Yazdır

Enbiya, 21/87

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Kur'ân'dan İdrake Yansıyanlar

Oy:  / 11
En KötüEn İyi 

فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لاَ إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ

"Nihayet karanlıklar içinde: 'Senden başka hiçbir Tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum.' diye niyaz etti." (Enbiyâ sûresi, 21/87)

Hz. Yunus (aleyhisselâm) ile ilgili bu âyette önce şunun belirtilmesi lâzım. Değişik rivayetlere göre o, kavminin kendisine inanmaması sonucu, geçmiş kavimleri helâk eden bir kısım belâ emareleri zuhur edince, bulunduğu beldeden, Allah'tan açık bir emir almadan ayrılması, Hz. Yunus'a (aleyhisselâm) göre, yani mukarrabîne göre bir kayma ve sürçme sayılacağından o kaderî bir plânla denize atılır ve bir balık tarafından yutulur. İşte sebeplerin büsbütün devre dışı kaldığı bu esnada o, bir Nebi idrakiyle Hz. Müsebbibü'l-Esbâb'ı duyar, O'na yönelir ve yakarışa geçer. Onun orada yaptığı yakarışı Kur'ân bize şöyle anlatıyor: فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ "Karanlıklar içinde niyaz etti." Ve لاَ إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ "Senden başka mâbud-u bi'l-hak ve maksud-u bi'l-istihkak yoktur." سُبْحَانَكَ (fiili mahzuf masdar) "Seni tesbih ü takdis ederim." Zira Senin ne zâtında ne de icraatında eşin, benzerin, ortağın yoktur. Olacak her şey Senin dilemenle olur, olmamasını dilediğin şeyler de olmaz. Yani benim denize atılmam Senin dilemenle olmuştur. Kurtulmam da yine ancak Senin meşîetinle olacaktır. إِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ -burada da bir itiraf ve o itirafın içinde de bir tevbe var- "Şüphesiz ki ben (nefsine) zulmedenlerden oldum."

Aslında her peygamber yaptığı "zelle" karşılığında, durumuna muvafık bir şekilde tevbe etmiştir. Meselâ, Hz. Âdem

قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

"'Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik.. Sen kusurumuzu mağfiret buyurup, bize merhamet etmezsen en büyük kayba uğrayanlardan oluruz.' diye yalvarıp-yakardılar."[6] demiş, Hz. Musa رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْل۪ي "Rabbim, nefsime zulmettim, beni mağfiret buyur."[7] diyerek yalvarmıştır. Efendimiz'e gelince, bu mânâda bir duasını bilmiyorum ama, Hz. Ebû Bekir'e öğrettiği اَللّٰهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي ظُلْمًا كَث۪يراً "Allah'ım, nefsime çok zulmettim..."[8] diye devam eden duada, aynı paralelde cümleler kullanmıştır.

Şimdi bu âyeti yeniden ele alacak olursak; لاَ إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ de evvelâ Allah'ın büyüklüğünü, ululuğunu gürül gürül bir ilan göze çarpar.

Esbabın bütün bütün sukut ettiği o esnada Hz. Yunus da esbabı tesirden azleder ki, bu çok önemlidir. Aslında sebeplerin tamamen işe yaramaz hâle geldiği anlarda hemen her insan, ister istemez Allah'a teveccüh eder. İşte سُبْحَانَكَ إِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ bize bu mânâyı ifade eder.

Burada bir taraftan kendisinin sıfır olduğunu itiraf, diğer taraftan kendi zulmünü ilan ile Allah'a teveccüh ve O'nun şefkatini celbetme söz konusudur. Zaten Allah'ın rahmet ve mağfiretini celbetmede en etkili yollardan biri de şahsın kendi kusurunu itiraf etmesidir ki, bu aynı zamanda enbiyâ-i izamın yoludur.

Burada Bediüzzaman Hazretlerinin belirttiği bir husus daha var ki, o da لاَ إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ cümlesinin istikbalimize bakıyor olmasıdır. Evet meseleyi, belâgatteki "mukteza-i hâle mutabakat" kaidesi içinde ele alacak olursak ister ferdî plânda, ister umum toplum çapında bizi karanlıklardan kurtarıp aydınlığa kavuşturacak ve sahil-i selâmete çıkaracak sadece ve sadece Allah'tır. O da tevhidin bütün çeşitlerini ilan adına لاَ إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ diye ifade edilmiştir. Yalnız, burada bir hususa daha işaret etmek icap edecek; Hz. Yunus (aleyhisselâm) hususî durumu veya içinde bulunduğu hâl itibarıyla, "Senden başka ilâh yoktur." demiştir. Bizler de bu hâli veya makamı biraz da içinde bulunduğumuz ahval mülâhazasıyla ele alıp لاَ إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ yerine لاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ diyebiliriz ki hâlihazırdaki konumumuza bu daha muvafık düşer zannediyorum.

Ayrıca burada şu hususlara işarette de yarar var. Hz. Yunus'un bu yalvarış ve yakarışı bir gece vakti tahakkuk etmişse,

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلٰى النُّورِ

"Allah iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidayetin biricik nuruna kavuşturur."[9] âyetiyle; وَتَرَكَهُمْ ف۪ي ظُلُمَاتٍ "Allah onları karanlıklar içinde bırakmıştır."[10] âyetinde de ifade edildiği gibi, ışığın dışında kalınca pek çok karanlığın var olduğu vurgulanmıştır. Hz. Yunus'un maruz kaldığı karanlıkların başında, kabul ettiği "zelle"sinin içini buğulandırması, teveccüh ve duadaki hicabı, gecenin gerçek karanlığı, denizin ve balığın karnının ürperten atmosferi gibi pek çok zulmet söz konusudur.

Hz. Yunus böyle bir hâle giriftar olmadan önce de bu seviyede derin bir tevhid ve tecridi duyacak kadar, hem de peygamber ufku itibarıyla bir Ârif-i Zîşân'dı ve onun سُبْحَانَكَ sızlanışı da, "Ey Rab, Senin ulûhiyetinin hakkını ve hikmetinin muktezasını itiraf ve ilan ederek Sana sığınır, ulûhiyetinin haşmetine karşı aczimi haykırmak isterim." mülâhazalarını ifade sadedindeki sözleri de bunun açık delilidir.

إِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ "Ben zalimlerden oldum." sözü enbiyâ-i izama mahsus küçük bir kaymayı bile büyük görme mülâhazasından başka bir şey değildir. Böyle bir itirafta, "Hâlim budur; o da Sana ayandır." Bir meşhur şairin: "Benim pek çok ihtiyacım, senin de bilgi ve anlayışın var! Sükutum öyle bir söz ki işte asıl hitap da odur." işaret ettiği türden bir hâl arzı vardır.

...Ve bir seçkinin, seçkinlere yakışır seçkin üslûpla yaptığı böyle bir dua ve yakarışa öteden gelen ses bellidir: وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ "Kendisini gam u kederden kurtardık..."[11]

اَللّٰهُمَّ كَمَا نَجَّيْتَهُ فَنَجِّنَا مِنَ الْهَمِّ وَالْغَمِّ بِحُرْمَةِ مَنْ أَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ وَصَلّٰى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ عَلٰى اٰلِهِ أَجْمَع۪ينَ

[6] A'raf sûresi, 7/23.
[7] Kasas sûresi, 28/16.
[8] Buhârî, ezan 149; tevhid 9; daavat 16; Müslim, zikr 47, 48; İbn Mâce, dua 2; Tirmizî, daavat 96; Nesâî, sehv 59.
[9] Bakara sûresi, 2/257.
[10] Bakara sûresi, 2/17.
[11] Enbiyâ sûresi, 21/88.