Yazdır

Sulh Her Zaman Hayırlıdır!..

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Bamteli Dosyaları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Resûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'in aralarında bir niza vuku bulan kimseleri -kendilerinden bir talep gelmese de- uzlaştırdığı rivayet ediliyor; geçmişimizde de bilhassa borç, tazminat ve ta'zir cezaları için "muslihûn" denen kimselerden müteşekkil sulh heyetlerinin yaygın olduğu anlatılıyor. Bugün ailevî meselelerden içtimaî poblemlere kadar pek çok konuda bu muslihûn heyetlerinin eksikliğinden bahsedilebilir mi? Şayet böyle bir eksiklik söz konusu ise, bu nasıl giderilebilir?

  • "Sulh" kelimesi, ıslah etmek, onarmak, anlaşmak, barışmak ve fesadı ortadan kaldırmak mânâlarına gelmektedir. Herhangi bir anlaşmazlığı gidermek için iki kişi veya iki taraf arasında yapılan sözleşmeye de "sulh" denmektedir. (01.12)
  • Osmanlı döneminde sulhun sistemli bir şekilde uygulanmasında önemli bir yere sahip olan "uzlaştırıcılar" bazı kayıtlarda "muslimûn muslihûn", bazılarında ise sadece "muslihûn" veya "muslimûn" unvanıyla zikredilmektedir ve bunlar en az üç kişiden oluşmaktadır. Ne var ki, bu heyetlerin devlet tarafından tam organize edilip her tarafta yaygınlaştırıldığının ve bu şekilde bütün problemlerin üzerine gidildiğinin söylenmesi mübalağa olur. (02.08)
  • Cenâb-ı Hak, -mealen- "Eğer karı kocanın birbirinden ayrılacaklarından endişe ederseniz, o vakit, kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf işi düzeltmek isterlerse, Allah onları uyuşmaya muvaffak buyurur. Şüphesiz Allah alîm ve habîrdir (her şeyi bilir, bütün maksatlardan haberdardır)." buyurarak toplumun en küçük yapı taşı aileden başlamak üzere insanların arasının bulunması için hakeme başvurulması gerektiğini nazara vermektedir. (03.00)
  • "Eğer bir kadın kocasının kötü muamelesinden ve kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, bazı fedakârlıklarda bulunarak sulh olmak için gayret göstermelerinde mahzur yoktur. Sulh elbette daha hayırlıdır. İnsanın özünde kıskançlık duygusu vardır; nefisler menfaatlerine düşkün yaratılmıştır. Eğer siz iyi davranıp arayı düzeltir, kadınların hakkını çiğnemekten sakınırsanız unutmayın ki Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır (İyi davranışlarınızın karşılığını size fazlasıyla verecektir)." (Nisâ, 4/128) ayet-i kerimesi her zaman için sulh yolunu göstermektedir. (03.45)
  • Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "İslâm garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi), günü gelince yine o gurbete avdet edecektir. Gariplere müjdeler olsun!.." buyurmuş; sonra da "Onlar, bozguncuların yakıp yıktıklarını yapıp ıslah etmekle uğraşan, müfsitlerin tahriplerini hızlandırdıkları dönemde dahi îmar ve ıslah hamlelerini sürdüren kimselerdir." diyerek garipleri tavsif etmiştir. (04.57)
  • Emniyet güçlerinden sivil toplum örgütlerine kadar toplumun her kesiminin kendi üzerine düşeni yapması neticesinde, bütün yollar kullanılarak sulhe yürünmelidir. Tehditlere kulak asılmamalı; toplumun birbiriyle kaynaşması için her fırsat değerlendirilmelidir. İnsanların gönüllerinin fethine vesile olabilecek "Eşref saat seyahati", "Çarşamba hamlesi" ve "Salı şöleni" gibi aktiviteler icat edilmeli; sürekli sulh ve dostluk köprüleri kurulmalıdır. (08.35)
  • Sulh ve emniyetin temininde ahiret inancının çok büyük bir tesiri vardır. (11.40)
  • İki kişi, eski bir miras meselesinden dolayı Peygamber Efendimiz'e müracaat ederler; fakat, onlardan hiçbiri dâvanın çözülmesi için gereken delilleri ortaya koyamaz. Bunun üzerine, Resûl-ü Ekrem Efendimiz, "Siz bana gelip dava açıyorsunuz. Belki sizin bazınız bazınızdan daha düzgün ve beliğ bir şekilde ifadede bulunabilir. Ben de işittiğime göre hüküm veririm. Şunu iyi biliniz ki, zahir delillere istinaden kime hakkı olmadığı halde kardeşinin malını vermiş olursam o, bunu almasın. Zira, bu durumda ben ona Cehennem'den bir ateş parçası vermiş olurum." deyince, o iki insan da ağlayarak "Benim hakkım kardeşimin olsun!" derler. (13.50)
  • Ahiret inancı, söz kesen bir mülahazadır. Kur'an-ı Kerim, hemen her mevzuyu anlatırken sözü bir şekilde ahirete getirmekte ve ötede her şeyin hesabının verileceğini tekrar tekrar hatırlatmaktadır. (18.00)

Bir hadis-i şerifte, hesabı görülmemiş haklarla ahirete yürüyen iki mü'minin hali tablolaştırılarak, mahşerde Cenâb-ı Hakk'ın o iki mü'minin arasını bulacağı, Cennet'e bedel olarak hak sahibinden diğerini bağışlamasını isteyeceği anlatılıyor. Sonra da, "Allah'tan korkun! Kötülük yapmaktan sakının, birbirinizin arasını bulun. Çünkü Allah, kıyamet günü mü'minleri sulh ettirecektir." buyuruluyor. Meseleye bu açıdan bakılınca, ıslah için "Allah ahlâkı" denebilir mi?

  • -Esmâ-i Hüsnâ arasında "muslih" ismini göremiyoruz; fakat, bu Zât-ı Ulûhiyetin "muslih" isminin bulunmadığı manasına gelmez. Zira, biz Cenâb-ı Hakk'ın isimlerinin bütününü bilmiyoruz; büyük ölçüde dünya hayatına bakan, başka bir ifadeyle "eşya, hadiseler, kainat ve Allah" yörüngesinde tecelli eden isimlerin bazılarını biliyoruz. (19.53)
  • Bir gün, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabıyla beraber otururken bir ara gülümser. Orada bulunanlardan Hazreti Ömer, "Ey Allah'ın Resûlü! Seni güldüren nedir?" diye sorar. Efendimiz şöyle buyurur: Ümmetimden iki kişi Allah'ın huzurunda diz çökerler; biri diğeri için, "Ey Rabbim! Bundan benim hakkımı al, dünyada bana haksızlık yapmıştı." der. Bunun üzerine Allah Teâlâ hak yiyen zâlime "Kardeşinin hakkını ver!" diye seslenir. O kişi (zâlim) de "Ey Rabbim! Sevaplarımdan bir şey kalmadı ki.. ne vereyim?" der. Bunun üzerine mazlum, "Ya Rabbi! O takdirde benim günahlarımdan bir kısmını yüklensin!" talebinde bulunur. Bu sırada Peygamberimiz'in gözleri yaşla dolar ve "O gün büyük bir gündür. O gün, insanın günahlarını başkalarının yüklenmesine muhtaç olacağı bir gündür!" buyurur.
  • Peygamberimiz bu hüzünlü tablonun arkasından hadisenin devamını şöyle nakleder: Mazlumun, kendi günahlarının zalime yüklenmesini istemesi üzerine Cenab-ı Hak mazluma hitaben buyurur ki, "Başını kaldır, cennetlere bak!" Mazlum başını kaldırıp o tarafa bakınca hayret ve sevinçten, "Ey Rabbim! Gümüşten şehirler, incilerle süslenmiş altından köşkler görüyorum. Bunlar hangi Peygamber'e aittir, hangi sıddîk ya da şehid için hazırlanmıştır?" der. Bu defa, Mevlâ-yı Müteâl şöyle buyurur: "Bunlar senin zannettiğin zümreler için değil, ücretini verenler için hazırlanmıştır." Bunun üzerine mazlum: "Ey Rabbim! Bunların ücretine kimin gücü yeter ki?" der.
  • Allah Teala, "Şu anda ancak senin gücün yetebilir." buyurur. Mazlum hayretle: "Nasıl ey Rabbim! Bende onlara verecek ücret nerede!.. Ben onların bedelini nasıl ödeyebilirim?" deyince, Cenab-ı Hak "Kardeşini affetmekle, ondaki hakkını almaktan vazgeçmekle." buyurur. Bu müjde karşısında mazlum da "Affettim Rabbim! Hakkımı almaktan vazgeçtim." der. Bu defa Cenab-ı Hak mazlum kişiye hitaben: "O halde tut kardeşinin elinden ve onu Cennet'e koy!" diye emreder.
  • Resûl-ü Ekrem Efendimiz kıyamet günü gerçekleşecek bu olayı naklettikten sonra, "Allah'tan korkun! Kötülük yapmaktan sakının, birbirinizin arasını bulun. Çünkü Allah, kıyamet günü mü'minleri sulh ettirecektir." buyurmuşlardır. (23.00)
  • Allah, dostlarını zayi etmez. (27.53)