Yazdır

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Uluslararası "Kur'an ve İlmî Hakikatler-2" Sempozyumuna Gönderdiği Mesaj

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Mesajları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Fethullah Gülen Hocaefendi, 14 Mayıs 2011 tarihinde Yeni Ümit, Sızıntı ve Hira dergilerinin ortaklaşa düzenlediği Uluslararası "Kur'an ve İlmî Hakikatler-2" sempozyumuna mesaj gönderdi.

Yurt içi ve yurt dışından sempozyumu teşrif eden değerli ilim adamları, çok kıymetli fikir ve kanaat önderleri, diyanet camiamızın güzide mensupları ve aziz misafirler,

Daha önce birincisi gerçekleştirilen ve Kur’an’ı anlamada bizlere yepyeni ufuklar açan “Kur’an ve İlmî Hakikatler Uluslararası Sempozyumu”nun ikincisinin de Yeni Ümit, Sızıntı ve Hira dergilerinin müşterek gayretleriyle gerçekleştiriliyor olmasının mutluluğu içindeyim.

Kıyamete kadar gelecek bütün toplumlara hitap eden; insanlığın ferdî, ailevî, içtimaî, iktisadî, kültürel bütün problemlerine çözümler sunan Kur’an-ı Mu’cizül-Beyan’ın ilmî hakikatlere bakan yönünün ele alınacağı böyle önemli bir sempozyuma gerek değerli tebliğ ve konuşmalarıyla, gerekse kıymetli değerlendirme ve yorumlarıyla katkıda bulunan bütün ilim ve fikir ehline ve umum dinleyicilere şükranlarımı arz ediyorum.

Kur'ân-ı Kerim, Hatemü’l-Enbiya vasıtasıyla insanlığa gönderilen, mucize derinlikli ve eşi benzeri olmayan Allah'ın en son mesajıdır. Allah bu mesajıyla, son bir kez daha insanoğluna kestirmeden rızasına ulaştıran şehrahı göstermiş; zat, sıfât ve esmâsını ifade etmiş; doğru şekilde bilinip tanınmasını, iman edilip ubudiyette bulunulmasını herhangi bir yanlış anlamaya meydan vermeyecek netlikte ortaya koymuş; mü'minlerin vazife ve sorumlulukları üzerinde durmuş, mücazât ve mükafât, va'd ü vaîdiyle gönülleri şahlandırmış ve ruhlarda ürperti hasıl etmiş; dahası, onu bize bir ekmeliyet, bir etemmiyet remzi ve bir rıza yörüngesi olarak sunmuş, sunarken de tenezzül dalga boylu bu armağanıyla bize, kimseye nasip olmayan/olmayacak olan en büyük bir iltifatta bulunmuştur. Kur'ân, Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enâm'a (aleyhi ekmelüttehâyâ) bahşedilen yüzlerce mucizenin en parlağı ve kalıcı olanıdır. O, ifadesi, üslubu, beyan tarzı açısından bir harikalar mecmuası olduğu gibi içtimaî disiplinleri, hukukî kuralları, terbiye ile alâkalı kaideleri, insan, varlık ve kâinat hakkındaki yorumları; hemen bütün ilimlerin esaslarına işaret, remiz ve îma, hatta bazen tasrih ölçüsünde temasları; idarî, iktisadî, siyasî, kültürel problemleri çözmedeki alternatif yöntemleriyle her zaman herkesin başvurma mecburiyetinde olduğu/olacağı bitip tükenme bilmeyen dupduru bir kaynak, en karmaşık ve en bulanık dönemlerin dahi bulandıramayacağı kadar engin bir ummandır.

Kur'ân, tekvinî emirlerin beyan ve izahı, teşriî kural ve kaidelerin de en sağlam ve değişmez kaynağıdır. O, varlık, kâinat ve insanı doğru okuyup değerlendirmede en sağlam kriterleri ihtiva eden öyle muhkem bir kitaptır ki, onun ferdî, ailevî, içtimaî ve terbiyevî çözemeyeceği bir problem yoktur ve bu hususiyetiyle de o, her şeyi sebepleriyle, sonuçlarıyla görüp bilen bir Zât'ın kuşatan ilminden geldiğini haykırmaktadır. O, bu bütüncül bakışı ve ihata eden engin ifade ve üslubunun yanında, muhteva ve mana genişliği, beyan inceliği, herkesin ilim ufkuna göre açılma sihri ve ruhlara nüfuzu sayesinde öyle bir güce sahiptir ki, önyargısız olmaları şartıyla ulaşabildiği herkesi büyülemiş ve başlarını döndürmüştür.

Kur’an’ın ele aldığı konuların hemen hepsi açık olanı açık, mücmel ve müteşabih olanları da Sahib-i şeriatın beyanına veya bir kısım mülhemunun ilhamlarına emanet pek çok lâhûtî ve kevnî hakikatlerin en zengin hazinesi mesabesindedir. O, arzettiği veya tahlile tabi tuttuğu konulardan hiçbirini içinden çıkılmaz hale getirmez; usule taalluk eden mevzuları açık ve net olarak ortaya koyar; teemmül, tefekkür ve tedebbür isteyen hususlarda tetkik u tahkiki yeğler; Allah'a yönelme imasında bulunur ve ulu orta herkesin üstesinden gelemeyeceği konuların altına girilmesini de tasvip etmez. O, üzerine eğildikçe, kalblerde, kafalarda -teemmül derinliğine göre- lambaları her an daha bir artan sihirli bir avize gibi değişik tecelli dalga boyunda yeni yeni inkişaflara vesile olarak insanın zâhir ve bâtın duygularına çeşit çeşit ilahî armağanlar sunar; bitmez mevhibeleri, tükenmez güzellikleri ve pırıl pırıl ışıklarıyla mütefekkir mütalaacılarına iç içe şölenler yaşatır.

Bu kitabı tanıyan birinin, insan, kâinat ve Allah’la alâkalı temel konularda, onun icmallerini tafsil edip detaylandırmanın dışında başka bir kaynağa ihtiyaç duyacağını zannetmiyorum. Aslında tafsil ve detaylandırma da, netice itibarıyla, yine onun referans çerçevesi içinde ya bir Peygamber beyanına, ya sağlam bir müşahede ve muhakemeye ya da aklî istidlâle dayanma zorundadır ki, bu da, her şeyin onun yörüngesinde cereyan ettiği mânâsına gelir.

Bu kitap, nüzûlü ile, tarihin mecrâ değiştirmesi sayılan önemli bir başlangıçta, en mübarek bir bahtiyarın aracılığıyla, talihli bir toplumun ferdî, içtimaî, siyasî, idarî, iktisadî, ruhî, fikrî hayatlarını tanzim etmeyi hedeflemiş ve hedeflediği şeyleri de bir hamlede, bir nefhada gerçekleştirerek, bedevî bir toplum içinde, medenî milletlere örnek teşkil edecek iç içe inkılâpların biricik ilham kaynağı olmuştur. Aslında o, bugün de, kendine sığınanlar için aynı şeyleri yapabilecek güçte ve zenginliktedir.

Günümüzde pek çok düşünür, gelecek yılların Kur’an’a açık yıllar olabileceği hususunda hemen hemen ittifâk halindedir. Aslında, az dikkat edildiğinde, içinde bulunduğumuz çağın, düşünce ve tasavvurlarımızın üstünde bir süratle Kur’an’a doğru kaydığı hemen sezilecektir.

Geleceğin Kur’ân devri olmasını çok görmemek lâzım! Zira Kur’ân, geçmişi bugünle, bugünü de yarınla bir arada görüp bilen bir Zât’ın kelâmıdır..!

Kur‘ân, dünden-bugüne kendisine gönül verenleri aldatıp-şaşırtmadığı gibi, bundan sonra da aydınlık iklîmine teveccüh edenleri aldatmayacak, hayal kırıklığına uğratmayacaktır. Zirâ, inanıyoruz ki, zihinler müsbet fenlerle aydınlandığı, gönüller Hakkmârifetiyle şahlandığı ve varlık, ilim ve hikmet adesesi altında tedkîk ve araştırmaya tâbî tutulduğu sürece, ilimler adına verilen her hüküm Kur’an’ın ruhuna uygunluk içinde cereyan edecektir. Evet, O, her zaman insanları ilme, ilmî araştırmaya, düşünce ve düşüncede sisteme, kâinat kitabını okumaya ve varlığın esrarını kavramaya davet edip yol gösteren bir kitap olmuş ve hakikî çıraklarını hep düşünen ve araştıran insanlar arasından seçmiştir.

Öyle zannediyorum ki, çok yakın bir gelecekte insanlığın takdir ve hayranlık dolu bakışları altında, Kur’ân okyanusuna doğru akan çeşitli ilim, teknik ve sanat çağlayanları esas kaynaklarına dökülüp onunla bütünleşince, âlimler, araştırmacılar ve sanatkârlar da, bir kere daha kendilerini o deryanın içinde bulacaklardır.

Bu mülahazalarla, “Kur’an ve İlmî Hakikatler Uluslararası Sempozyum” serisini tertip eden çok değerli Yeni Ümit, Sızıntı ve Hira dergilerini tebrik eder; bu ilim meclisine uzaktan-yakından, yurt içinden-yurt dışından iştirak eden güzide alimlerimize ve ilim aşığı katılımcılara en derin muhabbetlerimi sunar, sa’yinizin bereketli ve rıza-yı ilahiye vesile olmasını gönülden dilerim.

M. Fethullah Gülen