Yazdır

Hadislerin Korunması

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Mu'tezile ne yaptı? Mu'tezile, öncelikle, Hadis hakkında şüpheler ortaya attı. Bu açıdan diyebiliriz ki, günümüzde Hadis'i reddedip: 'Hadisler, ancak Hicrî 3'üncü asırda toplanıp, yazıya geçirildi; dolayısıyla, her şey aslıyla muhafaza edilemedi' diyenler, çok orijinal bir fikir ortaya atmış olmuyorlar. Belki onlar bu düşünceleriyle sadece Neo-mu'tezile unvanını hak ediyorlar.

Aslında Mu'tezile bu tür fikirleriyle ortada iken ve tesiri en geniş bir dönemini yaşarken, hadisler, devasâ imamlar tarafından, hem de tarihte eşi-emsali görülmedik derecede muhteşem ve itiraza mahal olmayan en ilmî usullerle tespit ediliyor ve kitaplara geçiriliyordu. Hatta, çok daha erken bir dönemde Ömer b. Abdülaziz'in emriyle, resmî olarak İbni Şihab ez-Zührî hadisi tesbitle vazifelendiriliyor ve resmî tedvîn dönemini başlatıyordu. Ayrıca, Abdullah b. Ömer'in mevlâsı, İmam Malik'in hocası, Leys ibn Sa'd'ın da şeyhi olan Nâfi ve bizzat Leys ibn Sa'd da hadisleri tespit ediyorlardı. Bunlardan daha önce, Ebu Hüreyre'nin talebesi Vehb ibn Münebbih de hadisleri toplayanlardandı. Muhammed Hamidullah Hoca, bu zatın, bilhassa Ebû Hüreyre'ye dayanarak tesbit ve neşrettiği hadisleri yayınlamış ve onların mukayeseli bir kritiğini yapmıştı.

Hadislerin Kayda Geçirilmesi

Mustafa el-A'zamî de, yaptığı araştırmalarla, çok erken bir devirde bizzat Sahâbe ve Tabiîn tarafından hadislerin yazıldığını tespit etmiştir. O kadar ki, bu zatın tespitlerine göre, daha Hicrî birinci asırda talebelerine hadis dikte eden Sahabî sayısı 50'yi buluyordu.

Hadisler, İslâmî iffet ve ismeti dorukta temsil eden devasâ kâmetler tarafından yazılmış, tespit edilmiş ve çok emin kanallarla Buharîler Müslimler.. gibi bu alanın dâhi imamlarına intikal etmiş ve bu üstün fıtratlar bir kere daha hadisleri, metin ve senet kritiğine tabi tutarak ayıklanması gerekenleri ayıklamış ve teksif-i himmet edilmesi gerekli olan sahihler üzerinde himmetlerini yoğunlaştırmışlardır.

Meselâ İmam-ı Buharî, elinin ulaştığı bütün sahihleri toplamaya çalışmış bu sahihlerden meydana getirdiği eserine 'el-Câmiu's-Sahih' ismini vermiştir. Bilahare gelen bu sahanın üstadları, Buharî'nin sahih hadislerle ilgili şartlarını taşımakla beraber, bu büyük imamın kendi zamanında ulaşma imkânı bulamadığı sahih hadisleri ihtiva eden istidrakler yazmışlardır. Bunların başında, Şafiî mezhebine bağlı, allâme ve mütebahhir Dârekutni gelir ki, bu sahada yazdığı Süneni meşhurdur. Aynı sahada bir diğer meşhur eser de, Hâkim en-Neysabûrî'nin Müstedrekidir.

Nebevî Mirasın Korunması

Hülasa diyebiliriz ki, hadisler, ta devr-i Risaletpenâhiden itibaren tespit ediliyordu. Daha sonra resmî tedvine izin verildiği; hatta teşvik edildi ve derken pek çok istidat o alana yöneldi. Vakıa Efendimiz (sav), bir zaman bazılarına, 'benden Kur'an'dan başka bir şey yazmayın' demişti ama, bu, belli bir dönem için söz konusuydu. Nitekim Buharî'nin Kitabü'l-ilm bölümündeki bir hadiste, Allah Rasûlü, Veda Hutbesi'nin kendisi için yazılmasını isteyen Ebu Şâh karşısında ashâbına: 'Ebu Şâh için yazın!' buyurarak bir döneme son veriyordu. Ayrıca, Allah Rasûlü'nün, Abdullah ibn Amr ibn Âs'a bir münasebetle, 'yaz, bu ağızdan doğrudan başkası çıkmaz' buyurduğunu, Buharî, Müslim ve Ebu Davut'ta kaydediyorlar. Ehlinin bildiği ve bizim de bir nebze 'Sonsuz Nur' isimli kitabımızın son kısmında arz etmeye çalıştığımız üzere, Sahâbe (Allah, hepsinden razı olsun), Allah Rasûlü'nün hadislerine, dînî bir gayretle sahip çıkmış ve dolayısıyla da daha önceki ümmetlerin başına gelen nebevî mirasın korunamaması felâketi, bu ümmetin başına gelmemiştir.

Ayrıca, Sünnet hakkında gerek müsteşriklerin, gerekse içimizde bazılarının ortaya attıkları şüphelere karşılık cevap mahiyetinde bugüne kadar bir hayli kitap yazılmıştır. Sünnet'e karşı, istişrak (oryantalizm) kaynaklı bu hareketler ilk defa sistemli şekilde Mısır'da ortaya çıktığından, oranın ulemasından gereken cevabı almıştır. Bu konuda ilk yazılan eserlerden biri Merhum Mustafa Sıbâi'nin, 'es-Sünnetü ve Mekânetühâ fi't-Teşrîi'l-İslâmî' isimli eseridir. Ardından 'Hucciyyetü's-Sünne', 'es-Sünne Kable't-Tedvîn' vb kitaplar birbirini takip etmiş, hattâ sadece Ebu Hüreyre'nin çok rivayet ediyor diye tenkit edilmesine karşılık, 'Râviyetü'l-İslâm Ebu Hüreyre' adıyla hususî kitaplar yazılmıştır. Ne var ki, Hadis'e ve Sünnet'e yapılan itirazlar, ilk günden beri Hadis tarihi açısından defalarca cevaplandırılmış olmasına rağmen, orijinal bir şey gibi bu bayat bilgiler tekrar tekrar ortaya atılmış ve zihinler bulandırılmak istenmiştir. Günümüzde Batılı kaynaklarda gördükleri itirazları yeni zanneden bazı müstağribler, bu eski şeyleri yeni bir şey keşfetmiş gibi kitaplara dökmüş ve sâfi zihinleri yeniden bir kere daha ifsat etmişlerdir. Halbuki, bu itirazların bir kısmı, daha İbn Kuteybe döneminde cevaplandırılmış, kalanları da, daha ortaya çıktıkları dönemde reddedilmiş, ciddi bir mantığa dayanmayan vâhî iddialardır.