dan İdrake Yansıyanlar

Oy:  / 9
En KötüEn İyi 

إِنَّ الَّذ۪ي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لَرَادُّكَ إِلٰى مَعَادٍ

"Kur'ân'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir." (Kasas sûresi, 28/85)

Burada iki tevcih söz konusu: Bunlardan biri şudur: Âyet, Peygamber Efendimiz'e, vukuunu şeb-i arûs gibi beklediği öbür âlem ve likâullah gibi en mahbup şeyleri hatırlatmak sadedinde "Herhâlde o Kur'ân'ı sana farz kılan (ahkâmını sana düstur-u hayat yapan) Allah, seni en sonunda varılacak yere döndürecektir." diyerek yurdundan yuvasından, tasavvurlar üstü mahbubiyeti haiz Kâbe'sinden ayrılmanın hüznüyle buruklaştığı bir sırada Habibine, O'nun yüce fıtratına göre en büyük bir bişaret sayılan hususî fakat mahiyeti idrak edilemeyecek kadar aşkın, -buna مَعَادٍ kelimesindeki tenvin-i tenkir işaret etmektedir- içinde "likâullah" ve "rıdvânullah" olan o en son karargâhı vaad etmekle O'nun keder ve tasalarını sevince çevirmiştir.

Diğeri; Allah (celle celâluhu) Kasas sûresinin başından bu âyete gelinceye kadar, Hz. Musa ve onun hayatındaki ilginç noktaları, onun Firavunla olan mücadelesini, kendi kavmi ile olan münasebetlerini anlatıp tarihî tekerrürler devr-i dâimini nazara verdikten sonra Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) için de bunların mukadder olduğunu hatırlatarak bir sünnetullah vurgulaması yapmakta. Şöyle ki yeri gelince Allah Resûlü de, tıpkı Hz. Musa gibi yurdundan, yuvasından çıkarılacak ve başka bir yerde ikamete zorlanacaktır, denilerek değişmeyen bir kanuna dikkat çekilmektedir. Bu meselenin âyetle olan alâkasına gelince; sûre Mekke'de nazil olmuş, şu anda mealini verdiğimiz âyet ise, bir rivayette hicret esnasında indirilmiştir. Demek ki bu âyeti ile Kur'ân, bir taraftan Mekke'den çıkartılmakla üzgün olan Nebisinin gönlüne huzur üfleyerek, şimdilerde çıkarıldığı Mekke'ye dokuz-on yıl sonra yeniden döneceği müjdesini vermektedir ki, bu tevcih daha güçlü ve aynı zamanda gaybî bir haber olması itibarıyla dava-yı nübüvvete de delâlet etmektedir.

Mevsimi gelince Mekke fethedilmiş, hasımlar dûçâr-ı zillet olmuş; İnsanlığın İftihar Tablosu da aziz arkadaşlarıyla tasavvurlar üstü bir muvaffakiyetle yeniden o şanı yüce "meâd"a avdet etmişlerdir. Meâd sözcüğünden anlaşılan -ilk önce orada bulunma esas olduğuna göre- bu yaklaşım doğruya daha yakın görünmektedir.

اَللّٰهُ أَعْلَمُ بِالصَّوَابِ وَإِلَيْهِ الْمَرْجِعُ وَالْمَاٰبُ