Yazdır

Devlet Adamları ve Zenginlerle Olan İlişki Adına Ölçüler

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori İrşad Ekseni

Oy:  / 11
En KötüEn İyi 

Tebliğ ve irşâd adamı, devlet yetkilileriyle ve entel denilen sınıfla, tebliğ ve irşâd zaruretlerinin dışında içli-dışlı olmamalıdır.

Allah Resûlü (s.a.s) bir hadîslerinde, mürşit ve alimin en şerlisinin ümerâ kapısına gidenler; ümerânın en hayırlısının da ulema kapısından ayrılmayanlar olduğunu ifade etmektedirler.

İrşâd ehlinin hiç kimseye karşı minnet borcu olmamalıdır. Zengin sofralarında midelerine takılanlar, devlet yetkililerinin kapılarını aşındırıp onlara temellükte bulunanlar, ne onlara ne de başkalarına müessir olamazlar. Çünkü insan hep ihsanın kulu olagelmiştir. Zenginler ve devlet yetkilileri, mürşit ve mübelliğlerin huzuruna gelirse, her türlü istismara kapalı kalmak şartıyla bu onlar adına takdirle yâd edilecek bir davranış olur. Çünkü hakikî mürşit, onların elinden tutar ve onlara kendi ikliminin öteler buudlu soluklarını duyurabilir. İçtimaî, ticarî ve idarî hayatın içinde bunalmış bir ruh için bu da bir nefes aldırma demektir.

Ömer b. Abdülaziz halife iken, yanında her zaman âlimlerden bir grup bulunurdu. Ömer, onlardan daha zâhidâne bir hayat yaşıyor olmasına rağmen, onlarla istişâre etmekten geri kalmazdı. Reca b. Hayve de bunlardandı. Bir de sohbetlerini dinlemek için ayaklarına gittiği kimseler vardı. Bizzat kendisi: 'Ben, Ubeydullah b. Abdullah'ın yanında geçirdiğim bir saati, bütün ömrüme bedel sayarım' derdi. Büyüklerin sözlerine kulak kesilir, onların hayatbahş olan beyanlarını büyük bir dikkatle dinler ve sohbet meclislerinden de, imkân nisbetinde istifadeye çalışırdı. Halbuki Ömer b. Abdilaziz, en az sohbetlerine gittiği bu insanlar kadar bir ilim ummanıydı. Zaten onu Ömer b. Abdilaziz yapan da buydu. Bu itibarla da o, iki küsur sene hilafette kalmış olmasına rağmen en az yarım asırlık icraatta bulunmuştur.

Ama bazıları da vardır ki, irşâd mazeretiyle ümerâ kapısına gidip geldiklerini söylemiş fakat, kısa bir müddet sonra değil ümerâyı irşâd etmeleri, kendileri dahi zebil olup gitmiş ve bütün mevhibelerini kaybetmişlerdir. Halbuki genel anlamda entel insanlarla düşüp kalkma ve meclislerini sadece onlara hasredip sırf onlarla görüşme Allah Resûlü (s.a.s)'nün yolu değildir. Belki zaruret anında bu da yapılmalıdır ama, özden taviz vermeyecek şekilde aradaki mesafe de korunmalıdır. Bakınız, daha Mekke devrinde, Kureyş'in ileri gelenleri Allah Resûlü (s.a.s)'ne mürâcaat ederek, kendilerine bir gün ayırmasını istemişlerdi. O gün mecliste Ammar, Bilal, Suheyb (r.anhüm) gibi kimseler bulunmayacak; Allah Resûlü (s.a.s) sadece bu entellerle muhatap olacaktı. Hemen âyet gelip, hatır ve hayalin kapılarını dahi bu işe kapayarak:

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذيِنَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيَّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ وَلا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُطًا

'Sabah-akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber bulunmaya sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine tabi olan kimselere uyma!' (Kehf sûresi, 18/28) tenbihinde bulunmuştu.

Zaten, O'nun âli ruhu, böyle bir düşünceyi kabul etmekten fersah fersah uzaktı. Kaldı ki sabır, içinde bulunulan durum üzere devam mânâsına gelir. Böyle olunca da Cenâb-ı Hakk, Efendimiz'e, içinde bulunduğu durumun müspet olduğunu ve bu vaziyetine devam etmesi gerektiğini bildirmiş oluyordu. Yoksa Allah Resûlü (s.a.s)'nün içinde, Mekke müşriklerinin teklifini kabul etmeye dair herhangi bir meyil söz konusu değildir.

Hulâsa; Efendimiz (s.a.s) bir mürşit, Kur'ân da en mükemmel mürşidin şahsında bize usûl ve prensip öğreten bir kitaptır. Kur'ân'ın tâlim ettiği prensiplerden biri de, cemiyet içinde, zengin, idareci ve entel sayılan sınıflara karşı müstağni davranma, onlara temenna çekmeme ve ruh istiklâlini zedelemeden tebliğ ve irşâda devam etme prensibidir. Eğer insanımız böylesi mürşitler bulursa, çok şey bulmuş olacaktır. Aksine, yığınlar mürşit taslaklarının iğfalinde kaldığı sürece, bu millet daha nice seneler mürşit ve mübelliğ bekleyecektir.