Yazdır

Dağların Hareketi

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 6
En KötüEn İyi 

Dağların, bulutlar gibi yürümesi ve hareket etmesi öteden beri farklı yorumlana gelmiştir. Konuyla alakalı ayet-i kerimede meâlen Cenab-ı Hak şöyle buyurur: 'Sen dağları görür, onları yerinde duruyor sanırsın. Oysa onlar, bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu) her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sun' u rasîn ve bediidir.' (Neml, 27/88) Burada esaslı bir nükte var; o nazarı itibara alınmazsa, ayet yanlış anlaşılabilir. Bazıları bununla, Batı Avrupa'daki yürüyen dağları düşünebilir; ancak bu çok uzak bir te'vildir ve izaha muhtaçtır. Bu konuyla ilgili 'toprağa dâyelik yapan dağlar, zamanla eriyerek toprak haline gelir ki, bu halleriyle onları yürüyor kabul etmek düşünülebilir. Tabii bir gün dağlar eriye eriye yok olup gider ve dolayısıyla câmid olmadıkları ortaya çıkmış olur.' Bu da farklı bir yaklaşım tarzı ve tenkit edilebilir.

Burada, daha değişik şöyle bir tevcih de söz konusu olabilir. İhtimal cüz zikredilip kül murad edilmekte veya tâbi nazara verilerek metbûun durumu vurgulanmak istenmektedir. Ancak küre-yi arzın bu hareketi, onun dışına çıkılmadıkça hissedilmemekte ve üzerindeki müşahede sanki hiç hareket etmiyor gibi gelmektedir. Dağlar da tıpkı küre-yi arz gibi insana hareket etmiyor gibi görünmektedirler. Oysa onlar, Kur'an'ın ifadesiyle 'bulutların yürümesi gibi yürümektedirler.' Evet burada ayet, dağların hareketini nazara vererek cüz'ü zikirle küllü murat etmiştir. Yani burada dağlar zikredilmiş ama dağları sırtında taşıyan küre-yi arz (dünya) kastedilmiştir. Çünkü küre-i arz, gerçekte dağlardan başka bir şey değildir. Zira dağlar, içte arzın merkezine doğru sarktığı gibi, dışta da zirveler meydana getirmekle arzın esasını temsil etmektedirler. Bu itibarla Kur'an'ın dağların hareket ettiğini bildirmesinden küre-yi arzın hareketini anlamak mümkündür. Ayrıca burada şöyle bir yaklaşım da söz konusu olabilir; bir vapurun uzaktan ilk defa direklerinin gözüktüğü gibi, küre-yi arza uzaktan bakıldığında, onun direkleri mesabesinde olan dağlar gözükür. İnsan, bir füze içinde küre-yi arzın hareket çizgisini izleyecek olursa onun bir mevlevi gibi hem kendi etrafında hem de güneşin çevresinde delice döndüğünü müşahede eder. Ne var ki burada yine insanın en fazla dikkatini çeken şey dağlar olacaktır. Bu da vaki ile çelişmeyen, hatta tam örtüşen bir yorum. Kur'an'ın bunu bahse konu etmesi onu, hassasiyet ve dikkatle üzerinde durulması gereken bir mevzu haline getirmiştir.

Bütün bunlardan başka dağlar, bir gemiyi yerinde tutmak için demir atma ne ise arz için iç ve dış pek çok menâfiinin yanında arızasız aynı vazifeyi görmektedirler. Onlar yerinde arzın merkezinden yürür, deniz gibi bir ortamdan yükselerek sağlam birer direk gibi arzı ve arzdaki her şeyi kucaklarlar. Zemin sarsıntılardan kurtulur ve sabitleşir; canlı-cansız her şey emniyetli bir gemide seyahat ediyor rahatlığına erer. Evet dağlar, kütle ağırlıklarıyla, arzın içine doğru baskı yaparak büyük ölçüde yüzey tabakayı dengeler ve kendi çerçevesinde yerkürenin ahengini sağlarlar. Küre-i arzın ömrüyle mütenasip olarak, bu ahenk yeni bir ahenk adına bozulma sürecine girer; yerkabuğu yeni şekiller almaya başlar ve derken tekerrür devr-i daimi işleyerek mevcut zirveler arzın merkezine doğru erir, akar ve yerlerine denizlere bırakır; deniz dipleri de birer ana rahmi gibi dölyataklarında besledikleri dağ malzeme ve materyaline yol verir ve yeni bir tekvîni oluşuma inkiyadlarını ifade ederler. Toplumlardaki doğumlar, gelişmeler ve ölümler gibi yer fiziğinde de, sürekli gelmeler-gitmeler birbirini takip eder durur. Fakat her şey, en mükemmele doğru bir seyahat bir oluşum esprisi içinde bütün bunları gerçekleşir. Nihayet mükemmellerden daha mükemmele sıçrama sırası gelince, bu küçük küçük gelip gitmeler, tamir ve restorasyon faaliyetleri durur; bu fani nizam bütün unsurlarıyla sarsılır ve sarsıntıları sarsıntılar takip eder. Evet 'O gün yeryüzünde dağlar da temelden sarsılır; (o koca) dağlar saçılıp savrulan kum yığınına döner.' (Müzzemmil, 73/14) İşte böyle 'Yeryüzü dümdüz hale geldiği, o içinde bulunanları dışarı atıp boşaldığı' (İnşikak, 84/3-4) gün yeni bir âlem kurulacak, gelip-gitmeler duracak ve her şey en mükemmel, en güzel, en bedii şekliyle yerli yerine oturacaktır.

Demek ki, dağların-denizlerin zaman zaman yer değiştirme devr-i daimi eğer bir yürüme ise, bu her zaman en iyiye ulaşma yolunda bir yürümedir. Bütün bu gelip gitmeler, konup-göçmeler aynı hayat olan ahirete ulaşma yolunda planlı bir hareketin neticesi ise -ki öyle olduğunda şüphe yoktur- dağların bu seyahatı da, iyiye, güzele mükemmele bağlı cereyan etmektedir ve şayan-ı takdir bir sun-i İlâhîdir. Zaten Kur'an'da 'Bu her şeyi en iyi yapan Allah'ın işi ve sanatıdır.' O, yarattığı bu şeylerle en mükemmel ve akıllara durgunluk verecek yeni bir yaratılışa ve oluşuma zihinleri hazırlamaktadır.

Burada, bilhassa bir hususa daha dikkatlerinizi çekmekte fayda mülahaza ediyorum. Küre-yi arzın dışına çıkıp onun hareketini anlama meselesi, asr-ı saadette bilinen bir husus değildi. Bu ayeti o günün insanı, kendi anlayışlarına göre nasıl anladı, onu bilemeyeceğim. Ancak fennin tespitlerini yanımıza alarak daha farklı şeyler söyleyebiliyoruz. Tabii bu ayetin ifade ettiği mânâ, bugünün insanının anlayışıyla sınırlı da değil. Gelecekte bilim, teknik ve teknoloji daha da geliştiğinde, bunlara yeni mülahazaların ilave edileceği de açıktır. Yeter ki insanlar, Kur'an'a yönelip, bütün güçlerini onu anlamaya sarf etsinler. Evet insanlar, O'nu anlamayı hayatlarının gayesi haline getirdikleri zaman, Kur'an'ın keşfedilmemiş daha nice yanlarının açılacağı muhakkaktır.