Yazdır

Meryem, 19/5

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Kur'ân'dan İdrake Yansıyanlar

Oy:  / 5
En KötüEn İyi 

وَإِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائ۪ي وَكَانَتِ امْرَأَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيّاً

"Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver." (Meryem sûresi, 19/5)

Hz. Zekeriya'nın (aleyhisselâm), Rabbisinden çocuk istemesini kadere razı olmama şeklinde yorumlamak doğru değildir. Zira bu talebi üzerine bina edebileceğimiz başka hususlar söz konusu. Bir kere Hz. Zekeriya (aleyhisselâm), Benî İsrail'e gönderilen bir peygamberdir. Benî İsrail ise o güne kadar hem dinî, hem de dünyevî işlerinde hep peygamberlerle temsil edilegelmişlerdir. Talut'un Benî İsrail'e kumandan olarak seçilmesi karşısında onların tavırları hatırlanabilir...[1] İşte bu mülâhazayla, yaşlandığı hâlde çocuğu olmayan Zekeriya (aleyhisselâm), kendisinden sonra başa geçecek insanı, kavminin tanımayacağı, dolayısıyla da İsrailoğulları arasında birliğin bozulacağı endişesiyle böyle dua etmiştir.

Bu âyete bir başka açıdan şöyle de bakılabilir:

İnsan dünyevî olan her şey ile imtihan olur. Örnek olarak Hz. İbrahim (aleyhisselâm) ile Hz. Zekeriya'yı verebiliriz. Hz. İbrahim'in gizli bir arzu ve isteği olmuştu ki bunu meleğin kendilerine çocuk müjdesini verdiği zaman sevinmelerinden anlıyoruz. Hz. Zekeriya (aleyhisselâm) ise açıktan açığa çocuk istemişti ki, bunu da Kur'ân tasrih etmektedir. İlâhî hikmet gereği her iki nebi de çocukları ile imtihana tâbi tutulmuştur. Sanki gizli isteme daha hafif olduğundan Hz. İbrahim (aleyhisselâm), çocuğunu kesme mükellefiyetiyle, Hz. Zekeriya (aleyhisselâm) ise açıktan istediği için hem kendisi, hem çocuğu Hz. Yahya'nın (aleyhisselâm) kavmi tarafından kesilmesiyle ağır ama encamı hayırlar üstü hayır bir imtihana tâbi tutulmuşlardır. Evet, elbette ki herkesin imtihanı kendi seviyesine göredir. Bunlar mukarrabîndendir ve mukarrabînin imtihanı ise tahammülfersâ ve çetindir.

Yukarıdaki âyet, Hz. Zekeriya'nın çoluk çocuk, yakın akraba ve yardımcıdan mahrum olma endişesi, dinî ve dünyevî işlerinde kendisine halef olabilecek birini henüz görememe ve bilememe endişesidir. Onun için duasının Âl-i İmrân'daki ifadesiyle: قَالَ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً "Yâ Rab, nezdinden bana tertemiz bir zürriyet ver."[2] Enbiyâ sûresindeki şekliyle de: رَبِّ لاَ تَذَرْن۪ي فَرْداً وَأَنْتَ خَيْرُ الْوَارِث۪ينَ "Rabbim, beni yalnız bırakma, Sen vârislerin en hayırlısısın."[3] diyerek kendi sulbünden bir temsilci talebinde bulunmuştur ki, bu ona hem nübüvvet mesleğinde hem de Yakup hanedanını temsilde mirasçı olacaktır.

Zaten Hz. Muhbir-i Sadık'ın إِنَّا مَعْشَرَ اْلأنْبِيَاءِ لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَاهُ صَدَقَةٌ "Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız. Bizim geride bıraktıklarımız sadakadır."[4] fehvâsınca nebilerin ne kendileri adına ne de evlâtları ya da yakınları adına miras kaygısı taşımaları söz konusu değildir.

Bu itibarla buradaki talep, dava-yı nübüvvete mirasçı talebidir ve onu da Hz. Hayru'l-Vârisîn önce duayı kabul buyurup ihsan etmiş; hem de Kendi ihsanını tam hissettirmek için izzet ve azametine yaşlı bir erkekle âkır bir kadını perde yaparak ihsan etmiş; sonra da hakikî mirasçı Kendi olduğunu ihtar sadedinde onu farklı ve istisnaî bir yolla verdiği gibi farklı bir yolla da geri istemiştir.

[1] Bakara sûresi, 2/247.
[2] Âl-i İmrân sûresi, 3/38.
[3] Enbiyâ sûresi, 21/89.
[4] Buhârî, i'tisam 5; humus 1; nafakat 3; fezâilu ashabi'n-nebi 12; ferâiz 3; Müslim, cihad 51, 52, 54, 56; el-Esbehânî, Delâilü'n-nübüvve, 1/138. (Lâfız el-Esbehânî'ye ait.)