Yazdır

Milletimizin Ana Dâvâsı

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Yeni Ümit Yazıları

Oy:  / 1
En KötüEn İyi 

Bütün dünyanın bahara kaydığı şu günlerde hemen herkes, tarih perspektifi açısından bir kısım tersliklere rağmen, geleceğin aydınlık olacağı gerçeğinde ittifak ediyor. Ancak cihan çapındaki bu 'oluşumu' azim, irade ve yüksek bir performansla zorlayanların durumu da, üzerinde durulmaya değer bir konu. Bu ülke ve milletimizin geleceğini düşünmek, her aydının vazifesi olduğunda şüphe yok. Ne var ki herkes, böyle bir sorumluluk altında olduğunun şuurunda mı, değil mi onu bilemeyeceğim; bu konuda bildiğim bir şey varsa, o da, yıllardan beri bu ülkede bir avuç insanın, yatıp-kalkıp sürekli geleceğin hülyâlarıyla yaşamış olması ve yolların bir gün mutlaka düzlüğe çıkacağı ümidiyle hep çırpınıp durmasıdır.

Bir zamanlar uğrunda, milyonlarca insanın değişik şekillerde can verdiği bu ülke ve bu topraklar, bugün de pek çok vefalı evladıyla, maziden âtiye geçiş heyecanı içinde.. hem de ümitle dopdolu ve milletini yükseltme hummasıyla inim inim olarak. Öyle ki bunlardan her biri bir el ve bir ayaklarıyla gündelik meşguliyetlerinin içinde bulunurken, diğer el ve ayaklarını, hatta his ve şuurlarını ideallerinin emrine vererek geleceğin plân ve projelerini üretmeye çalışıyorlar. Bu itibarla da şanlı ve azametli bir tarihin, talihli ve zeki bir milletin, bir mânâda bin yıldan beri koruyup kolladığı, geliştirip şekillendirdiği ana dâvânın bir kere daha ciddî bir 'dâüssıla' tutkusuyla ruhlarda tütmeye başladığı söylenebilir. Evet, pek çoğu itibarıyla bugünkü nesiller, birlik ve beraberlik şuuru ve milletlerini çağın birinci milleti haline getirme azimleriyle, hem bu dâvânın remzi, hem de bu misyonun temsilcileri gibi görünüyorlar. Bir muhalif rüzgâr esip her şeyi harman gibi savurmazsa, gelecek, bunların ebedî otağı olacağa benzer.

İlk İslâm büyükleriyle, çok kısa zamanda dört bir yanda şehbal açıp; Emevi, Abbasi derken, Selçuklularla ayrı bir kıymet hükmüne ulaşan ve nihayet Osmanlılarla bir ulu mesele haline gelen bu dâvâ, belli bir dönem itibarıyla ağır bir talihsizliğe uğratılmış olsa da, bugün yeniden köyde-kentte, ailede-devlette, sokakta-mektepte, sanatta-ilimde, işte-ahlâkta bir diriliş süreci yaşamakta ve ülkenin ruh haritasını gönül heyecanlarıyla uyarıp, renklendirip, gözyaşlarıyla sulayanlar sayesinde, her şeye rağmen bir fecir vefasıyla daha şimdiden dört bir yanda tüllenmeye başladı bile. Bir mânâda üst üste kâzip fecirlerin aldatmalarına maruz kalınsa da, yakında güneşin doğacağını haber veren en sadık şâhitler de yine o fecirlerdir.

Talihsiz bir dönemde bizim ruh ve düşünce dâvâmızın yerine gelip oturan madde hırsı, makam sevgisi, yaşama tutkusu, şöhret hissi, dünyaları kaybetme endişesi... gibi hususlar veya en pes şeylerin kutsallaştırılmasına karşılık, bugün artık bütün bunların yerini, ruh ve mânâ eksenli şeyler almaya başlamıştır. Evet dün, vatan kurtarma ve ülkeyi batı standartlarına ulaştırma iddiasıyla atıp-tutan, çalışıyor görünüp caka yapan bir kısım toy düşüncelerin ve onların fantezilerinin yerinde bugün büyük ölçüde, ilmin, sanatın, ahlâk ve faziletin yüksek temsilcileri veya böyle bir temsilciliğe namzet mazinin bütün değerlerinin mirasçıları var.

Gerçi hâlâ bir kısım siyaset meydanları, çıkar arenaları, menfaat turnikelerinde kıyasıya bir vuruşma söz konusu.. ve bunlardan bazıları: Vatanı kurtaralım, insanımızı aydınlatalım, ülkemizi yükseltelim... teraneleri arasında sürekli hırslara, heveslere prim vermekte ve milleti kaoslara sürüklemekte, ama; rica ederim, bunların bulunmadığı herhangi bir zaman dilimi göstermek mümkün mü? Bunlar her zaman var oldu; bugün de, yarın da var olacaktır. Evet tarih, her zaman iyi insanların yanında birbirine söven, birbirini kemiren, birbirine pusu kuran, birbirine ihanet eden ve iftiralar yağdıran insanların da tarihidir. Uzun boylu konuşmaya ne gerek var; dönüp yakın geçmişimize bir bakıversek, ruhların demokrasi adına kaç defa suikaste maruz kaldığını, kaç defa toplumun değişik kesimlerinin, birbirinin kurdu haline getirildiğini ve o geniş iletişim imkânları sayesinde kaç defa gönüllerimize kin, nefret ve iğbirar içirildiğini görecek ve ürpereceğiz.

Evet, toplumun bazı kesimleri itibarıyla ve bazı hususlar açısından, bugün yapıla gelen işlerin dünkülerden, yarınkilerin de bugünkülerden farkı olmayacaktır. En nezih ve en ideal toplumlarda bile, sürekli aldatıp bölen, istismar edip ezen ve devamlı yüzündeki maskeyi değiştirerek kendisini saklamasını bilen bir kısım karanlık ruhlar olmuştur ve olacaktır da. Ama bunların yanında dünya kadar olumlu insan ve olumlu gayretin bulunduğu da bir gerçek...

Bugün, değişik ad ve ünvanlarla gerçekleştirilen eğitim seferberliği, sevgi, hoşgörü ve diyalog uğrundaki gayretler, aslında toplumun parçalarını bir araya getirme ve onun mânevî güç kaynaklarını harekete geçirme istikametinde çok önemli teşebbüslerdir.. ve metafizik gerilimi tam, inanmış nesillerin elinde, karaya oturmuş millet gemisini yüzdürmeye yetecek mahiyettedir. Vaktiyle, Yemen'den Balkan yarımadasına, Arap çöllerinden Asya steplerine kadar geniş bir coğrafyada bulunan, yavrularını kaybeden aileler, kaybettikleri şeyleri tedarik etmenin biricik yolu kabul ettikleri istiklâl ve istikrar mücadelesi sayesinde, ümitle şahlanıp yeni bir dünya kurmaya karar verdikleri gibi, ruh ve karakter itibarıyla çok ciddi hırpalanmış, ahlâk, fazilet, düşünce, sanat ve topyekün insanî değerlerde iç içe kayıplar yaşamış bugünkü nesillerin, rûhî istiklâlleri ve fikrî istikrarlar sayesinde yeni bir 'ba'sü ba'de'l-mevt'e ereceklerinde şüphe edilmemelidir.

On dokuzuncu ve yirminci asır bizim için bir çözülüş ve gerileyiş asrı olmuştu. Uzun zaman bu gerilemenin ve çözülmenin hakikî sebepleri sezilemedi veya bu konudaki düşünceler kasten çarpıtıldı; dolayısıyla da, dinde, ilimde, sanatta, bediiyatta gerçek gericilik şaheserleri sergilendi, hatta yer yer fikir mücadelesi şeklindeki bir kısım cereyanlar, biraz fantezi, biraz da şaşkınlık eseri olarak zamanla birer ilhad ve inkâr akımı haline geldiler. Öyle ki, ilmî dehanın yerinde hokkabazlık, aydınlığın yerinde illüzyon ve mücadelenin yerinde de başkalarına kara çalma moda oldu. Hileyi hüner sayan bazı kesimler, tarihî hakikatleri, iftira, tezvir ve yalanlarla yıkmak için kıyasıya mücadele verdiler.. kaderin cilvesine bakın ki, bugün o tarihî dinamikler ve milletin mânâ kökleri bütün salâbetiyle dimdik ayakta; yıkılıp-giden onlar oldu.

Evet, şimdilerde bir kere daha peygamber çizgisine uyanmış bu millet, yepyeni bahar esintileriyle salım salım ve her yörede üfül üfül kar çiçekleri gibi bize yeni bir varoluşun neşidelerini mırıldanıyorlar. Evet artık bugün, belli ölçüde de olsa, kendimize gelmenin, kendimizi bulmanın ümit ve inşirahıyla daha çelik çavak ve daha kararlı görünüyoruz.. dilerim, bundan sonra da ortaya koyacağımız her cehd ve gayret, dökeceğimiz her gözyaşı damlası bugüne kadar onulmaz gibi görünen yaralarımızın şifası ve bazılarımıza karanlık görünen geleceğimizin de ziyası olsun!

Yirmi birinci asra girerken, biz ve bizimle alâkalı diğer ülkelerin geleceği, bugün için ilim, fazilet ve ahlâkın yüksek temsilcileri sayılan ve büyük çoğunluğu itibarıyla kendilerini eğitim ve öğretim işine adamış ışık ordusunun nurdan kanatlı üveyklerinin vesâyetinde sayılır. İnşaallah bu kutlu nesiller, kaybettiğimiz bütün tarihî değerleri yeniden bize kazandırmanın yanında, milletimizin çağıyla hesaplaşması konusunda da ışık sesli, ışık düşünceli rehberlerimiz olacaklardır.

Zaten, bizim varoluş dâvâ ve gayemizin kaba kuvvetle hiç mi hiç alâkası yoktur. Biz, Hakk'a teslim olmuş kuvvetin bir hikmet-i vücudu olabileceği mülâhazasıyla, kendi engin düşünce tarzımız, o nefislerden nefis sanat telâkkimiz ve kılı kırk yararcasına o incelerden ince 'ihkâk-ı hak' anlayışımızın yanında, tekniğin ve teknolojinin zaruretine, sanayinin lüzum ve âciliyetine, ilmin değerlerüstü değerine içten saygı duyuyor ve ülkemizin mutlaka bunlarla beslenip desteklenmesinin 'zorunluluğu 'na inanıyoruz. Bunun için de bugün biz, her şeyden daha ziyade, ülke ve insanımız adına bu dengeleri kurabilecek, milletimizi düşünce şâhikalarına yükseltecek, bizi kendi mânâ köklerimize yönlendirecek ve meâlîye müştak ruhlarımıza sonsuza açılma startı verecek cins dimağlara, engin fikirlere ve ufuk sahibi mürşitlere ihtiyacımız var.

Evet, bu ülkenin parti ve hizipçilikten daha çok, îmanla, ümitle donanmış; aşkla, heyecanla dopdolu; maddî-mânevî, dünyevî-uhrevî garazlardan sıyrılabilmiş ilim, ahlâk ve fazilet havârisi babayiğitlere ihtiyacı var. Onlarla buluşup, onlara teslim olacağımız âna kadar, nisbî de olsa, bu iç içe gurbet ve esaretlerimiz devam edeceğe benzer. Rahmeti Sonsuz'dan, ellerinde hayat kâsemiz, yıllardan beri ufukta emareleriyle müteselli olduğumuz o Hızır çeşmesi görmüş ölümsüzleri imdadımıza göndermesini niyaz ederiz...

Yeni Ümit, Nisan-Haziran 1996, Cilt 4, Sayı 32