Yazdır

Kur'an-ı Kerim'de Güneş Manzûmesi

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Kur'ân-ı Kerim'in müspet ilimlere mücmel bir bakışı söz konusudur. Ancak O'ndaki cümle, kelime ve harflerin hususi konumlarının dikkati çekecek ölçüde açık-kapalı bir kısım hakikatlere işaret ettiği bir gerçektir.

Kur'an muhit ilimden geldiği için bilim ve teknik hangi seviyeye ulaşırsa ulaşsın Hazret-i Furkan'ın bu icmâlî fâikiyyeti devam edecektir. Zira o, ifadelerinde mu'cize olduğu gibi muhteva ve mazmununda da kuşatıcı ve aşkındır. O, bilimle alakalı konularda teferruata girmez ama bazen pek çok yeni tespit ve keşfin anahtarını ortaya kor ve çok uzun cümlelerle anlatılabilecek gerçekleri sadece bir veya yarım cümle ile, bazen de 3-4 kelime ile kestirmeden ifade eder. Ama o, bu ifadelerinde öyle kelimeler seçer ki, müspet bilimin mukarrer birer kanun olarak ortaya koyduğu hususların hemen hepsini, hem de zihinlerde herhangi bir şüphe ve tereddüde de meydan vermeyecek bir üslupla işaretler.

Az Söz Çok Mânâ

Meselâ Kur'ân, 3-4 kelime ile Güneşi ve Güneş manzûmesini resmederken, onların mebde ve müntehalarıyla nasıl bir çizgi takip ettiklerini, müşahede, akıl, mantık ve his açısından öyle sağlam ve boşluğu olmayan bir üslupla ortaya koyar ki, astronomi gözüyle bakıldığında insan, iç içe hadiselerin birkaç kelime ile özetlendiğini görür:

'Güneş, kendisi için belirlenen bir yörüngede akar (döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah'ın takdiridir.' (Yâsin, 36/38)

Cümlenin kuruluşu ve kelimelere yüklenen hususiyetiyle ayet, Güneş'in, karardîde olabileceği bir noktaya doğru akıp gittiğini anlatır. Bu mânâ çok açıktır; öyle ki çok az Arapça bilen bir insan dahi bunu hemen anlayabilir. Hele, kelime ve harflere inildiğinde, daha geniş ve teferruatlı bilgilerin verildiğini görürüz. Bundan 500-1000 sene önce yazılmış tefsirlere müracaat edildiğinde müfessirlerin hepsinin ayetten aynı mânâyı anlamış olmaları da, bu yorumun ne kadar isabetli olduğunu göstermesi bakımından fevkalade manidardır. Yaklaşık hicri 6-7. asırda geniş bir tefsir yazan Fahruddin Râzî ne demişse, ondan 3-4 asır önce yaşamış olan İbn Cerir de aynı şeyleri söylemiştir. Evet bunlar Güneş'i anlatırken, bugünkü bilgimize yakın bilgiler vererek Güneş'in kâinat cinsinden bir nesne olduğunu ve bir nizamın parçası olduğunu ifade etmişler ki, hayret etmemek elden gelmez. Dahası onlar bu sözlerini, sahabeden İbn Ömer, İbn Abbas veya İbn Mesud'a dayandırmışlardır.

Mukadder Akış

Burada meselenin en dikkat çekici yönü de, 'li mustakarrin' ifadesindeki harf-i cerrin birkaç mânâya gelmesi ve her mânânın bugünün astronomi bilgilerini teyid edici mahiyette olmasıdır. Buradaki 'li' harf-i cerri, eskiden beri dilcilerce üç mânâya delalet ettiği üzerinde durulmuştur:

1) 'li' mânâsına,
2) 'fî' mânâsına,
3) 'ilâ' mânâsına.

İlk mânâya göre Güneş, kendi etrafında Mevlevî gibi döner. Bu dönüş yaklaşık bir ayda tamamlanır. Ancak Güneş'in her bölümü aynı hızla dönmez. Dönüş hızı, ekvatorda yaklaşık 25 gün, kutuplarda ise 36 gün olmak üzere değişiklik arz eder. İyice derinlerde konvektif (kaynar) tabakanın alt kısımlarında ise her şey dönüşünü 27 günde tamamlar. Eğer Güneş, katı halde olsaydı, dünyamız gibi bütün bölümlerinin aynı sürede dönmesi gerekirdi. Bilindiği gibi Dünya, kendi ekseni etrafında bir günde yani 24 saatte bir defa döner.

Güneş'in saniyede 20 km'lik dehşetli bir hızla Vega yıldızına yönelik diğer bir hareketi daha vardır ki, astronomi dilinde onun seyrettiği bu yörüngeye 'solar apex' denir. Bu hız, saatte 72 bin km'yi bulur. Yani Güneş'in kendisine ait bir yolu olup, durmadan orada hareket eder ve belirli bir noktaya doğru yol alır. İşte Kur'ân'ın 'Güneş, kendisi için belirlenen yörüngede akar (döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah'ın takdiridir.' ayeti, teferruata girmeden bunların hepsine açıktır.

Güneşin hareketleri açısından burada en önemli husus, onun belirlenmiş bir süreye bağlı olarak, mukadder bir sona doğru akıp gitmesi hadisesidir. Belli bir çizgide, kendi hareket-i meczûbânesiyle kendi sonuna doğru yüzüp gitmesini sırasıyla yukarıda icmâlen temas edilen 'li', 'fi', 'ila' mânâsına gelen 'li müstekarrin' kelimesinin başındaki harf-i cer ifade etmektedir.

Güneş'in Yolculuğu

Bu âyetin yorumunda her zaman iki yaklaşım söz konusu olmuştur; Zaman ve mekân. Mekânın mülahazaya alınmasına göre Güneş, belli bir merkeze ve belli bir noktaya doğru akıp gitmektedir ki, bu nokta manen 'arş' maddeten de ona işaret olarak -Beytullah'ın Kâbe hakikatini işaretlemesi gibi- vega merkezidir.

Zaman düşüncesinin öne çıkarılmasına göre ise, Güneş'in hareket ve fonksiyonu zaman olarak belli bir süre ile mukayyettir; o bu süreyi tamamlayınca halihazırdaki misyonunu da bitirmiş olacaktır.

Bir tespite göre Güneş 4,6 milyar senelik ömrü içinde halihazırdaki seyahati, onun 19. seyahati kabul edilmektedir. Yine ilmî tahminlere göre 250 milyon yılda gerçekleştirdiği bu hareketi daha kaç defa tekrarlayacaktır, bunu kestirmek mümkün değil.. aslında 19'a takılıp kalması da ihtimalden uzak değil. Bugün o, saatte 72 bin km. hızla kendi değişim, dönüşüm ve istihale ufkuna doğru yürümektedir. Tıpkı bizim belli bir noktaya ve başkalaşmaya doğru yürüdüğümüz gibi. Ancak bu seyahat ve yürüyüşün Güneş'e mahsus 'fi' tevcihiyle alakalı dairevî bir yanı var ki, o da oldukça önemli sayılır ve üzerinde durulmaya değer.

Bir Güneş veya bir gezegenin kendi mihveri ya da bir başka kütlenin çevresindeki kapalı devre de diyebileceğimiz hareketine dairevî hareket diyoruz. Buna göre dönerek hareket eden bir cisim, bir yandan kendi mihveri etrafında dönerken, diğer yandan da bu hareketini bir yörüngeye bağlı olarak gerçekleştirmektedir. Ne var ki, konuyla alakalı bu ayet hem de benzer diğer ayetlerde müşterek nokta, güneşin düz hareket değil de bir 'felek'te dairevî yüzüp gittiği şeklinde gerçekleşmektedir ki, 'Ne Güneş'in Ay'a yetişmesi ne de gündüzün geceyi gelip geçmesi uygun ve (olası) değildir. Bütün bu (gök cisimlerinin) hepsi ayrı ayrı bir 'felek'te yüzer giderler' (Yâsin, 36/40) ayeti bunu daha da umumileştirerek bütün semavî cisimlerin benzer hareket içinde olduklarını vurgular.

'Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah'ın takdiridir.' (Yâsin, 36/38) Ayet-i kerimedeki 'Müstakar' kelimesi de, insanın aklına bu türden mânâlar fısıldamaktadır. Güneş dönerek, kendi için bir son noktaya doğru ilerlerken tabiatıyla küre-i arzın hareketinde de değişiklikler olur. Evet Güneş, yol alırken onun etrafında dönen küre-i arz da helezonik bir yolla devinir durur ve her sene sürekli değişen ve uzayan bir mesafeyi almaya uğraşır. Bu iç içe hareketten Güneş'in daima bir yolculuk halinde olduğu anlaşılsa da onun bu yolculuğu katiyyen sonsuz değildir. Kuvve-i kudsiye Güneş için nereyi son nokta olarak tayin etmişse, bu yolculuk orada son bulacak ve ihtimallerden biri, işte o zaman kıyamet kopacaktır...

Aslında Güneş manzûmesi, Samanyolu içinde çok küçük bir yer teşkil etmektedir; zira o, Samanyolu içinde milyarlarca yıldızdan sadece biridir. Allah (celle celalühü) Samanyolu'nu öyle tanzim etmiştir ki, Güneş onun merkezinden ışık hızıyla tam 30 bin senelik bir uzaklıkta bulunmaktadır. Yani eğer o, ışık hızıyla sürekli yol alacak olsa, ancak 30 bin sene sonra Samanyolu'nun merkezine ulaşabilecektir.

Büyük-küçük bütün sistemler gibi Samanyolu da kendi etrafında dönerek hareket etmektedir. Dolayısıyla güneş de, gezegenlerden, kuyruklu yıldızlardan ve diğer gök cisimlerinden oluşan bütün ailesiyle birlikte, galaksinin merkezi etrafında hem dönmekte, hem de ilerlemektedir. Güneş'in bu hareketinin hızı ise kendi etrafında dönmesinden daha dehşet vericidir: Saniyede 268 km. Ne var ki, Güneş'in yörüngesi çok büyük olduğundan bir turunu ancak yaklaşık 230 milyon senede tamamlayabilmektedir. Ama o da büyük-küçük cirimler gibi 'yüzme' sözüyle ifade edilirse, yerinde bir ifadeye uygun şekilde yüzerek bir sona doğru gitmektedir.

Hemen hemen bütün galaksiler belli bir kümeye aittirler. Samanyolu da, içinde 20 galaksi bulunan küçük bir gruba dahildir. Her küme içindeki galaksiler, çekim kuvvetiyle birbirlerinin çevresinde dönerler. Ancak her kümenin içinde meydana gelen bu hareketten başka, kümeler de bir bütün olarak hareket ederler. Bu arada her küme, ötekilerden uzaklaşma hareketi içindedir. Evet, dünyadaki bir gözlemci, bütün kümelerin hızla Samanyolu'ndan uzaklaştığını, diğer galaksilerdeki bir gözlemci ise bütün kümelerin kendisinden uzaklaştığını söyleyebilir.

Her galaksi kümesi uzaklığıyla orantılı olarak hızlı hareket eder. Mesela, Dünya'dan 100 milyon ışık yılı uzaklıkta olan bir sehâbiye, sâniyede aşağı-yukarı 2500 km. hızla, 500 milyon ışık yılı uzaklıkta olan bir galaksi ise sâniyede 12000 km. hızla hareket eder. Güneş'in bu iç içe ve olabildiğine karışık gibi görünen; fakat bir nizam içinde cereyan eden bu hareketi, gidip karardîde olacağı bir yerde (müstekar) son bulacaktır. Elbette ki, 4 milyar 600 milyon senedir enerji üreterek etrafına ısı ve ışık saçan Güneş'in yakıtı da sonsuz değildir. Bilim adamları, Güneş'in ancak 5 milyar sene daha şimdiki aktif haliyle devam edebileceğini söylüyorlar. Bu onların sözü; ama mülahaza dairesi de açık. İhtimal bu sürenin sonunda Güneş, iyice şişip, kızıl bir dev olarak Dünya'mızı yutacaktır. Bundan 1 milyar sene sonra da aniden çökerek sönmüş küçük bir beyaz top haline gelecektir. Kader sebkat edip bir sebep önünü kesmezse...

Ayrıca güneş, kendi galaksisi içinde tamamen merkezine bağlı olarak hareket etmektedir. Onun bütün hareketleri Samanyolu'yla, Samanyolu'nun hareketleri de bulunduğu galaksi grubuyla sınırlıdır. Ancak bütün bu sistem ve galaksilerin verasında bir kuvve-i kudsiye vardır ki, herşeye hareket kabiliyet ve imkanını veren O'dur. Bu kuvve-i kudsiye, bütün sistem ve galaksiler üzerinde muttarıt tasarrufta bulunmakta ve varlığına, birliğine tekvînî bir kaside tanzim etmektedir. Bu kuvve-i kudsiye, esmâ-i ilâhiye ve sıfât-ı kudsiyeden gelmektedir ki, her şeyin verasında bunlar vardır. İmam-ı Rabbânî'nin ifadesiyle de, 'Veraların veraların veraların verasında Allah'ın her şeyi evirip çevirmesi söz konusudur.' 'Li' harf-i cerri 'ilâ' mânâsına alındığında bu mânâlar bahis mevzuudur.

Kur'an'ın Dili

Burada hemen şunu ifade etmeliyim ki, eğer ayetler, ilmi ve tekniği teşvik etmeseydi, arkadan teleskoplar icat edilerek gökyüzünü incelemeye almasalardı, bunların hiçbirini anlamak mümkün olmayacaktı. Biz, şimdilerde elimizdeki teknik bilgiler ile Kur'ân'ın Güneş manzûmesi hakkında verdiği malumatı daha iyi anlamaktayız. Bu hususta daha ileriye götürücü teknik imkanlar ve vasıtalar hazırlanabildiği ölçüde, ayetlerin işaret ettiği yeni ufukları görmek de mümkün olacaktır. Kim bilir Kur'an, ilim ve tekniğe yol ve hedef göstererek daha nice hakikatlere işaret etmektedir ki, hakikat aşığı, ilim aşığı araştırmacıları beklemektedir. Kur'an bunları, kendine mahsus üslubuyla hedef gösterme, bazı icmâlî hatırlatmalarda bulunma, diğer erkan-ı imaniyenin yanında kendisine de iman etmeyi vurgulama gayesi çerçevesinde muhataplarına sunar.

Evet, Kur'an'ın dili budur. O, bazen açık açık, bazen işârî mânâlar ile, bazen de insanda, bilmediği âlemler hakkında ciddi bir merak hissi uyararak, onu hep bilinmedik yeni ufuklara yönlendirir ve düşündürür. Onda her şey vardır; ama teferruat var diyen mübalağa etmiş olur; işaret, hedef ve icmallerini görmezlikten gelenler de kör sayılır.

Aynı ayetin devamında Ay'a da işaret edilerek onun da hareket edip yol aldığı şu ifadelerle vurgulanmaktadır: 'Ay için de birtakım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi (hilâl) olur da geri döner.' (Yâsin, 36/39)

Ay'ın Menzilleri

Evet Ay da kendisi için takdir edilen menziller içinde yol alır. O, kendi ekseninde hareket ettiği aynı anda Dünya'nın etrafındaki yörüngesi üzerinde dolanır. Bu iki dönüş süresi 27 1/3 gündür. Yani iki hareketin de müddeti aynıdır. Ancak o, Dünya çevresindeki yörüngesinde dönerken, Güneş'ten alarak Dünya'ya yansıttığı ışıkların miktarı her zaman değişir. Bundan dolayı bazen kurumuş hurma yaprağı şekline ya da ayetteki ifadesiyle 'urcûn' halini, yani hurma salkımının eğri olan dip kısmının halini alır. Herkes burada Kur'an'ın hilale işaret ettiğini rahatlıkla anlar. Yani Ay, menzil menzil gezerken her menzilde farklı bir manzara arz eder ve hiç ışık yansımayan safhanın ardından Ay'ın hilal safhası başlar. Daha sonra ise, hilal giderek büyür ve Ay yüzeyinin yarısını kaplar. Bu safhada o, yarım ay halinde gözükür. Bunu takip eden dolunay safhasında Ay'ın Dünya'dan görülebilen yüzü bütünüyle parlamaya başlar. Sonra da parlak kısım yeniden küçülmeye yüz tutar ve bir an gelir ki, tekrar kuru bir dal gibi incelerek hilal şeklini alır.

Ay da aynı Güneş sistemi içinde, çekim kuvvetiyle Dünya'nın etrafında dolanırken Dünya'nın ve dolayısıyla Güneş'in yaptığı hareketleri yapar. Üstteki ayet, Ay'ın değişik yörüngelerde seyahat ettiğini vurguladığı gibi, Şems Sûresi'nin ilk ayetleri de 'Andolsun Güneşe ve onun ziyası arkasında onu izlediği zaman Ay'a' (Şems, 91/1-2) diyerek, Dünya ile beraber Ay'ın da, Güneş'in hareket zemini için onun etrafında döndüğünü apaçık bir üslupla ifade etmektedir. 'Telâ' bir nesnenin tâli derecede başka bir şeye tâbi olduğu mânâsına gelir ki, burada Kamer'in kademeli olarak Güneş'e bağlı döndüğünü ifade bakımından fevkalade bir kelime seçimi söz konusudur.

Takvimcimiz Ay

Ay'ın Dünya etrafında döndüğü öteden beri bilinen bir gerçektir. Kamer'in kendi mihveri çerçevesinde dönüşüne gelince, bu onun Dünya çevresindeki dönüş süresine tetâbuk eder.. ve yaklaşık takvimcilik seyahatini 29,5 günde tamamlar. Böyle Dünya merkezli bir seyahatte Ay'ın kendi yörüngesinde dönüş hızı saatte 3683 km. kabul edilmektedir.

Kur'an-ı Kerim, tafsilata girmeden, vakayı vaz' ediliş gayesine bağlayarak, temel disiplinler açısından Ay'ın, Dünya çevresinde dönerek, bir aylık süre içinde uğradığı menziller itibariyle Dünya ile yaptığı açı farklılıklarından ötürü meydana gelen örüntü değişikliklerine temas eder ve seyahati açısından bize göre, belli burçlarla mukabele, örtüşme veya tekâtüüne 'menzil' der. Ay, uğrak yerleri sayılan menziller (menâzil)e uğradığında Güneş'ten aldığı ışık sahası değiştiğinden biz de değişik görüntüler alırız. Ayın, bütün bir ay boyunca, değişik menzillerden değişik görüntüler vermesi, ayları, seneleri hesaplama imkanını verme ve bunları sürekli tekrarlama ibadet vakitlerinin belirlenmesi bakımından çok önemlidir. 'Sana hilalleri soruyarlar, de ki, onlar insanlar için bir takvim ve haccın vakit ölçüleridir' (Bakara, 2/189) mealindeki ayet, hem Ay'ın değişik hareketlerini hem de bu hareketlerle bize anlatılmak istenen temel espriyi anlatması bakımından fevkalade manidardır.

Hasılı, Güneş'in dairevî hareketi üzerinde durduğumuzda ifade ettiğimiz gibi, Ay, Güneş ve yıldızlar hepsi ayrı ayrı feleklerde yüzüp durmakta, Aziz ve Alim olan Allah'ın (celle celalühü) takdirini ilan etmektedirler.