Yazdır

Değişmeye Karşı Sedd-i Zerâî

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Bamteli Dosyaları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Soru: 1) "Yağın balın içine koysanız üzerine bir damla bulaştırmayacak ve mücevherler arasında olduğu halde altın mı bakır mı farketmeyecek değişmeyen insanlara ihtiyaç var." buyurdunuz. Değişmeme konusunda sedd-i zerâî sayılabilecek hususlar nelerdir?

  • "Sedd" menetme ve engellemenin adıdır; "zerâî" de sebep ve yol manâsına gelen "zerîa" kelimesinin çoğuludur. "Sedd-i zerâî" ise, fenalıklara ve günahlara götüren yolları tıkama, harama sebep olabilecek fiillerden kaçınma demektir. Meselâ, zina büyük bir günahtır. Harama nazar bu günaha götüren bir sebep olduğu için o da günahtır ve yasaklanmıştır. Bunun için, Kur'an-ı Kerim, "Zina etmeyin", "Yetim malı yemeyin" emrini ifade ederken "Zinaya yaklaşmayın", "Yetim malına yaklaşmayın" şeklinde seslenmekte ve neticede günaha götürebilecek atmosferden uzak durmayı emretmektedir. (01:01)
  • Fenalıklara karşı en sağlam sur, imandır. İmanı güçlü olan bir insan, ara sıra yanılsa da yolunu çabuk bulur ve bazen düşecek gibi olsa da hemen yeniden doğrulur. (03:45)
  • Hazreti Ömer (radıyallahu anh) devrinde iffet abidesi bir delikanlı bir yerde günaha karşı hafif bir temayül gösterecek gibi olunca birdenbire "Allah'a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir dürtü ilişince, hemen düşünüp kendilerini toparlar, basiretlerine tam sahip olurlar." (A'raf, 7/201) mealindeki ayet diline dolanır. İçinde hissettiği o günah temayülünün şeytandan gelip gönlüne çarpan bir tayf olduğunu anlar, o esnada gözü açılır, durumunu basiretle gözden geçirir ve Allah'ı hatırlar; hatırlar da günahtan geriye durur. Fakat, gönlü ve vicdanı o günaha düşme korkusuna ve ihsan şuuruna muhalif davranmış olma endişesine dayanamaz ve genç oracığa yıkılır kalır. Sonra... (04:27)
  • Yapılan bir yanlışı bir de hadis-i şeriflere dayandırarak savunmaya kalkışmak demogojidir, günahı ikiye katlama ve tevbe kapısını kapama demektir. Mesela, bazı kimselerin plaj gibi yerlere gidip günahlara girdikten sonra "Çocuklarınıza yüzmeyi, atıcılığı ve biniciliği öğretin" hadisini okuyarak yüzmenin faziletini anlatmak suretiyle bu kabahatlerine mazeret uydurmaları demogojidir, günahı katlama ve tevbe kapısını kapamadır. (07:40)
  • Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Müminlere bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve zinadan korumalarını söyle. Bu, onlar için en uygun olan davranıştır. Allah yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır." (Nur Suresi, 24/30) (09:22)
  • Üstad Hazretleri Ondördüncü Nota, Üçüncü Remiz'de insan mâhiyetine konan mânevî cihâzât ve latîfelerin farklılığından, bazılarının dünyayı yutsa doymayacağından, bazılarının ise bir zerreyi dahi kendinde barındıramayacağından bahsediyor. Bazı latîfelerin, tüy kadar bir ağırlığa, yani gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamayacağını ifade ediyor ve "Mâdem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dâne, bir lem'a, bir işaret ve bir öpmekle batma!" diyor. (10:08)
  • Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Fena duygular, seni hayallerinde yakalayınca, ilk fırsatta hemen onlardan kurtulmaya çalış; yoksa, bir müddet sonra götürüldüğün yerden geriye dönemezsin" buyurmuştur. (Epiktetos'un da buna çok benzeyen bir sözü vardır.) Evet, bir şeytanî ok gelip hayalinize çarptığı zaman dönebiliyorsanız hemen geriye dönmeli ve zihninizde meydana gelen yırtığı vakit geçirmeden dikmeye çalışmalısınız. O ok daha derinlere nüfuz etmeden ve aldığınız yara sizi öldürecek seviyeye ulaşmadan bir tabyaya sığınmalı, ezelî düşmanınızın saldırılarından korunmalısınız. Aksi halde, bazı hayal deryalarına yelken açmış olur, onun dalgaları içinde savrulur durur ve sahile çıkmaya yol bulamayacak kadar kıyıdan uzaklaşırsınız. Öyleyse, yol yakınken ve iradenizin gücü yetiyorken kötü duygu ve fena tutkulardan kurtulmalısınız!.. (11:14)
  • Maddî virüsler için sürekli bir değişim söz konusu olduğu gibi, manevî hastalıklara sebep olan virüsler de zamana ve şahsa göre değişiklik arz edebilir. Nur Müellifi, "Hücumât-ı Sitte" adıyla meşhur risalesinde şeytanların en tehlikeli altı tuzağını nazara vermiş; "hubb-u cah, korku, tama', ırkçılık, enaniyet ve tenperverlik" olarak sıraladığı bir kısım şeytanî hücumlara karşı müdafaa yollarını göstermiştir. Bu türlü virüs, zaaf ve boşlukların biri ya da birkaç tanesi her insanda bulunabilir. İnsan, Allah'ın rızasına ve ahiret saadetine yürüdüğü yol güzergâhını emniyete alabilmek için bu boşluklarının farkında olmalı ve her adımını dikkatle atmalıdır. (14:24)

Soru: 2) İman ve Kur'an hizmeti adına yaptığımız vazifeler hepimize belli konumlar kazandırıyor ve hakkımızda hüsn-ü zanlara vesile oluyor. Bu konum ve iyi düşüncelerin bizde menfi bir değişikliğe sebebiyet vermemesi için nasıl bir rehabilitasyon lazımdır? (20:30)

  • İnsanın gönül dünyasını yavaş yavaş harap eden, manevî melekelerini birer birer öldüren hastalıklardan biri de övülmeyi sevmek ve her fırsatta methedilmeyi istemektir. Hep üstün sıfatlarla anılmak, medh ü senâlarla yâd edilmek ve sürekli iyilikler, meziyetler ve başarılarla nazara verilmek arzusu tedavisi zor bir kalb marazıdır. Mü'minler arasında da hakkında methiyeler yazılmasını ve övgüler sıralanmasını dileyen insanlar olabilir; fakat, kibir, gurur ve bencillikten kaynaklanan methedilme isteği daha çok müşriklerde ve münafıklarda görülen bir ruh hastalığıdır. (20:54)
  • Hakiki mü'min teveccüh, iltifat ve övgülerden memnun olmamalı; kendisini medh ü sena edenleri uyarmalıdır. O, medhedilmeyi hakaret kabul edecek kadar bu meselede kararlı durmalıdır. Nefsin hoşuna gidecek ve ona meltem gibi gelecek medh ü sena, takdir ü taltif esintilerini ruh tepkileriyle tadil edip bir hortum, bir tsunami gibi görmeli ve ondan kurtulmaya çalışmalıdır. (22:05)
  • - Hazreti Ebu Bekir (radiyallahu anh), kendisine takdim edilen bir bardak soğuk su ile iftar eder ve ardından gözlerinden damla damla yaş dökmeye başlar. Akabinde öyle hıçkırarak ağlar ki, etrafındakileri de ağlatır. Bir müddet sonra, dostları "Seni bu derece ağlatan nedir?" diye sorarlar. Der ki: Bir gün Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) önündeki bir şeyi eliyle iter gibi yapıyor ve "Benden uzak dur, benden uzak dur!" diyordu. Sordum, "Ya Rasûlallah! Birini uzaklaştırmaya çalışıyorsunuz ama ben kimseyi göremiyorum?!." Buyurdular ki: "Dünya, içindeki bütün debdebesiyle karşımda temessül etti ve bana kendisini kabul ettirmek istedi; ben de ona 'Benden uzak dur!' dedim. Bunun üzerine o, çekip giderken, 'Vallahi sen benden kurtulsan da, senden sonrakiler elimden kurtulamayacaklar. Kendimi sana kabul ettiremedim ama sonrakiler peşimden koşacaklar' dedi." İşte, bu bir bardak soğuk su ile dünya bana kendini kabul ettirmiş olur mu diye endişe ettim ve onun için ağladım. (25:05)
  • - İltifatlar, takdirler, abartılı beyanlar ve şişirmeler stepne içindeki hava gibi kabul edilmeli; bir noktasına dokunulunca "fıss" diye boşalıverecek kadar değersiz olduğu bilinmeli. Evet, Allah ile irtibatı olmayan şeylerin kıymet ve değeri yoktur. (27:22)
  • - Bediüzzaman'ın ifadesiyle, "Bir dirhem ihlaslı amel, batmanlarla hâlis olmayana müreccahtır." Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya ve yalnızca Cenâb-ı Hakk'ın rızasını esas maksat yapmak icap eder; büyük-küçük her iş O'nun hoşnutluğu gözetilerek ortaya konmalıdır. (28:52)