Yazdır

Vazifenin Kerâmeti

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Bamteli Dosyaları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Soru: İrşad ve tebliğ insanına, yüklendiği kudsi vazifeyi yaparken verilen ziyade kabiliyet, istidat ve ihsanlardan bahsedilebilir mi? Bu ziyade lütuflar hangi türdendir ve onları celbedecek vesileler nelerdir? Hizmet yolunda değerlendirilmek üzere bahşedilen mevhibelerin, başka alanlarda kullanılması halinde selb edildiği söylenebilir mi?

  • Bütün mü’minler, konumlarının müsadesi ölçüsünde irşat ve tebliğ vazifesi ile mükelleftirler. İnandığı dini başkalarına da anlatmak ve temsilî olarak onun yaşanabilirliğini göstermek camideki imama olduğu kadar teker teker her müslümana da düşen bir görevdir. (00:55)
  • Bütün peygamberler, ilahî mesajı alıp aktarmaya ve yaşayıp hüsn-ü misal olmaya uygun hususi bir donanımla yaratılmışlardır. Peygamberlerden bazıları, hükümdarlık gibi vazifeler de yüklenmişlerdir; fakat, onlar hem mâsum hem de masûndurlar, dolayısıyla, dünyevî görünen işleri bile irşad vazifelerine bağlı götürmüşlerdir. (01:47)
  • Kur’an-ı Kerim’de Hazreti Nuh, Hazreti Hûd, Hazreti Salih, Hazreti Lût ve Hazreti Şuayb (Allah’ın salat ve selamı Efendimizin ve bütün peygamberlerin üzerine olsun.) efendilerimizin hep aynı cümleyi tekrar ettikleri ve aslında bu sözün bütün peygamberlerde bulunan aynı duygu ve düşünceyi yansıttığı ifade edilmektedir. Hepsinden yükselen ses, “Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülâlemin’dir.” sadâsıdır. (06:25)
  • Cenâb-ı Hak, -asliyet planında- peygamberlere irşad ve tebliğ vazifesine uygun bir donanım lütuf buyurduğu gibi, sonraki dönemlerde de -zılliyet planında- asfiya ve mukarrabine peygamber mesleğinin ruhuna muvafık bir kısım istidat ve kabiliyetler lutfetmiştir. (08:49)
  • İman hizmetinin de bir kerameti vardır. “Vira bismillah” deyip o yola koyulan insana Allah Teâlâ bambaşka istidat, ihsan ve başarılar lutfeder. Şu kadar var ki, bir insan hizmetteki başarılarını ölçü kabul edip dünyevi işlerde de muvaffak olabileceğini zannederek farklı arayışlara girerse, maksadının aksiyle tokat yer; bereketli bir işten mahrum kaldığı gibi dünyevî açıdan da fiyaskolar yaşar. (10:55)
  • İnsanın istidat ve kabiliyetleri, Allah’ın takdir ve atâsını bağlayıcı değildir. Cenâb-ı Hak dilerse insanı istidatlarının ötesinde inkişaflara mazhar kılar. Bir kul samimi ve ihlaslı olursa, Mevlâ-yı Müteâl de ona ekstra lütuflarla mukabelede bulunur. Biz iradelerimizin hakkını verirsek, kulluğumuzu bir aşkınlık içinde götürürsek, O’nun rahmetinden ümit ediyorum, bizim istidatlarımızı da inkişaf ettirir, genişletir ve geliştirir; sonra da mahiyetlerimizi yeniden onların üzerine örgüler. (18:00)
  • Cevdet Paşa’nın, “Kısas-ı Enbiyâ”da temas ettiği üzere, Hazreti Ebû Bekir (Allah’ın rıza ve rıdvanı onun üzerine olsun), Hazreti Ali’ye gönderdiği bir mektupta bu mevzuyla alakalı şu ölçüyü dile getirmiştir: “Vazife onundur ki, o ‘benim değildir’ der. Onun değildir ki, o, vazifeye ehil olduğunu iddia eder.” (21:55)
  • Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Abdurrahman b. Semüre’ye (radıyallahu anh) hitaben, “Ey Abdurrahman! Baş olmayı (bir vazifeye getirilmeyi) isteme; eğer isteğin üzerine o görev sana verilirse, onunla başbaşa bırakılırsın. Şâyet sen istemeden sana verilirse, o işte ilâhî yardım görürsün.” demişti. (23:00)
  • Başkumandan tayin edilen Hazreti Ebu Ubeyde b. Cerrâh’ın, Amr b. As’ın “Kumandanlık için bana işaret edilmişti!” demesi üzerine hemen geri çekilmesi ve karşıda bir düşman varken öyle küçük bir meseleyi kavga sebebi yapmayacağını ifade ederek seve seve neferliğe razı olması çok önemli ve bizim için ibretâmiz bir hadisedir. (23:30)
  • Hazreti Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “Sebeb-i mesuliyet ve hatar olan metbûiyete, tâbiiyyeti tercih edip, imamet ve öncülük işinde başkalarını rahatsız edecek şekilde önde görünmeme” hizmet insanının şiarı olmalıdır. (24:00)
  • Hazreti Ali (radiyallahu anh) kendisine hediye edilen güzel bir ata bakıp “İmamlıktan (idarecilikten) kaçmak için çok mükemmel bir at!..” diyerek, mesuliyetin ve emanetin ciddiyetini ifade etmiştir. (24:52)
  • Bütün bu anlatılanlar, vazifenin istenmeyeceğini, verildiğinde de kerhen kabul edilebileceğini göstermektedir. Ancak bu meselenin de bir istisnası vardır: Şayet bir vazifeyi sizin ölçünüzde yapabilecek başka bir müstakim mü’min yoksa, Hazreti Yusuf’un “Beni ülkenin hazinelerinin başına tayin et; çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim.” (Yusuf, 12/55) diyerek Kıptîler içinde vazifeye talip olduğu gibi, o vazifeyi talep etmekte mahzur olmayabilir. Hazreti Yusuf (aleyhisselam), bu sözü hiçbir müslümanın olmadığı, peygamberlik esintilerinin bulunmadığı, Allah’ın bilinmediği bir yerde imarete talep sadedinde söylemiştir. (24:42)
  • Müslümanların dertlerini vicdanında duymayan onlardan değildir. Öyleyse, o derdi duymanın ölçüsü nedir? İnananların dertleriyle iki büklüm olanlar ne yapmalı ve nasıl dua etmelidirler? (30:17)