Yazdır

Siyer Felsefesi ve Hudeybiye Sulhü

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Bamteli Dosyaları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Soru: Siyer-i seniyye ile (Resûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'in hayatı, ahlâkı ve yaşayışıyla) günümüzün hadiseleri arasında iltisak (bitişme, kavuşma, birleşme) noktalarının yakalanması gerektiğini ve bunun zaruret ölçüsünde ehemmiyet arz eden bir husus olduğunu ifade buyuruyorsunuz. Bu açıdan, Hudeybiye Sulhü'nü değerlendirir misiniz?

  • Asr-ı Saadet'te hadiseler cüzî olarak ortaya konmuş, cüzî birer vakıa olarak gerçekleşmiştir; fakat onlarda daha sonra meydana gelebilecek küllî hadiselere işaretler vardır. Adeta her hadisede daha sonraki dönemlerin meselelerinin çözümü için bir kısım uçlar bırakılmıştır. O uçlardan yürünerek hâlihazırdaki problemlere yaklaşılırsa, mevcut problemlerin halledilmesi için pekçok ipucu bulunabilir. (01:01)
  • Geçmişte yazılan siyer kitaplarının bir kısmı bize ulaşmamış olabilir; zamanımıza kadar ulaşan eserler de o günün tarih felsefesi açısından hadiselerin yorumlanması şeklinde kaleme alınmıştır. Fakat o dönemlerden günümüze varıncaya kadar bazı felsefi telakkiler rafa kaldırılmış ve yeni düşünce tarzları geliştirilmiştir. Dahası zaman en büyük müfessirdir. Dolayısıyla da, bu hususlar nazar-ı itibara alınarak siyer-i seniyyeye her devirde bir kere daha o anki şartlar zaviyesinden bakılmalıdır. (05:11)
  • Müslümanların günümüzdeki en büyük kusurlarından biri de, çağı iyi okuyamama ve dünyanın dört bir yanındaki değişik toplumlara onların anlayıp kabul edecekleri dille hitap edememe eksikliğidir. İnanan insanlar, inandıkları yüksek hakikatleri tepki almadan anlatabilmek için uygun bir üslup tutturmak zorundadırlar ve bundan dolayı da bir çeşit "söylem geliştirme merkezleri"ne muhtaçtırlar. (07:23)
  • Hicretin altıncı senesi Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), tam bir metafizik gerilim içinde bulunan ashabını, umre için Mekke'ye götürmeye söz vermişti. Böyle bir umre, hem muhacirînin yıllardır süren sıla hasretini giderecek, hem de bütün Müslümanlara yeni bir gerilim kazandıracaktı. Allah Rasûlü bu mülâhaza ile Ashab-ı Kiram'ı alıp yola koyulmuştu. Fakat Mekke ehli mü'minlere umre imkânı vermeyince, Rasûl-ü Ekrem (aleyhissalatu vesselam) Efendimiz, savaş yerine sulhü seçmiş ve onlarla çok hikmetlere mebni bir antlaşma yapmıştı. (11:15)
  • Halid b. Velid, harplerde dize getirilecek bir insan değildi.. olmamalıydı da... İlerde İslâmî izzete dönüşecek gurur mevcudiyetini devam ettirdiği sürece, kılıç zoruyla İslâm'a girmesi imkânsızdı. Ayrıca, istikbalin bu eşsiz kumandanını, Cenâb-ı Hak, lütfuyla korumuş ve onun, izzetiyle İslâm'a girmesine zemin hazırlamıştı. Eğer böyle bir sulh dönemi olmasaydı, Halid'in buzları nasıl eriyecekti! Amr b. Âs ve Osman b. Talha (radiyallahu anhüma) gibi yüzlerce insan, bu sulh döneminin yumuşak ikliminde hakikatleri idrak etmişlerdi. (14:03)
  • Hudeybiye Sulhü'yle tam on sene Kureyş gailesine karşı garanti altına alınmış oluyordu. Bu on senelik zaman dilimi, Müslümanlar için çok mühimdi. Allah Rasûlü bu dönemde yetiştirdiği irşad ekiplerini çeşitli yerlere gönderme fırsatını buldu ki, bu da, bütün Arap Yarımadası'nda İslâm'ın sesinin duyulması demekti. (17:30)
  • Harp psikolojisi içinde, İslâmî hakikatleri karşı tarafa anlatmak mümkün değildi. Fakat sulh atmosferinde gidip gelmeler olunca, o güne kadar İslâm'a ait güzelliklerden habersiz yaşayanlar, gördükleri bu güzellikler karşısında hayranlıklarını gizleyemiyorlardı... Müslümanların yaşayışı, Cennet hayatından farksızdı.. ve onu gören büyüleniyordu. Abdest, ezan, cemaatle kılınan namaz ve o insanların namazdaki huşû ve hudûları, Mekkelilerin gönlünü, baş döndürücü bir cazibeyle kendine çekiyordu. Hudeybiye sulhü sayesinde, içine İslâm'ın sesinin, soluğunun ve Kur'ân mesajının girmediği hemen hiçbir ev kalmamıştı. Bu yönüyle Hudeybiye Sulhü günümüzün insanlarına önemli bir mesaj vermektedir: Hizmet ancak sulh atmosferinde yapılabilir. (18:55)

Soru: Bahsettiğiniz "siyer felsefesi"ne bağlı kıymetli eserler ve semereli gayretler ortaya koymanın biraz da bu konudaki ızdırap ve heyecanla alâkalı olduğu söylenebilir mi? (22:07)

  • Izdırap, en büyük bir ilham kaynağıdır. (22:22)
  • Mü'min mutlaka çok heyecanlı yaşamalı ama bize deli heyecanı lazım değil. Öyleyse, akıllı heyecanı nasıl olmalı? (23:08)
  • İslam âbidesini ikâme etme heyecanı taşımayan insanların ortaya koyacağı siyer felsefesi –bir yönüyle– yalandır. Bu önemli iş imandaki derinliğe, İslamiyeti dosdoğru yaşamaya, mukaddes ızdıraba ve meseleleri tımarhane cinnetinden kurtararak mabed heyecanıyla ele almaya bağlıdır. (25:20)