Yazdır

Ahlâkî Prensipler

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori Çekirdekten Çınara

Oy:  / 20
En KötüEn İyi 

Neyi iyi, neyi kötü görüyoruz? Çocuklarımızın nasıl yetiştirilmesini düşünüyoruz? Bu konuda gerçekleştirmeyi tasarladığımız bir plân ve proje var mı?

Oğlumuzun nasıl yetişmesini düşünüyoruz? "Ben çocuğumu şöyle görmek istiyorum." deyip sonra da bunu tahakkuk ettirmek için ne yapıyoruz? Gece geç vakitlere kadar şurada-burada vakit geçirmesine nasıl bakıyoruz? Ve hangi saatte eve gelirse gelsin kapımızı açacak ve sinemize basacak mıyız?

Neyi, nereye kadar kabul ediyor; neye ahlâk diyor, neye ahlâkın dışı diyebiliyoruz? Nelere iyi, nelere kötü nazarıyla bakabiliyoruz?

Çocuklarımıza nereye kadar müsaade edeceğiz? Kılık ve kıyafetlerine karışma mevzuunda bir prensibimiz olacak mı?

Olanlardan hoşnut değilsek şu ana kadar neler düşündük? Başvurduğumuz bir çare oldu mu? Çare arama yolunda ne kadar kapı çaldık, kaç mütehassısa başvurduk, kaç damla gözyaşı döktük? Bu konu bizi bir yakınımızı, bir komşumuzu ya da milletimizi alâkadar edebilir; ancak bütün bu konularda gerçekten bir çözüm arayışı içerisinde olduk mu?

Bu mevzuda bir hesabımız, bir plânımız yoksa, demek ki biz de Rasûlü Ekrem'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadis-i şeriflerinde ifade buyurdukları gibi adım adım, karış karış, arşın arşın bizden evvelkilerin izine takılmış, onlara uymuş ve aynı gayyalara sürüklenmişiz demektir. Aslında bütün bunların temelinde Allah'ı, Rasûlü Ekrem'i (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Kur'ân'ın prensiplerini bir yana itip heva ve hevesimize kulluk etme vardır.

Bugün hemen hepimizin, az çok müşteki olduğu bir evlâdı vardır. Acaba onun bir kısım zikzakları karşısında ne düşünürüz? Sadece düşünebilmek bile çok mühimdir. Evet şöyle-böyle mutlaka düşünmemiz gerekiyor. Kendimize dönerek: "Hakikaten biz bu mevzuda ne yapabiliriz?" sorusu üzerinde durmamız gerekiyor. Tabiî kendimizi de; acaba biz müsamahalı, haşin, yoksa vurdum duymaz birisi miyiz? Evimizde olup bitenleri bir ölü hissizliği, sessizliği içinde seyretmekle mi yetiniyoruz, yoksa her gün evde bir çözüm arayışında mıyız?

Bu soruları daha da çoğaltabiliriz. Meselâ; bir kayyim gibi çocuğumuzun arkasına takılıp, onun arkadaşlık kurduğu kimseleri tanıma gayreti gösteriyor muyuz? Her zaman ona iyi bir vasat hazırlayabiliyor muyuz? Bugüne kadar onu ne tür arkadaşlarla tanıştırdık? Biz tanıştırmadıksa o kimlerle gezip tozuyor? Sadece okula kaydettirmek veya muallime teslim etmek ya da bir Kur'ân kursuna yerleştirmek yeterli midir? Hatta sadece camiyi göstermek, imamla tanıştırmak yeterli midir?

Bu iç içe soruların, bu sorulara cevap aramanın yanında, kendi hayatımızın düzeni, derinliği, içtenliği, kararlılığı ve bize ait albenisi de çok önemlidir.