Yazdır

İslam ve Laiklik Abant'ta Tartışıldı

Yazar: Yeni Yüzyıl Tarih: . Kategori 1998 Haberleri

Oy:  / 17
En KötüEn İyi 
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından düzenlenen ve 3 gün süren "İslam ve Laiklik" sempozyumu dün sona erdi. Sempozyuma katılan bilim adamı, sanatçı ve sivil toplum örgütü temsilcileri laikliğin din karşıtlığı olmadığı görüşünde birleşti.

Sonuç bildirgesinde özetle şöyle denildi:

1. Vahiy, akla hitap eder ve onun tarafından anlaşılıp yorumlanmasını ister. Vahyin anlaşılması ve yorumlanması hususunda her inanmış insana, düşünce gücü ve bilgisi ölçüsünde, sorumluluk düşmektedir.

2. Müslümanlar, islam dünyasının gündelik problemlerini çözüme kavuşturma yetkisine sahiptirler.

3. Kur'an açısından bakıldığında, alem üzerinde, bilgisi, iradesi, rahmeti, adalet ve kudretiyle mutlak hakim hiç kuşkusuz, Allah'tır. Bütün varlıklar da bu külli hakimiyetin altındadır. Fakat, bu 'hakimiyet' kavramı ile 'Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' ilkesinde yer alan 'hakimiyet' kavramı birbirine karıştırılmamalıdır. 'Hakimiyet milletindir' ifadesi, 'Hakimiyet bir ferdin, sınıfın, zümrenin tabii veya ilahi hakkı değildir' anlamına gelir, siyasi manada 'milli irade'yi esas almak ve onun üstünde bir güç tanımamak demektir.

4. Devlet metafizik veya siyasi anlamda kutsallığı bulunmayan beşeri bir kurumdur. Devlet bireylerin doğal insani ilgi ve ihtiyaçlarını yerine getirmek için varolan ereğini ve işlevini bu ilgi ve ihtiyaçlarda bulur. Yaşama, güvenlik, adalet, özgürlük bu ilgi ve ihtiyaçların en temel ve doğal olanlarıdır. Devletin her türlü ideolojiye, inanç ve felsefi görüşe eşit mesafede bulunması gerekir. Devletin totaliter, otoriter, sert, dayatmacı bir resmi ideolojisi olamaz. Devlet bütün dinlerin, inançların ve dini yorumların önündeki engelleri kaldırır; din ve vicdan özgürlüğünü, dini inançların gereklerinin serbestçe yerine getirilmesini herkes için güvence altına alır.

5. İslam'ın demokratik hukuk devletinin evrensel ve temel değer ve ilkeleri dışında, siyasi rejimin ayrıntılarının düzenlenmesini topluma bıraktığı görüşündeyiz.

6. Laiklik esas itibarıyla bir devlet tutumudur ve laik devlet dini tanımlamaz, bir din siyaseti de gütmez. Temel hak ve özgürlüklerin tanımı ve sayımında laikliğin kısıtlayıcı bir ilke olarak yer almaması gerekir.

7. Laiklik, din karşıtlığı değildir ve insanların yaşam tarzlarına müdahale edilmemesi biçiminde anlaşılmalıdır. Laiklik bireyin özgürlük alanını genişletmeli, özellikle kadına karşı ayrımcılık şeklinde sonuç doğurmamalı, onu kamu alanındaki haklarından mahrum etmemelidir.

8. Türkiye'nin sıkıntılarının aşılması için özgürlükçü demokrasinin kökleşmesi ve sivil toplumun güçlendirilmesinin önündeki engellerin kaldırılması sağlanmalıdır.

9. Laiklik ilkesi, insan haklarında mutlak eşitlik ilkesi ile adalet ilkesinin tarafsız uygulanmasından hiçbir dini veya felsefi görüşe ödün vermeme anlamında bir anayasal tanıma kavuşturulmalı, ikinci aşamada da bütün mevzuat gözden geçirilerek vatandaşların ciddi boyutlara varan endişe ve ızdırapları giderilmelidir.

10. Biz, Abant'ta toplananlar şuna inanıyoruz: İnsanların değişik görüş ve eğilimlerden olmaları, farklı yaşam tarzlarını tercih etmeleri, ülke yararını gözeten sağlıklı kararlar almalarına engel değildir. Sorunlarımız, ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, vatandaş inisiyatifleriyle çözülebilir. Din-devlet ilişkileri üzerinde üç gün süreyle yürüttüğümüz tartışmalar sonunda ulaştığımız sonuçların bütün Türkiye'nin ortak özlem ve beklentilerine cevap vermeye yardımcı olacağına inanıyoruz.

Fethullah Gülen: Laikliği dogmalaştırmayalım

Fethullah Gülen de sempozyuma gönderdiği mesajda dinin siyasete alet edilmemesi gerektiğini söyledi. Gülen mesajında şunları söyledi:

İştirakleriyle sempozyumunuzu şereflendiren değerli hocalarım ve aydınlarımız. Bugün ülkemizde en fazla yanlış anlamaya maruz kalan iki konunun İslâm ve lâiklik olduğunu ve ferdî ve içtimaî hayatımızda kökleşmiş bulunan bu iki değerin aynı şekilde, en fazla istismar konusu yapıldığını herhalde kabûl edeceklerdir. Kalbî tasdik ve itmi'nan ve vicdanî bir duyuş ve zevkediş olan dinin sert bir ideoloji ve katı bir dogma haline getirilmesi nasıl tehlikeli ise, esasen din, düşünce, vicdan ve dini yaşama özgürlüğünü devlet garantisi altına alan lâikliğin de zaman zaman katı bir dogma ve ideoloji halinde toplum mozayiğimizi ve millî birliğimizi tehdit edici bir kimliğe büründürülmesi de aynı şekilde tehlikelidir inancındayım. Bu bakımdan, din, düşünce ve teşebbüs hürriyeti kadar, aslî ve hukukî sınırları içinde içtimaî birliğimize hizmet etmesi ve bu ruhban-teokrasi sınıfı hakimiyetinden ve dinin siyasete alet edilmesinden idare ve toplum yapımızı kurtarmanın sibobu olmasının yanısıra, milletimizin dinini yaşamasını da temin yolunda kullanılması gereken lâikliğin doğru anlaşılması açısından, bu türden sempozyum ve fikir alışverişlerinin çok faydalı olacağına inanıyorum."