Yazdır

Gürcistan'ın Başşehri Tiflis'te 30 Eylül-1 Ekim 2004 Tarihlerinde Yapılan "Globalleşme ve Medeniyetlerarası Diyalog Sempozyumu"na Gönderdiği Mesaj

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Mesajları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Saygıdeğer Başkan,
Değerli Katılımcılar,

Devam etmekte olan rahatsızlıklarım sebebiyle, pek arzu etmeme rağmen, sizler gibi seçkin insanların bir araya geldiği, böylesi bir toplantıya katılamamanın üzüntüsü içindeyim.

Yüksek malumları olduğu gibi, haberleşme ve seyahat vasıtalarının inanılmaz derecede geliştiği ve dolayısıyla dünyanın büyük, global bir köy haline geldiği günümüzde, herhangi bir ülkedeki köklü değişimler sadece o ülke ile sınırlı kalmamaktadır.

Dönem, interaktif münasebetler dönemi olup, insanlar ve milletler gittikçe birbirlerine daha muhtaç ve daha bağımlı hale gelmekte, dolayısıyla bu da, karşılıklı münasebetlerin daha yakınlaşmasına sebep olmaktadır.

Bu dönem, birtakım iyiliklerin, diğer topluluklara kolaylıkla intikaline zemin hazırladığı gibi, aynı ölçüde kötülüklerin de yayılmasını kolaylaştırmaktadır. Bir yönüyle, ortak dertler, ortak çözüm yolları arayışını da beraberinde getirmektedir.

"Küreselleşme ve Medeniyetlerarası Diyalog Kongresi"nin böylesi bir arayış gayreti olduğunu, dolayısıyla bu toplantının ve toplantıda tartışılacak konuların bölge halkları kadar, diğer milletleri de yakından ilgilendireceğine olan inancımı sizlerle paylaşmak isterim.

Ferdin hukuku toplum hukukuna feda edilemeyeceği gibi, toplum hukuku ferdî haklar üzerine oturmak mecbûriyetindedir. Dolayısıyla, semavî dinlerin, en son olarak da, bütün şümul ve detayıyla İslâm'ın tam tesbitini yaptığı ve Batı dünyasında cihan savaşlarından sonra sözü edilmeğe başlayan temel ferdî haklar, modern ifadesiyle, temel insan hakları ve hürriyetleri, bu milenyumda vazgeçilmez bir konuma sahip olacaktır.

"Haksız yere bir insanı öldürenin bütün insanları öldürmüş, bir hayatı kurtaranın da bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olacağı" Kur'an hükmüdür. Bu açıdan bakıldığında, din adına yapılan şiddet hareketleri, tıpkı tarihte meydana gelen din savaşlarında olduğu gibi, bizzat dinlerin, ama özellikle üç semavi dinin özüne karşı savaşlardır. Samimi dindarlar, böylesi hareketlere karşı mücadeleden geri durmamalıdırlar.

Öyle inanıyor ve ümit ediyorum ki, yeni milenyum, korkulduğunun aksine, en azından önceki asırlardan daha mutlu, daha âdil ve daha merhametli bir dünya va'd etmektedir. Evet, aynı kökten geldikleri, aynı temel esaslara sahip bulundukları, aynı kaynaktan beslendikleri halde, asırlarca rakip dinler olarak yaşamış bulunan İslâm, Hristiyanlık ve Mûsevîlik arasında başlayan, hattâ eski Hind ve Çin dinlerini de içine alacak şekilde gelişen diyalog teşebbüslerinin olumlu neticeler verdiği müşâhede olunmaktadır.

Dinle çatışması, çelişmesi mümkün olmayan bilimlerin pozitivist ve materyalist bir inkâra yol açtığına acı acı şahid olmuş ve bundan, en fazla da Hristiyanlık müteessir olmuştur. Bu sahada gerek Hristiyan ilâhiyatçı ve bilim adamları, gerekse Müslümanlar tarafından yapılan çalışmalar, öyle ümid ediyorum ki, bu kaç asırlık din-bilim kavgasına bir son verecek, en azından, bu kavganın lüzumsuzluğunu tescil edecektir.

Bu çerçevede gelişen, bu çerçeveye oturan eğitimin neticesinde kalbi dînî ilimlerle ve maneviyatla doygun, kafası ilimlerle aydın, devrin içtimaî, iktisadî ve siyasî çemberini çok iyi bilen, her türlü insanî, ahlâkî değerlerle bezeli, gerçekten münevver nesiller yetişecek ve ihtiyar dünyamız, ölümünden önce muhteşem bir bahar yaşayacaktır.

Bu bahar, zengin-fakir uçurumlarının çok büyük ölçüde kapandığı; yeryüzü servetlerinin mümkün olan en âdilâne biçimde, tabiatıyla emek-sermaye ve ihtiyaçları birlikte gözeterek taksim edildiği; ırk, renk, dil ve dünya görüşü temelli her hangi bir ayırımcılığa pirim verilmediği; temel insan hak ve hürriyetlerinin gözetilip, ferdin ön plana çıktığı ve neticede bütün kabiliyetlerini geliştirme yolunu bulup, insan-ı kâmil olma çizgisinde aşk u şevk kanatlarıyla yolculuklar yaptığı; dinsizliğin büyük ölçüde tarihe karıştığı; her türlü ahlâksızlığın, beşerin ufkundan sıyrılıp giden karanlıklarla birlikte ufkumuzdan büyük ölçüde sıyrılıp gideceği bir bahar olacaktır.

Evet, sevgi, merhamet, diyalog, herkesi kendi konumunda kabûl, karşılıklı saygı, hak ve adalet temelleri üzerinde yükselecek olan bu bahar, insanlığın gerçek özünü bulacağı bahardır. İyilik, güzellik, doğruluk ve fazilet, dünyanın esas mayasıdır. Ne olursa olsun, dünya, er geç kayıp bu çizgiye gelecektir ve bunu engellemeğe kimsenin gücü yetmeyecektir.

Bu mütevazı düşüncelerimi sizlerle paylaşma fırsatı verdiğiniz için, Saygıdeğer Başkan'a ve seçkin katılımcılara tekrar saygılarımı sunuyorum.