Yazdır

Kur'an Yılı

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Bamteli Dosyaları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Soru: Diyanet İşleri Başkanlığı, Vahyin 1400. yılı olan içinde bulunduğumuz 2010 senesini "Kur'ân yılı" ilan etti. Bu senenin gerçekten Kur'ân yılı, hatta bütün asrın Kur'ân çağı olabilmesi hangi hususlara bağlıdır? Diyanet'in bir nüve halinde ortaya koyduğu bu samimi niyetin, ciddi projeleri ve güzel meyveleri netice vermesi için sivil inisiyatife neler düşmektedir?

  • Kur'ân-ı Kerim, bütün çağların kitabıdır; sadece bir yıl değil onlarca sene ona tahsis edilse, yine de az gelir. (01:05)
  • "Kur'ân yılı" ilan edilmesini bir vesile sayarak, bu sene herkes kendi seviyesine göre Kelâm-ı İlâhi ile meşgul olmalıdır. Onu okumasını bilmeyenler en azından yüzünden okumayı öğrenmeli; bu basamağı aşanlar, Kur'ân-ı Kerim'i tecvid kurallarına göre okuyabilmek için gayret göstermeli; okumada bir problemi kalmayanlar da, onun mana ve muhtevası üzerinde durmalı ve murâd-ı ilahîyi anlamaya çalışmalıdırlar. Kur'ân talebeleri ise, bu hususları insanların ruhlarına duyurabilmek için adeta bir seferberlik başlatmalıdırlar. (02:11)
  • Muhammed İkbal der ki: "Gençlik yıllarımda sabah namazlarından sonra iki saat Kur'ân okuyordum. Babam yaptığım işi görmesine rağmen her sabah gelip ‘Oğlum, ne yapıyorsun?' diye soruyor, ben de elimdeki Mushaf-ı Şerif'i gösterip ‘Kur'ân okuyorum' cevabını veriyordum. Bir gün âdeti üzere tekrar sorunca, ‘Babacığım, biliyorsun ki Kur'ân okuyorum; ama yine de ne yaptığımı soruyorsun. Bir şey mi demek istiyorsun?' dedim. Babam şöyle cevap verdi: ‘Evladım, evet, biliyorum ki elinde "Kitap" var. Fakat, Kur'ân'ı sana inmiş gibi okumalısın; kendini ilk muhatap saymalısın ki, onu gerçekten okumuş ve istifade etmiş olasın." (04:30)
  • Kur'ân Yılı'nda, İlahi Kelâm, camilerin dışında büyük salonlarda, hatta stadyumlarda da anılmalı; onun hakkında büyük konferanslar ve sempozyumlar düzenlenmeli; böylece, camiye mesafeli duran insanların da Kur'ân'ın mesajlarını duyup dinlemeleri için imkanlar sağlanmalıdır. (08:00)
  • Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor:
    :سُئِلَ رسول الله صلى الله عليه وسلم عَنْ أَحْسَنِ النَّاسِ قِرَاءَةً أَوْ صَوْتًا بِالْقُرْآنِ فَقَالَ
    اَلَّذِي إِذَا سَمِعْتَهُ رَأَيْتَهُ يَخْشَى اللهَ تَعَالَى

    Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'e ses ve kıraat bakımından Kur'ân-ı Kerim'i en güzel okuyan insanın vasfı sorulduğunda, Resûl-ü Ekrem (aleyhissalatü vesselam) şöyle cevap verdi: Kur'ân okuyuşunu dinlediğin zaman, en başta kendisinin haşyet duyduğunu, Allah'a saygı hisleriyle dolduğunu gördüğün insandır. (10:13)
  • Kur'ân meâli ve tefsiri okuma ile "haşyet" arasında da bir münasebetten bahsedilebilir mi? (13:32)
  • İnsan, Kur'ân'ı kendi marifet ufkuyla duyar. Marifette derinleşmeyen insanın İlahî Kelâm'a karşı hürmeti, çocuksu bir saygıdır. Kur'ân-ı Kerim'i duymanın ve haşyetle dolmanın dil bilmekle de çok alâkası yoktur; haşyet, marifetin bağrında gelişir. (14:34)
  • Herkes kendi gibi bir Cennet'e girer. Evet, insan, burada ulaştığı iman, marifet ve muhabbet ufkuna göre bir Cennet'e girecektir. (17:34)
  • Bütün âzâ u cevarihin Kur'ân'dan alacağı hisseler vardır. Nitekim, Allah Resûlü (aleyhi ekmelüttehaya vetteslimat) "Gözlere de ibadetten paylarını verin!" buyurmuşlardır. Kendilerine, "Gözlerin ibadetten nasibi nedir?" diye sorulunca, Efendimiz şöyle cevap vermişlerdir: "Mushafı yüzüne bakarak okumak, onun muhtevası ile alâkalı tefekkür etmek ve İlahi Kelâm'ın baş döndürücü hakikatlerinden ibretler avlamaktır." (19:41)
  • Yalnızca göz, kulak ve akıl gibi azalarımız değil, sır, hafî, ahfa misillü latifelerimiz de Kur'ân-ı Kerim'den istifade ederler. Dolayısıyla, Kur'ân'ı sadece yüzünden okumanın da bir yeri ve kıymeti vardır. Fakat makbul olan, onun derinliklerine dalmak, ayetlerini tefekkür etmek ve ondan ibret avlamaktır. Şu kadar var ki, o seviyeye ulaşabilmek de elif-ba ile başlamaktan geçmektedir. (25:42)
  • Kur'ân-ı Kerim'in muhtevasındaki farklı hususiyetler, insanın değişik latifelerine farklı farklı ışık dalgaları gönderiyor ve onları tetikliyor olabilir. İhtimal bundan dolayı, bazen bir namazdan, hatta bir secdeden öyle lezzet alırsınız ki, o ânın hiç bitmemesini arzularsınız. (28:10)